
Yoğun olan duygular nasıl ifade edilir?
Patlamaya hazırken bir tek kelime sunamamak nasıldır?
İçinden, "Sevgiymiş, pehh!" dememize ne sebep olabilir?
Aynanın karşısında "Senden nefret ediyorum" nasıl denilebilir?
Sorularla boğuşulurken nasıl nefes alınabilir?
.......
Sistemin fatihi sorunlarla boğuşurken, fikirlerini satırlara döken sessiz dertlerimin katili olma yolunda ilerliyor çırpınışlarım. Dişlerimi sıkmak çaresiz kalır, yumruklarımı kusan kollarım karşısında. Masum değiliz hiçbirimiz, savaşın ortasında kalmış tertemiz bir bedeniz. Kurşunlar sıkan basiretsiz bir aletiz, samimiyetini baruta satan mermiyiz, hastalıklara antibiyotik olmuş yılan zehiriyiz. İrtifa kaybeden fırtına, edebi rafa kaldıran kulaktan kulağa fısıltıyız…
Pencereyi açınca uzattık elimizi sıska hayata. Keskin hava tafra yaptı savurdu kasabın kucağına. Parçalanmamak için mundar ettik doğrularımızı, yanılgılarımızı saçtık, seçtik mikroplarımızı. Kaçınca batan geminin şiirsel cellâdından, süzüldük semaya. Rüzgârın hiddeti, güneşin şiddeti ve kâinatın sonlu emaneti karşıladı aciz neferi. Nefesi kesilmiş aciz nefer terini silmeden anlamayacaktı yorulduğunu. İşini gücünü ömrün girdabına sardı, huzurunu buram buram kokan şair ruhuna sattı ve inzivaya çekildi görkemli bakışlar altında.
Usulca ilerledi, sanki özür diler gibiydi bastığı toprağın tohumundan. Uzundu yolu, bilekleri zincirli, sırtında kamburu vardı. Kördüğüm olmuştu kalbi, sakindi belirsizliği, uçsuz bucaksız çöllerde yürüyordu sanki... Bir yudum suya muhtaç, muhtaçlığı ondan daha aç. Saklanıyordu hedeflerinden, terk ediyordu bilgilerini, anlamsızlaştırmak istiyordu kendini. Fersiz gözlerini buruşturuyordu tahammülsüz kolları ile, tevafuk eseri ile bile karşılaşmak istemiyordu gölgesiyle. Bileklerini birleştirmiş ilerliyordu acılı yollarda, bedenini kurtarmak için, beklide satmak için...
Yanılmış kılavuz seçeriz kimi zamanların en zor anlarında. Yoğurur bizi, fıtratımızı bencilleştirir, duygularımızı hissizleştir bu her iki ucu zindana çıkan kılavuz. Boğuşuruz onunla, dört yol ortasında düello için randevu veririz, insan sürüsü eşliğinde 3'e kadar sayarız ve çekeriz açlığımızı saliseler içinde. Ve mutluluğu öldürürüz sinsice, 2 de çekeriz tetiği çünkü. Kazarız kuyuyu, gömeriz tahriklerimizi ve kelimelerimizi. Örteriz üstüne mazilerimizi ve kahırlarımızı. Ve dikeriz en başa çiçek niyetine kasvetimizi...
Mücahit gence sorular başlar o vakit. Sorulardan sıkılır, kaçar umutsuzca kölelerin sultan olduğu köyün birine. Gün dönümünde tüm sevgilerini kapıda bırakır bu genç. Özlü sözleri silgi ile toz duman eder, Sadığın sıddıkı olmak için bayat ekmekleri çorbasına katık yapar. Son bir nefes alır ve yatar yarı ölümün kucağına...
Aynaya bakınca bende olan asıl ben'i görünce irkildim ben. Nefretimi esir etti, saçmadı budalaca bu beden. İçinde ki zifiri nurlandırmak için çok çabaladı bu şuurum. Yılların getirdiği ve kalemin hoyratça çizdiği ben'i anlattı bu ruhum...
Soruların cevabı anlamsızdı ve doğruyu göstermeyecekti biliyordum...
-Neden sordun peki?.. Dedi unutkanlığım ve anılarım. Dedim cevaben;
Karanlık odada görebilmek ve bozuk yolda süratle gidebilmek içindi bu sözlerim... Sıradan bir şairim ve fazlayım bu garip cümlenin öznesinde. Kapatın gözlerinizi artık, kaybolmam gerek artık bu şiirsellikten…
11.10.2009
Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli

Zerre kadar hayat,
Anlamını görmeyene…
Zamanı bilmeyene…
Gölgenin perdesini çözemeyene…
Eskiden çiçek açardın
Şimdi dalların devrilmiş…
Leyla’ya benzerdi mizacın
Mecnun’u karlı dağlarda eritmiş…
İlham olduğun şarkılar susmuş,
Kafiyeler ahengini yitirmiş…
Hak yolunda nefsin galip gelmiş,
Biricik namazın incinmiş…
Ama dostun varmış senin,
Bilmiş,
Duymuş,
Görmüş,
Ve de sevmiş…
Susan kalemdi,
Mızrak oldu saplandı…
Oldu katil,
Cisminde 1 neşterdi o
Kesti, biçti,
Geride kaldı 2 yabancı…
Rastladığın insanlara ne söylersin,
Nedir sende ki bu sancı…
Ayrılık mı desem,
Yoksa yalnızlık mı ?
Bitmez çektiğin bu acı…
Nesline kurban,
Üzülme…
Acına da ortak var
Yalnızlığına da yoldaş var
İşte ben gardaş hancı…
Zerre miktarı hayat,
Anlamını bilmeden gidene…
Ruh’un sözünü dinlemeyene…
Dost’un tebessümüne gelmeyene…
22.10.2009
Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli

Hain Kurt
Kurttan korkan üç küçük domuz yavrusu, kendilerine ev yapmaya karar vermişler.
Nif-Nif, evini sazdan, Nuf-Nuf ise tahtadan yapmış. Naf-Naf onlara karşı çıkmış.
''Siz aklınızı mı kaçırdınız? Evinizi tuğladan yapacaktınız. Kurt gelip de onları yıkınca görürsünüz. '' demiş.
Kurt ormandan çıkmış, Nif –Nif’in evine gelmiş…
Ve Kürt dağdan inmiş, Türk topraklarına girmiş…
Acayip ağır konuşma havasındayım aslında. Az daha edepsizleşeyim, kusacağım zifirimi bu kırmızı noktalı çocuklara. Lakin edepsiz değiliz edebi bilmeyenlere karşı da olsa…
Tilkinin dönüp durduğu kürkçü dükkânı önünde, kendini Kürt diye nitelendiren ama milleti olmayan dağ sıçanı görünümünde ki göbekli, çirkin, göğüsleri sarkmış, meymenetleri onlardan kaçmış, nurları yüzlerinden akmış bir çapulcu sürüsünü gördüm. Gördüm ve edebimin önüne sürgü çektim. Nefretimi ilettim ağızlarıyla "Demokrasi, özgürlük, barış, kardeşlik" gibi dışı sulu boyalı içi linyit kömürüne dönmüş laçka sözleri söyleyen dürzülere...
Açıla açıla üstlerinde donla kalan düşüncelerin bezirgânlığını yapan kişilere seslensekte, kıvırıp kıvırıp kaytarıyorlar omuzlarında ki yüklerden. Türk sözüne ve Bayrağına tahammül edemeyen Türk'lerin cirit attığı bir toplumda yaşıyoruz artık. Tahammülsüzlükleri ellerinde ki maddiyatın kaçma korkusu veyahut sırtlarını yasladıkları çıkarların uçma korkusudur. Korkularıyla baş edemeyenlerin yaptıkları şey ya kaçmaktır ya satmaktır. Bir kaç gemi, bir kaç yat ve bir kaçta ithal kadınla satışa geçilmiş ve 2.yolun başına adım atılmıştır. Hadi hayırlı olsun...
Gündüz karşında esnaf gece olunca keleşi almış eline diyor savaş. Amaçları yok, göbekleri çok, zihinleri cehalete tok. Saman gibi çok yer kaplayıp bir kıvılcımda harlanıp saniyelerde yok olan bir güruh. Savaş mı Barış mı? Yoksa Hainlik mi ebediniz…
......................
Pis ayaklı, riyakâr düşünceli, hain bakışlı, yavşak hissiyatlı yaratıklar olarak girdiniz toprağımıza. Size insan diyen ya kör ya saf ya da düzenbazdır. Sizi güdenler illa ki uyuklayacak. O zaman çıkacak Kurt başlı tuğlar ve dişler...
Bu ülkede bir yere gelebilmek için terörist olmak lazımmış. Çık dağa,3 ay yaşa, gel teslim ol, hiçbir suça karışmadım de, sonra devlet sana iş versin. Aş versin, birde koynuna kadın versin. Hayır, akıllı uslu dursalar ne ala. Ekmek yediği kaba pisliyorlar her şeye rağmen.
Terörist diye bizim önümüze atılan o paçavralar, kıçlarında ki sivilceyi patlatmak için eğilemeyecek çürüklükteler. Bu oyuna kanan ya mal’dır ya da bu işten çıkarı olan bir yavşaktır.(Pardon edebi aşmamak gerekti değil mi?)
Barış, taviz vererek, peşkeş çekilerek kazanılıyorsa susmak, hesap sormamak daha iyidir. Akabinde şunu da belirteyim; hesap sorulmadı diye tepki verenler oldu, hala da oluyor. Hesap soruldu, sorulmaya çalışıldı zamanında. Lakin şuanda ki hükümet ve onun zihniyetinde ki şahsiyetler, hesap soranlara Faşist olarak ifade etti. Kimileri Hitlere benzetti, kimileri ırkçı dedi. Bu hesap sorulurken, hesap soranlar arasında Lazda vardı, Çerkezde vardı, Kürtte vardı, Gürcüde vardı, vardı da vardı... Irkçı diyenler bunu görmezden geldi. Şimdi birileri susmakla, hesap sormamakla suçluyor. Barış dediğiniz böyle bir şeyse, şehit katillerini Devlet töreni ile karşılamaksa, techirde olan aponun her dediğini yapmaksa ben Susmam birader. Sustururum yeri gelirse. Faşist de diyebilirler hiçç gocunmam artık...
Hain Kurt hain Kürt hikâyesine dönüştü. Aman haa! Kürt derken asla kardeşlerimizi ifade etmiyorum. Kürt vasfıyla hainlik yapanlardan bahsediyorum. Benimde çok Kürt dostum var ama hiçbiri hain değildir. Mesele hainlikse Türkler şuanda en alasını yapıyor kendi milletlerine karşı. Zaten bu ülkede “Hain Türk” hikayesi anlatılmaya başlanırsa bu ülke de yaşanmaz olmuş demektir…
Bu devleti yönetenler! Layık olduğunuz çukuru elbet bir gün alacaksınız. Burada rahat yaşayın, ölümünüz ve ebediniz nasıl olur bilemem. Bu ihanetin hesabını nasıl vereceksiniz bilemem. Bu dünyada rahat yaşayın da ahirette o kadar şehidin hakkını nasıl vereceksiniz, onu da bilemem. Bildiğim tek şey yanlış yaptığınızdır…
24.10.2009
Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli
Tutunduğumuz dallar bizi kaldırabilecek güçteler mi? Saklandığımız ağaçların gölgeleri değerimizi biliyor mu? Vaktin kısa olduğunu fütursuzca düşünen akıl, gerçekliği idrak edebiliyor mu?
Soru soru soru... Cevabı ne ben verebilirim ne de listeleyebilirim anlamlarını...
Mutlu olma çabasında hatalara bürünürüz, kusursuz ve sınırsız şeyler isteriz. Göbeğimizin büyüklüğünden, yüksek dağlarla arkadaşlık ederiz, elini uzatan küçük hedefleri de elimizin tersiyle iteriz. Gayret etmeden değerimizin biçilmesini isteriz, yediğimiz tokatın tepkisi olan gözyaşını görmeden de çekip gideriz. Tamamen mutlu olmak, kusursuz yola saçılmak hiçbir insan da olmaz. Düşlerde kavuşulamayan hatıralar kolay anlaşılmaz. Suallerin cevabına kopya çekilerek ulaşılmaz. Sevginin sonucuna sırt dönülerek varılmaz. Vakti, ne kadar çevirirsen çevir, akrep ve yelkovan dışında sana yeni bir sonuç çıkmaz.
Hissizliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu bilmediğin için çok kolay geliyor sana bazı tepkiler. Çözümsüzsün, sonuçsuzsun, kararsızsın... Kararsızlık insanı uçuruma götürür, çözümsüzlük alır uçuruma getirir, sonuçsuzluk elinde olan aklını yer, bitirir. Dikkat et, dik dur, yolunu seç ve sırtını bana yaslama. Başıbozuk bir ipin ucunu tutuyorum, ne sağım belli ne solum, ne yolum belli ne tavrım. Uzak dur benden, ben senin katilin olamam...
Her şey göründüğü gibi değildir, her görüleni de her kişi farklı yorumlar. Ben görünenin arkasındakini görmeye çalışıyorum. Senin baktığın bir resimde ben değişik şeyler görürüm, sen gördüğümü kavrayamazsın. Sen sevgimi anlayamazsın. Sen duygularımı taşıyamazsın. İçimde ki ben olan sen, sen hiçbir şey değilsin. Set çekebilirsin benliğimle sevgime, tekte geçemem seni biliyorum ve karşında acizde kalıyorum kimi zaman... Ama beni yenemezsin...
İnsan ne yaparsa kendi eliyle, diliyle, beyniyle yapar. Kader vardır ama onu yönlendiren sende varsın. Bir şey olunca alın yazısı diyemezsin. Veyahut tepetaklak olunca, bohçanı alıp gidemezsin. O yazıyı sen şekillendirirsin ancak. Kaçma, savaş, şekillere takılma, bekle. Sınav sonucunu bekleyen öğrenci gibi ol. Ama sonuç ne olursa olsun kalmayacağını da bil.
Gerçeklerim, düşüncelerim, hislerim ve içimde ölmeye yüz tutmuş pesimist canavar... Mutsuzlukla mutlu olma devrini buruşturup attım toprak altına. Yalnızlık tarafımı sattım bir bakışlık batına. Mutluluk rüzgârı, es ve getir uzak diyarlarda ki mutluluk tebessümlerini, gülücüklerini, sevinçlerini. Kelimelerim tükenmeden yetişiverin. Hesaba çekildiğimde mutlu olmak istiyorum...
Her sonuç başarılıdır, çünkü sonlanmıştır. Mutlu olmakta, mutsuzluğa adım atmakta, mutmain olma yolunda çaba sarf etmekte sonuca yönenilmiş bir ifadedir. Çabanın başarısını senin bakış açın belirler. Bakış açın durumuna hükmeder. Hüküm, çizilmiş şekilleri sen istemesen de siler. Hiçlik, satır arasında ki, gelip geçici ölümü kabullenirse sıyrılır bedenin senden. Ölüm ile insan ölmez, senin kullandığın araç olan beden gider, geriye sen kalırsın. En çok zoruna giden duygu olan hiçlikle baş başa kalırsın, irkilirsin, uçurum kenarına savrulursun, dayanıksız, desteksiz kalırsın. Elinden tutacak bir kurtarıcı ararsın, ağlarsın, kaçarsın, saklanırsın, yanarsın, ümidi gözlerinin yuvasında saklarsın, keşkeleri aklının zindanlarında yankılandırırsın, duayı, lal olmuş dilinin çaresiz çırpınışlarına katarsın. Sonucun önündedir artık. Başarılı mıyız ki? Cevaplayamazsın…
Soru soru soru… Cevapları çok ama anlamak zor, anlaşılmak zor, anlayabilmek zor, anlatabilmek zor. Günahın boyunduruğundan kurtulmak, yerin karanlık patikalarından ışıklı yola yönelmek için cevap aramayı bıraktım artık. Yorgunum, küfürbazlığın pasından, yaslı gönlümün kara zifirinden, yaşlı gözümün nemli hissinden yeni kurtuldum. Kadere boyun eğdim. Ama yolumu da ben seçtim. Suçluda benim, cezayı hak edende benim. Şiirin kafiyesiz beyiti de benim, fakir çocuğun içten dileği de benim. Ben fakir, cahil, çaresiz bir insanım. Ben, olgunlaşma yolunda ham bir insanım. Ve ben, masiva’dan kurtulma çabasındayım…
11.09.2009
Yavuz TANRIVERDİ- Osmanli

Kalemi ele almak zor oldu, uzun bilmezliklerin sonrasında ve güzel bir ayın arefesinde…
Yıkık binaların sessizliği ve yalnızlığı gibi kasvetli ruhum. Çıkmaza girer gönlüm, açmaz artık, dikenlere bulanmış bu tekçe gülüm…
Gül Tanem!
İhsan ile yönelinen kalpte kasvet ne arar. Nefes boldur, aşk yoludur, yol bereket saçar. Halvetim, çirkinlikten ve ayrılıktan uhuvvete kaçar. Bir damla gözyaşı sel olup aşka akar. Evliyaullahın bir duası, himmeti de yar olup, kucak açar.
Bir Tanem!
Bakmak ne çare, izlemek şahane. Gönülde fermana lüzum yok, ulaştırmaya çalıştırmıyor mu ki o güzel Rabb’e.
Boşluk geçici, huzur kalıcı. Hayat fani, ölüm yakın. Ölmek var, gitmek var. Varlığını bitirmek, yokluğu bilmek var. Yoklukla dirilip, varlığa varmak var. Varlığa şükredip, varlığı vereni görmek var. BİR’i sevip, O’nunla “Bir” olmak var…
Can Tanem!
Hissiyat derin, anlamı zor, anlamsız yaşamak loş. Hidayet engin, ilim derin, ibadete koş. Aşk gerekli, ömür kısa, Rab yakın, durma koş. Yetiş zamanın sahibine, nefsin efendisine, nefesin esintisine, zambağın tikenine, rüzgârın titreyişine, âlemin Mevlasına… Durma koş, durmak bilmesin bacakların, yorulmak bilmesin kalbin, hazır kıta olsun sabrın, şükretsin nefsin, hayr etsin benliğin. Her sonucu hayr bilsin, her bildiğini Rabbinden bilsin bu kendin. Çünkü her zerre de Rab vardır, bunu idrak etsin aklın…
Nur Tanem!
Kadim dost, başlangıcı olmayan Mabud ve sonu olmayan hudud. Can parem; eşsiz nimet, doyulmaz şerbet, varılması istenilen hedef. “Ya Rabbi” deyişimize “Ey Kulum” diye cevap veren rahmetli Er-Rauf (c.c.). Her düşüşümüzde bizi ayağa kaldıran ve affeden, tövbeleri kabul eden Et-Tevvab (c.c.). Tek, kusursuz, güzel ve noksandan münezzeh El-Kuddüs (c.c.). Doyulmaz sana, kelimeler yetmez Nurunu anlatmaya. Toprağı tohumla buluşturup, tohumu çiçeğe büründürüp, çiçeği arı’ya katıştırıp, arı’dan bal veren, nimet veren Er-Rahman (c.c.)’a şükürler olsun…
Muhabbetten Muhammed (S.a.v.)’e yol alan rahmet kapısında durduk sırayla. Yalan ve kovuculuğu çevirdik doğruluk ve vefaya. İftira ve itham etmeyi de çevirdik sevgiye, hoşgörüye. Çevirirken ne maddi ne manevi bir pay biçmedik nefsimize. Çünkü İlahi Rahmetulah çevirdi bizi gerçeğe.
Gül Tanem! Bir Tanem! Can Tanem! Nur Tanem!!!
Güneş’i ay’a dönüştüren ve karanlığı ışığa çeviren Rabbim. Tane olduk saçıldık aşkından. Gülüne tiken olduk, canına kan aldık, birliğine ikilik kattık, nuruna leke saçtık. Rahmeti bol olan Sen. Bizleri affet, lekelerimizi temizle ve bizi bırakma…
24.08.2009
Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli

Korku!
Aşılması zor bir duygudur, korkunun kaynağını çözüme kavuşturmadığın sürece. Belirsizliğin tanımlanamadığı her an kalp, atış şiddetini biraz daha artırır. Streste o an'a ızdırap üstüne ızdırap getirir. Sükûnet e varılmaya çalışılsa da, ulaşılamaz. Telaşa mahal verilerek, kaybedişler kazanılamaz. Aklını kendine sakla, sözün ehline yaklaş. Karabasanından uzaklaş, seni yenmek isteyen duygularla da inatlaş...
İsyan etmek haddimize değil hatta hakkımız değil. Hakk'ı ara. Hakk'ı bil. Hakk'ı bilen hakkını her zaman alır. Ada ömrünü seni sevene, seni bilene, seni görene. Bitirme benliğini, ağartma saçlarını, yakma canını, akıtma gözyaşlarını. Sev! Sadece sev. Yükleme hafızana hatıraları ve geçmiş yılları. Olmadığına değil, var olduğuna inan. Kabullen bitiremediğin ve devamlı tekrarladığın keşke'leri. Uhdeleri pişmanlıklara büründürmeden pas ver geleceğe ve seni ilerletecek ve nefes aldıracak olan Rabbine...
Kısa zamandan hüznü çıkardı geceler. Kuru yapraklarla sessizce döküldü gitmeler. Kâbuslar birbiri ardına dizilmişler, patlamak için sıra bekliyor fitneler. Yansımalarda ki çirkin ben değilim. Beklediklerim acı ise ben onları istemiyorum. Sessiz olmasın odam. Sessizlik, sensizlikle daha da öfkeye bürünür. Siyah renkler kalbimin olmazına dönüşür. Karalıklar içinde hatalara dönüşmeden kurtarılmayı bekliyorum...
Lütfen!
Gözlerim açık, damlatmayın suskunluğu.
Yasaklayın konuşmamı,
Cesaretlendirmeyin durgunluğu.
Kötü adam ilan edin beni,
Kabullenmeyin huzursuzluğu.
Nefsimi esir edin açlığa
Başaramasanız da, deneyin kusursuzluğu.
Durdum, bekliyorum beni ürküten yalnızlığı. Hissiyatım tedirgin, kalbim sancılı, gözler tehditkâr, anlamsızlık belirgin. Hızla ilerlemek sadece nefes alış verişimi sekteye uğratıyor. Durmak vaktimi bozuk para gibi harcıyor. Bedenim kış'a girmeden yaz'a kulaç atıyor. Ruhum savaş halinde, kötülükten, pislikten kaçıyor.
Ve bu ben! Korkuyor!
Pandoranın kutusu boş vermişlikle açıldı. Korkular yanlışın arkasına sığındı. Boş vermişlik halinin bir sebebi var elbet. O duyguyu ortaya çıkaran bir neden. Boş vermişliği bırakıp sevmeyi denemek gerek, korkuları atıp, kurtulmak gerek. Hem ruhun rahatlar hem bedenin. İnsanı sev, hayvanı sev, bitkiyi sev. Benim gibi sivrisineği sev. Sivrisineği severken, onun arkasında ki Yaratıcıyı sevmektir maksat. Olanın arkasındakini görmektir amaç. Maşuk olmaktır amaç, aşığın yanında. Bize de bir ara maşuk geldi geçti. İzini, tozunu bırakıp gitti. Ondan kaldı bu duygu ve ifade ediş şekli. Korkunun zemherisi…
Korkuyorum!
Ben, beklemekten, saklanmaktan, yalnızlıktan, karanlıktan, yalandan, susmaktan, iftiradan, beklentiden, şüpheden, yoldan çıkmaktan, korkaklıktan korkuyorum...
Ben, rızaya kavuşamamaktan, geri çevrilmekten, kabul edilmemekten, görememekten, sevilmemekten, son radde de kaybetmekten daha çok korkuyorum...
Ben, O'ndan korkuyorum. Ama bu korku haşyet şeklinde. Yani saygıdan doğan, ümide yönelik, yüceltmeyle birlikte bulunan bir korku duyma durumu bu. Ben O'nu sevdiğimden korkuyorum. Ve bu duygudan çok çok korkuyorum…
“Herkes korktuğunda kaçar. Yalnız Allahtan korkan yaklaşır”
Bir adam boyu uzağıma kadar gelen Rabbime selamlar olsun.
Ben seni seviyorum…
06.08.2009
Yavuz TANRIVERDİ
Aldanmak değil yaşananlar, pişmanlık değil bu yazılanlar. Anlamanı beklerim beni içimde ki hain, sen terk edeceksin beni ama ben buradayım daim. Güçlü değilim, farkındayım. Ama zayıfta değilim zamana, canıma kan damlatan kerbelaya, bununda farkındasın. Dayanmakta zor biliyorum, ağır gelmesin kelimeler. Çocuk değiliz, büyüdük, sevdanın hüznünü gördük, duyguları cahiliye bölümüne bir adım daha sürdük. Huzursuzuz, mutsuzuz, fütursuzuz. Ama hiçbir şey gereksiz değildir, bunu da gördük.
Senin bildiğin güzellik cismaniyet ekseninde sıralanmış bir düzen değildir. Güzellik, sırtında hissettiğin el'dir. Özlemin getirdiği hıçkırıkla sarılmaktır. Gülün kokusunu içine çekip onu Yaratana kurban olmaktır. Dost aramaktır güzellik. Ne o sırtında ki eli ne o sana sarılanı ne de o gül'ü unutmamaktır. Eşgalimi çiziyorum sonunda; kurban olmuş kalp ile yoğruldum aşk’a. Rahmet ile savruldum bu bedende ki can'a.
Bilmiyorum ben ben’i, seçiyorum seçeneklerimi hatta seçeneklerimden de seçiyorum en derindekini. Bildiklerim zerre kadar, zerreler içinde tanecikler seçiyorum ve saçıyorum duymak isteyene, anlamayı dileyene. Mahrem ücra yerlerde, suretin süliyeti de görmek istediğin şekilde işte karşıda. Durma, kaçma geriye. Ne kaldı ki elinde, ne umdun ki eskide. Gözüm kapalı, kalem-kâğıt önümde, satırlar boş ve kalem isyana hazır. Eşgalimi çiziyorum ruhumun tekrar, ama ne yazık ki başlangıcı sonlandırır bu bahtsız durumum. Hiddetin acıya dönüşmeden, kanatlanıp uçmalı kâbuslara. Siz kazandınız demeli bu mahlûklara...
Kirlenmeden kalmak için çamurda çırpınmamak gerek. Yara için heveslenmemek gerek, acı güzellikle gelmiyor elbet, bu hengâme de aptallık etmemek gerek. Sağanakta susar yağmurlar, başlar telkin'e bulutlar. Kaçışır iki ayaklı varlıklar, ortada yapayalnız kalır cansız sandığımız canlılar. Bir sağa bir sola sürüklenir ağaçlar, rüzgâra kafa tutamaz yapraklar. Yere serpilirler çaresizce. Ayağa kalkmaya ne çare. Ezilirler, yok olurlar sessizce...
İnsan hep bir arayış içerisindedir. Eksik taşları zamanla yerine koymak derdindedir. Ama karşılaştığımız bilgiler hep sınırlıdır ya da biz öyle sanırız. Sonsuzluk eksenine girmeden çözmek isteriz derya'yı. Dalmaktan korkarız, dalıpta çıkamamaktan korkarız. Kötülükten sıyrılmayı deneriz ama kötülerle beraber gezeriz. Onların dumanı ensemizdeyken nasıl kurtarırız ruhumuzu yanlıştan. Hani sigara içilen ortamda bulunduğumuzda, içmesekte üstümüze siner ya sigara kokusu. İşte kötülük ve çirkinlikle böyle şekilde siner üstümüze. Leş gibi oluruz, yıka ki çıkarasın pisliği…
Boşlukta gezinipte sarılamadık mı uzatılan ip'e, cevapları sunamazsın seni bekleyen kan emicilere. Yaşarsın, yaşadığını anlatamazsın. Anlatamamanın nedenini bulamazsın. Uyku ve uyanıklık arasında sendelersin ve kaybedersin. İlerlemek istersin, önünde ki engelleri geçemezsin. Geriye dönmek istersin, bir süngüyle yere serilirsin.
—Yeter! Dersin.
Yetmez! Derler.
—Medet! Dersin.
Bizde Yok! Derler.
—Tövbe! Dersin.
Geç Kaldın! Derler.
—Ölüm! Dersin.
Hak! Derler.
—Çare! Dersin.
Çare Bizde Yok! Derler.
Tutamadın ya sana uzatılan o ip'i, sorarsın bu soruları ve alırsın bu cevapları. Sana uzatılan "Aşk" yolunu yakala, kaçırma. Düşme boşluğa, aldanma hoşluğa, sarıl dostluğa…
28.07.2009
Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli

Derviş gibi aktardım hayatı zamana. Akıttım gözyaşlarımı bu bedenden cihana. Allah deyip her dem yanan yürek oluşturmak için daldım ben bu ummana. Velhasıl aradım doktor, derdime derman için. Dedim bende ki bu kötülük ne için? Derya'ya dalmak ve derya da boğulmak yapılan bir seçim. Daldım derya’ya, az gittim uz gittim, dağları aştım, kilometreler kat ettim. Allah razısı için gittim, rızaya kavuşmak için sevdim. Ve gördüm nur'un kaynağını...
Ahenkler içinde süzüldüm toprağa. Her adımım can alıcı, her nefes can yakıcı. Gönül dostu hissettirir aşkını kalbine. Duygu yoğunluğu lal ettirir diline. Gözyaşları duramaz artık, akar gider geçmişe ve batini de ki varamadığın Menzil'e. Zaman, duygularını dinlemeden ilerler, aldırış etmez derdine, fikrine ve sevgine. Ve dön der zikrine...
Biraz üzgünüm bu sefer. Her zaman ki gibi gerçi bu üzgünlük. Binlerce sevdalının hissettiği bir şey bu diyorum kısaca...
Bu sefer çok çabuk geçti an
Pek anlamadım zamanı
Su içersinde, doyamazsın ya bazen
Bende doyamadım
Anladım
Öyle olması gerekti demek ki dedim
Bu sefer çok yakından gördüm
Gözlerine baktım kaçamak kaçamak
O baktı ben kafamı eğdim
O kafasını eğdi ben baktım
Kendimi kaybettim
Şerbeti ağzıma tattırdım
Şimdi kendimi alamıyorum şerbetin tadından
Aşkın ızdırabından
Şükretmek lazım olmuşa, olana ve olacak olana da. Düşmemek lazım gaflete, isyana, nisyana. Sarılmak lazım hikmete, hürmete, sükûnete. Evet, şükretmek lazım, yanında ki dost'a. Hele ki seni seven, her daim yanında olan dost'a. Sıkıldığında, bunaldığında anlarsın değerini, çekerler kolundan giderirler derdini. Gülerse, sen de gülersin edebini bozmadan. Ağlamasınlar sakın, çünkü sen ağlamalarına dayanamazsın...
Bu duygularla atarsın üzüntünü ve uzaklaşırsın karamsarlığın kucağından sevginin membağına. Seversin, sevdiğinle yaşlanırsın, ruhunu eskitirsin onsuz, saçlarını aklaştırırsın ruhsuz. Yar, senden fütursuz iş umulmaz, senden gönülsüz iş beklenmez. Gül, tebessüm et, güller saç, bizleri mahmurluktan uzak et.
Bazen bizler küçük görürüz mutluluğu ve ahlakı. Yakıştıramayız kendimize affedilmeyi. Ben kimim diye, benim gibi biri hak etmez der deriz yanlışça. Sorarım o zaman sinirle şu soruları nefse, kişiye ve benliğe...
Senin gibi biri derken, sen kimsin?
Nesin?
Hz. Vahşi misin?
Ömrü boyunca içen Bişr-i Hafi misin?
Her türlü pisliğe bulaşan şunun oğlu musun şunun torunu musun?
Yanlışlarla cebelleşen şunun kızı mısın şunun yeğeni misin?
Vahşi, müslümanların ve en kıymetlimiz, Efendimizin canını yakmasına rağmen affedildi, dua etti duası kabul oldu. Bişr-i Hafi son deme kadar keşti, Hakkı gördü ve döneminin en büyük evliyası, Allah dostu oldu. Bazılarının oğlunun, torununun kanında esrarından, eroinine her şey vardı şimdi en düzgün insan oldu. Bazılarının kızının, yeğeninin düşüncesinde ve fikrinde bin türlü yanlış vardı şimdi Hakk'ı buldu. Sen onların yanında zerresin hataların ile. Şeytanın oyunudur senin dediğin. Hiçbir şey için geç değildir. Sevilenler, sevenler ile beraber olan hata da değildir. Rabbin yolunda olanlar doğruluğun bahçesindedir. O Rab ki, kullarını çok sever, samimi dualarını geri çevirmez. Soruların kalbine gem vurmasın, kör etmesin gözlerini. Ve söyle de o benliğine de bu yaramaz ve günahkâr büyük çocuğa dua ediversin...
09.07.2009
Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli
İste...
Rabbinden iste. Dilencinin yalvarması gibi yalvarın ve isteyin. Dilenci çanağı gibi açın ellerinizi ve isteyin. Ama isterken riyakâr olmayın, ihlâslı olun ve güzeli isteyin. Aşk’ı isteyin, gerçeği isteyin, samimiyeti isteyin, rızasını isteyin... İstemeyen, söylemeyen derman bulamaz, isteyin, istediğinize kavuşun...
İsterken riyakâr olmayın dedik ya demin. İnsan anlaşılmaz bir varlıktır. O dua eder Rabbine. Elini açar ve ister. Dili ile ikrar ederken kalbi ile akşam ki maçı, yarın ki geziyi tasdik eder, hayallerden hayallere seyahat eder. Dil Allah derken kalp dünya der. Kalbini yola sok, Rabbini iste. Rabbinden uzak kalma, ne olursa olsun. Allahın rahmetinden ümit kesilmediği gibi Allahın gazabından emin olunmaz. Sen istikametini bil, işine bak...
Zikret Mabud'u. Gafil kalma ondan. Her hareketin her tavrın Allah'tır. Şeklini şemalini Allah lafzına büründür. Nefesini içine çek ve sal. Ne görüyorsun iyice bak! Zikir nefes almaktır. Hu deriz nefes verirken ve alırken istem dışı. Bunu fark edemeyiz, idrak edemeyiz. Değerli bir madendir nefesimiz, bunu çözemeyiz. "Nefeslerin bir mücevherdir. Hiç mücevherlerini çöpe atan kimse gördün mü?" (1) Ben gördüm. O biri şuanda nefes alıyor ve farkına varamıyor Mabud'un. Huuu...
Rabbinle aranda ne olursa o senin için kar'dır. Gizli tuttuğun her amel derecesi 1'e 10 farklıdır. Allah ile aranda olan salih amelleri yerine getir. Ailenin dahi bunlardan haberi olmasın. Allah katında onları o kadar saklı tut ki, kıyamet günü onları yanında bulasın. İnsan iyi amellerini çokça hatırladığı zaman nefsi güçlenir. Zahidin biri 40 sene oruç tutmuşta, ailesinin bundan haberi olmamış. Sayılı nefeslerini Allah'a kulluk dışında harcama. Alıp verdiğin nefesin de küçüklüğüne bakma, Allahın vereceğine bak. İbadet esnasında alıp verilen her nefesin karşılığında Allah'ın vereceği sevabı düşün...
Demiştim ya: "Rabbin rahmetinden ümit kesilmez, Rabbin gazabından da emin olunmaz" diye. Gazabından uzak kalmak duasıyla deyip rahmetine sığınalım. O, rahmetlilerin en merhametlisidir. O, kulunu cennetine sokmak için her türlü avantajı sunar. Ama kul nefsine uymamalı, kendine güvenmemeli. Hele ki yaptıkları ile hiç şaşalanmamalı. Bir menkıbe anlatılır. Bir kişi bir adada yalnız başına 500 yıl yaşamış. Rabbine devamlı dua etmiş. Ondan hiç ayrılmamış. Rabbi de onu yalnız bırakmamış ve her gün bir nar ve içeceği kadar suyu vermiş. O ölene kadar ibadetini, amelini sürdürmüş. Ölünce Rabbimiz "Seni merhametimle Cennetime sokuyorum" demiş. Kul "Hayır, beni adaletinizle cennetinize sokun" demiş. Rabbimiz "Seni rahmetimle cennetime sokuyorum " demiş tekrar. Kul yine "Hayır, beni adaletinizle cennetinize sokun" demiş. Bu 3 defa tekrarlanmış. Tamam demiş ve 500 yıllık ibadetinin karşılığı olarak gözünün yaptığı ve gösterdiklerini eşitliyorum demiş. Sana verdiğim nimetler nar ve suyun karşılığı ve diğer azalarının hikmeti karığında verecek bir şeyin olmadığı için adaletim ile seni cehenneme yolluyorum demiş. Kul cehenneme sürüklenirken "Ya Rabbi beni rahmetinle cennete koy" demiş. Rabbimiz onu rahmeti ile cennetine koymuş... Biz 500 yıl değil 5 dakika Rabbimize yönelmiyor hep O'ndan gafiliz. O'nun Merhameti dışında sığınacağımız hiç bir şey yokken kime güveniyoruz da dünyayı sırtlamışız amellerimizin üstüne…
Rabbimiz bize kaldıramayacağımız yük yüklemez. Bize düşen sabretmek, inanmak ve gerisini Rabbimize bırakmaktır. İnşirah Suresinde şöyle der: "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır" (2) Bizi yaratan bize kaldıramayacağımız yük vermeyeceği gibi çözemeyeceğimiz sıkıntı da vermez. Çünkü O çok merhametlidir
Yaşamın girdaplı yollarında kaybolmamalı insan. Yaşamak, 24 saatin 2 saati kadar kısadır. Pek ehemmiyet vermek yersiz ve gereksizdir. İçinde olan durumlara, hayatlara da takılmamak gerekir. Hepsi geçicidir ve hepsi sonludur. Sonlu hayatta yaşamak önemsiz. Yeter ki sonsuz hayatta yaşamayı hak edelim..."Sadece görünür olana kıymet veren, maneviyattan yeterince yararlanamaz. Maneviyata tam olarak inanan ise görünür olana tamamen itibar etmez" (3) demiştir bir Allah dostu. Yaşama dalan maneviyi terk eder. Maneviyi terk eden gerçeği terk eder...
Kişi, boş konuşmamalı, lal olmalı, Mevlana gibi hamus (4) olmalı başlangıcın ucunda. Suskun olmalı, bişrev'e (5) sarılmalı. Şems-i gibi sivri dilli olup, olanı anlatmalı. Mevlana'yı anmalı, anlamalı. Şems-i bilmeli, öğrenmeli. Hatem-ül Esam (6) gibi sağır olmalı bir insanı incitmemek adına. Adı Sağır Esam kalacağını bile bile. İnsanları sevmeli Efendimiz gibi, kin gütmemeli canınızı yakan kişilere karşı bile. Efendimiz gibi bedduamız bile sevimli, eğilimli, eğitimli olmalı. O ne demiştir kızdığı zaman "Ne oldu? Alnı toprağa değesice"... Bedduası bile güzel, güzel Efendimizin
Allah korkusu ile sürünen bu benlik, mutluluğa adım atmalı. Yalnızzz!!! Günahlardan korkun, Allah'tan değil. Korku başka korkaklık başka. Siz korkak olmayın. Hata yapacağınız için Rabbinizden ayrı düşeceğinizden korkun. Efendimiz ile aynı mekânda olamamaktan korkun. Korkun ama korkak olmayın.
Rab her yerde. Görebilmek ve idrak edebilmek lazım. Onun seni sevmesini istiyorsan, sen de O’nu içten sevmeli ve hep O'nu anmalısın. Bunun için ilk kalbini temizlemelisin, işe bu yoldan başlamalısın...
Sen yeter ki iste. Seni yaratan nasibini elbet verir…
----------------------------------------------------------------------
1) Ataullah İskenderi (K.S.)
2) İnşirah Süresi 5-6
3) Şah-ı Ahmed Haznevi K.S.
4) Hamus; suskun demektir.
5) Bişrev; dinle, dinlemek demektir.
6) Hatem-ül Esam (Sağır Esam); o, 10 yıl sağır yaşamış bir kadını üzmemek için. Kadın gayri ihtiyari yellenmiş. Kadını mahcup etmemek için duymuyor numarası yapmış.Kadın ölünceye dek bu davranışına devam etmiş. Adı da Sağır Esam kalmış bu derin insanın.
28.06.2009
Yavuz TANRIVERDİ/Osmanli
Çok kısa yazıyorum bu sefer!
Tükenmedim, yanlış anlama benliğim.
Uzun uzadıya anlatılmaz benim derdim...
Gün bugün.
Yarın çok geç,
Gelecek hiç gelmeyecek.
Sevmek bir nimet,
Aşk bir hikmet,
Sana uzatılan bu eli seç.
Gel,
Gitme uzaklara,
Ellerimi açtım semaya.
Gözler yaş oldu aktı,
Çıkamadım yarına.
Ben dündeyim,
Dünde kaldım.
Bıraktığın yerdeyim,
Seni beklemekteyim.
Ne olursun gel,
Seni özlemekteyim.
Zaman kısa,
Yaşlandı ruhum,
Beyazladı saçlarım.
Dayanmakta zorlanmaktayım,
Eskilerden medet ummaktayım,
Sevmenin ceremesini
Acılarla atlatmaktayım.
Darmadağın olmanın
Sonucuna
Çaresiz katlanmaktayım.
Gün, dündü.
Bugünden geçti
Yarın hiç olmadı
Gelecek ise,
Şimdiden sonlandı…
22.06.2009
Yavuz TANRIVERDİ
Gitti güzel...
Gitti didarımın nur timsali.
Gitti gözümün çiğ damla yaşı.
Gitti evet...
Nuh tufanı ile gitti ve gelmedi.
Suya gömüldü ama kaybolmadı,
O, sadece gitti.
Hiçbir şey almadı giderken ve hiçbir şey de vermedi susuzluktan kurumuş elime ve yalnız kalmış kimsesiz benliğime. Ne denizin karartısı gibi çılgın bir ben var içerimde ne de huzurun sessizliği gibi dingin bu kalp var göğsümde ki kafesin içinde. Ne pişmanlık ne de kızgınlık var lügatım da. Hissiz bir duvar neyse bu dökülen gözyaşları da öyle. Sert ve tepkisiz, yanaklarımdan süzülmesine rağmen...
Doyurmadı ki hiçlik beni, düşümde gördüm seni, kime anlatsam bu hisleri. Fazlalık ben'im diye düşünüp, düşündüm düşlerden ve nefes almaktan çıkmayı. Olmayacak şeylerle israf etmek istemedim bu sonu olmayan masalı. Balıklara sarkıtılan oltanın ucunda, denize yol alan kurban gibi çaresizim. Her halükarda sonlandırırlar sandım bu nefesimi. Fark etmedi. Her halükarda kaybettim geçmişimi, istediğimi ve gerçeğimi...
Ben birini sevdim.
Ve o birini kalbime gömdüm.
Şimdi, istesemde çıkaramıyorum, çıkartamıyorum.
Unutmak istiyorum, oda olmuyor.
Ben-kalbim ve sevgim varız ama o yok maalesef.
Sonra boşluğa düştüm.
Ve birini gördüm yine ama bu sefer o farklı biriydi.
Kalbim meyletti
Sevdim sandım
Nefsanî bir sevgi olduğunu kalbimin sızısıyla anladım
Kalbim hala eskideydi çünkü
Her şey'i sildim
Ama kalbimde ki hisleri silemedim.
Ve yine maalesef diyorum isteksizce.
İsteklerimi kenara bıraktım maaleseflerin acısı altında. "Yavuz" dedim kendi kendime, " 27'sin, hayatın ince çizgisindesin, yabani isteklerin içindesin, azgınlığının mutmain olmadığı bedenin içersindesin, bu işten muzdarip misin? Yoksa kendini kaybetmiş misin? Sen nesin? İstediklerinin kölesi misin yoksa boynuna halka takan tahammülsüzlüğünün esiri misin?" Soruların ve çıkmaz sokakların çıkmazı altında terledim. Nem'in %100'e vurduğu bu dünyalığın içinde boğuldum. Kapandı kapılar surata ve döndüm kendime, şu soruyu sordum , " Ben ne oldum?"
Sınavın çetindi, hep baraj altında ve sınırlarda tozdun. Sabretmedin, şükretmedin, çalışmadığın halde başarı istedin. Herkesin seni sevmesini bekledin. Kaybetmeyi istemedin ama kaybettin. Kaybedince de "Ah" dedin. O ah yetmedi sonra sana, onları "Keşke"'lere çevirdin. Eridin, büzüldün, üzüldün ama gerçeği göremedin. Sevgiyi kalbine nakşetmeyi öğrenemedin. Sevdiğini, sevginle tutmayı beceremedin…
Zaman denen kavram senin düşüncelerinle ve istediklerinle ilerlemiyor. Seni yönetemiyorsun zamanı, olanları, yaşadıklarını, yaşayacaklarını. Bu satırları bitirdikten sonra hayatta kalacağımız ne malum, nefes alabileceğin ne kadar kesin. Sen, o gelecek zamanı beklerken, bedenin içinde ki sen, şuan yok olabilir. Sayfaların karalandığı gibi karanlığa bürünüyor beyaz sayfaların aynı seni terk eden saçların gibi. Koş... Geriye koşmakla kurtulamazsın tökezleyeceğin taşlı yollardan. Koşmakla kaçamazsın canını yakan yanlışlardan. Dur... Şimdi dur, lütfen. İfrit'ine dur de. Nefsine dur de. Kendine dur de. Terk et içine aldığın gafleti, nefreti, pisliği, şehveti. Aklında olsun, sonlu hayatın, sonlandıktan sonraki gerçeği...
Zamanını iyi kullanamadın sen. İster geri sar ister ileri git, istersen koş istersen dur. Gafletin bürümüş kalbini, şehvetin kör etmiş sevgini, pisliğin bulamış nimetini, nefretin yok etmiş gerçeğini… Kaybettin sen ve gitti güzel…
Gitti güzel…
Gitti gönlümün son damlası.
Gitti ruhumun asi yanı
Gitti evet.
Susuz çöllere daldı ve geri gelmedi
Susuz kaldı ama susuzluktan ölmedi,
O, sadece gitti…
16.06.2009
Yavuz TANRIVERDİ

Cihan kar etmiyor
İçimde ki bu derin suskunluğa
Bir çıkış arıyorum devamlı
Beni götürsün diye ebedi sonsuzluğa
Üzgünlük, bana eskilerden kalan bir uhdeydi
Bu çözemediğim, kaybedemediğim bir duyguydu
Soruları sorduğum anda değişti duygular
Geçiş olmalıydı eski ben'den yeni ben'e
Ben, eski ben değilim
Artık kötümser, isyankâr biri yok içimde
Benden beslenenleri öldürdüm
Ölüsünden yeni bir ben yazdım beyaz kâğıda
Baştan aşağı ben, içinde kara leke olmayan bir ben
Duygularını gözyaşlarına akıttıran yaslı ben
Kelimelerin yetersiz kaldığı anda da susan bir ben
Ben diye diye biz demeyi öğrenen bir ben
İşte o benim, biz de ki ben'i gören ben.
Birde hep kendimle uğraşırım ben
Uğraşacak neyim var ki kendimden başka
Ne buldukta ne kazandık bu zamanda aşkta
Ömür gidiyor, yaş haddinde
Siyah saç kalmadı ki bu ağarmış başta.
Sevilmeyen insanlardan yeriz yafta
Yaşarken yazıp-çizme çabası boşa
Öldükten sonra ünlenmemiş midir Franz Kafka
Beyinler bitik, entelektüeller olmuş hasta
Çok kitap okuyanlar hiç'e bürünmüş
Ego'lar tatmin olmamış, ruhlar yasta
Kelimelerin istemsiz çıktığı vakitte
Ne doğrular kalır ne de yalanlar yatsıyı bekler
Seyir halindedir sapanla benliklerine taş atanlar
Taarruzdadır taşlar, atanların başlarını yarar
Son sözde dönekleşir insan, şaşar ve de beşer
Acizdir o, inkâra rağmen cenneti ister.
Cevapları bulunca bir adım öne çıktım
Hakk'ı aradım, aradığım yollara sarıldım
Bende ki bu matem'i yolların tozuna serdim
Maskelerin büründüğü isyanı keşkelerle boşluğa saldım
Düşlerimi süsleyip, gördüğüm simaları hatırama aldım
Geçmişe bağlayan izleri gözyaşları ile sildim
Sonra ışığa bakıp tebessüm ettim
Ve dedim;
"Bu güzeli ben sevdim"
"Bu yolu ben seçtim"
"Bu ben'im"
"Bu bizde ki ben"
"Bu hamus ben"
"Bu âşık ben"
23.05.2009
Yavuz TANRIVERDİ