23 Aralık 2008 Salı

İnsan-ı Kamil Olmak-2 (Müflis İnsan Kamilliği Neyler)




Tanımsız insanlar… İlahi adalete rağmen tevazu göstermeyip, hıyanete dalalet eden insanlar… Müflis olmuş hayâlar, müflis olmuş bedenler ve müflis olmuş nefisler… Rabbin rahmetini istemeyip, iblisin kucağını seçen umutsuz vakalar…. Yani tanınmayacak kadar karmaşık insanlar…

Rabbimiz dünyayı oluştururken ilk olarak insanları yaratmamış evet ama insanlar için kuruldu bu düzen ve olacak olan mizan… Her yarattığı insana bir şekil, bir nefis ve bir akıl bahşetmiş, kendilerini yönlendirmelerini ve şeytana uymamaları konusunda onları ana rahminde uyarmıştır… Zaman öyle hal almıştır ki yeryüzü milyarlarca insana ev sahipliği yapmasına rağmen insan-ı kâmil bulmak bir meziyet oldu ya da tevafuklar sonucu elde edilir oldu… Diyojen; “Güpegündüz el feneri ile insan aramaya çıkar”’mış… Derin ve manidar anlamlar çıkarmamak elde değil… Düşünceler yazarı Mark Orel ve Büyük Kadın Rabia Adeviye de insanların çirkin ve kurt bakışlı, sinsi ve aç olduklarını sözlerinde dile getirmişlerdir… Belki ağır ve yaralayıcı sözlerler ama doğru ve söylenmesi de gereklidirler… Yoksa bizde o vasıfta ki insanlara dâhil olmuş oluruz, susanlarla beraber…

Gaflete düşmeden Gaffur’un nimetlerine sarılmalı, şükrü bağrımıza basmalı, sabrı tadıyla beraber yaşamalı, rahmeti yürekten kucaklamalıyız… Lakin enaniyete düşüp hikmeti geri itmemeliyiz… Sonra kirli amellerle baş başa kalmayalım, aman ha!.. Müflis olan hayâmız, kararmış ruhumuz, zehirlenmiş nefsimiz, bulanmış aklımız ve kendini suçsuz sanan benliğimiz çare olamaz o vakit bize… Bütün azalarımız karşımızda, bütün duygularımız dillenmiş bizi galebe çalarlar… İmdat diye sesleniriz, sesimiz kısıktır velâkin…

İnsan-ı kamil olmak kolay aslında… Asıl zor olan tanımsız olmaktır…Biz kolayı kenara itip zora kucak açıyoruz, kamilliği arka cebimize sıkıştırıyoruz… Belki bir gün yoklarda buluruz hesabı… İki adım öteye gitme garantisi yokken her düşünceyi ve durumu ileriye atarsak, 7 tahta altındayken ah, vah çekmek pek işe yaramayacaktır…

Nimeti bol olan Rabbim bizi iflas’a düşmekten korusun ve bizi iman çerçevesinde sıkı sıkı çevrelesin… Allah, insan olmanın değerini, o değeri kaybetmeden anlamamızı sağlasın…

Müflis olan insan, kâmilliği neyler…

Yavuz TANRIVERDİ

İnsan-ı Kamil Olmak-1 (İnsan Sevgiyle Yaşar)




İnsan-ı Kamil’e emanet edilen beden, emanet edilene mülk olarak biçilmiştir… Işığın görülmesini sağlayan Yaratıcı, bizlere sorumluluk yüklemiştir… O, bize insan olabilmenin sorumluluğunu yüklemiştir…

Kendine değer biçen nadir canlılardandır hatta tek canlıdır insan… Ve manasında pahasını biçemeyende tek varlıktır insan… Korkusuz ödünü çiyanlara teslim ettiğinde, yer bitirir içinde ki o ruhani varlığı yılanlar, bırakırlar yerine gururu ve nefreti… Alırlar içinden sevgiyi ve neşeyi… İnsanları yaşatan bir damla umut, bir damla tebessüm bir damla sevgi değil midir?.. Sevgi yaşatan bir iksirdir(M.F. G.) İnsan sevgi ile yaşar, insan kendini sever… Rabbi kendisine emanet ettiği için, yaşamı sever… Rabbi kendisine sorumluluk yüklediği için, sevmeyi sever… Rabbi bu güzel duyguyu kendisine verdiği için, Rabbini sever… Bu güzelliklerden nasiplendiği için…

İnsan dedik hep… Dememiz gerekir; doğan, yaşayan, ölen ve hesaba çekilen olan bizleriz… Nefes alıp, yemek yiyen, su içen bizleriz… Evlenen, çocuk büyüten, ev geçindiren bizleriz… Kendini eğiten, torun seven, yalnız kalan bizleriz… Peki O’nu neresine alıyoruz bu dünyanın desem; O’nu en içine,en derinlere almalıyız… Yaşamlarımızı bize veren Rabbin değildir de nedir?.. Peygamber Efendimizi kendimizden de fazla sevmedikçe Ümmeti olamazken, Rabbini de dünya da ki her şeyden daha fazla sevmezsek nerde kaldı İnsan-ı Kamil nerde kaldı Evliya-ı Gönül…

Sevgi insanları yaşatır, nefes almana yardımcı olur bu cihanda… Rabbin sevgiyi yaşatır, nefes almanı kolaylaştırır Mahşer-i Kübra da… Öyleyse sev insanları, güzellikleri, ibadetleri, imanını, Efendini ve Rabbini… Al gerçeğin tertemiz, saf ve koşulsuz anahtarını…

Yavuz TANRIVERDİ

15 Aralık 2008 Pazartesi

Serkeş'in Öyküsü




Yeteneklerimi kaybetmiş gibiyim, yaşlandım mı yaşamayı çizdim mi bilmiyorum. Tek kanadı kopmuş kuş misali hep tek yöne uçup yere çakılıyorum, ne yaptığım bende bilmiyorum. Güneş açmadı bugünde doğudan, batıdan da doğmasına razıyım kıyamete çıkacağını bile bile. Susma, içimde ki yeni doğan duygular. Vur kendini,3 senedir aklında olanları çıkar içinden. Şarjörü tekrar doldur, tekrar çek tetiği soldur benzini.

Çok değiştim çok. Yarım kalan duyguları da serbest bıraktım, gittim. Karar verdim artık, bendekileri tamamen bitirdim. Sızlasa da yüreğim, sancılansa da yokuş çıkarken, yıllara rağmen değişse de ve bir elveda ile sığdırsa da içini geriye dönüp son sayfaya bakmadım. Beyaz kâğıtları doldurmuyorum artık, tek ayağı kırık sandalyeme oturamıyorum bile. Nasırlı ellerim toprağa dokunamıyor ve koklayamıyorum kırmızı gülleri. Boşalttım heybemi uzun yoldan sonra. Dolduramadım içini arkadaşlıkla, dostlukla... Kalakaldım bir başıma, bir kalem birde boş kâğıtla...

Bakamadım hicrana ay ışığında, göremedim derin muhabbeti aşığın kalp atışında. Destana bürünür hazinelerim, etrafa sarılır çatlaklardan sızan ziyanlarım. Kolay yoldan elde edilmeye çalışılan saadet, fakirin ekmeği zenginin ulaşamadığı bir derttir. Elini verip kolunu kaptırdığın çakallar, bir gün ekmeğine de sulanır. Bırak sulansın deme! Kalır bir başına, düşersin kara zindanlara. Aman haa...

Sinirli nefsin senin, sakin ol ey ben. Sıkma ellerini, çatma gözlerini, hızlı hızlı yürüme boşluğa. Süpürge al eline, süpür seni esir eden nefreti. Kulak verme hayatına giren yalnızlığa, sırtını yükleme hayatından çıkıp giden yanlışlarla. Celallenme, sükûta sırt çevirme, yan yana yürümesin zulmetin ve aşkın. Sabırım ve celalim yan yana yürüse de, sabrımı öne çıkarmayı tercih ederim, inşa’Allah ta beceririm…

İçini kaplayan kötülüğü açığa çıkarmadan mutluluğa ermek lazım, ne lazım bunun için. Kanatmak mı lazım acılarını. Göz kapaklarını kapatman mı lazım kendi dünyana. Mideni doldurmak mı lazım olmazla. Karanlıkta göremedin mi ışığı, sana yönelen yolcuyu. Aydınlığa küçücük bir delikten bakarken, ulaşamama hissi vardı içimde. Lakin yırtılan perdeler gerçeği görmemi sağladı. Çok şükür…

Neden? Diye sormadım hiçbir zaman kendime, halimi hatırımı görünce. Nedeni benim çünkü hataların. Ufkumu karartan bulutum, kabarır sel olurum. Yolda tekmelenen taşım, sağa sola sürüklenirken ufalanır toz olurum. Dağda ki yalnız kurt’um, çok doğar kardeşle büyür yalnız ölürüm. Ben sepette ki elmayım, tepetin dibi göçse de ben sana tutunurum.

Sonra bir sakinlik sarar çevreni, içini, kendini... "Yetiş" diye bir ses ile irkilirsin, kalbinde çıkan çıbanı patlatır akıtırsın pislikleri. Ayaklarının bağı çözülür, imdadına koşarsın seslenen serkeşin. O asiliği içinde barındıran serkeş açar çiçekleri bölük bölük, helalinden bir yudumla seni bulur, hiçbiri haramzade ürünü değildir hepsi güldür. Gül kokusuna bürünür akıttığın kanlar, akar gider dertler, solar gider kederler. Sus! Seslenme artık mahsun mahsun ey biçare vedalarım. Dönüyor başım, gülmüyor yüzüm ve sabaha çıkmıyor acılarım. Yağmur suskunluğu çözsün, hasret seher yeli ile yok olsun gitsin. Hiçbir zaman bir hikâye de yer alamasak ta ucundan tuttuğumuz bu öykü burada bitsin…

Yavuz TANRIVERDİ

15.12.2008

6 Aralık 2008 Cumartesi

Karanlıkta yürümeye çalıştığım zamanlardı o anlar…





Karanlıkta yürümeye çalıştığım zamanlardı o anlar…

Gelişigüzel, çarpa çarpa ve düşe kalka bir yürüyüştü bu. Önder yok, bağlılık yok, irade yok, ciddiyet yok… Düşmüşlük var, yılmışlık var, mahkûmiyet var… Merhametin yanına yaklaşmayı bilmeyen vücutların peşinden gittim, ruhlarını satmış inançsızları derdime ortak ettim, imansızların sırtına bilmeden nefesimi ekledim. Ey gafil ben, sen neler ettin…

Edepsizin biri gönlüme kara lekeler çalar, leke büyür büyür nokta olur. Nokta cümleyi sonlandırır, kalbin sonunu getirir. Kara kalp edepsizliği benimser, gönle hükümdar olur. Vuku bulur aşk sessizce, çırpınış başlar nefiste, histe, nefeste… Duvarda taşlardır benimsediklerin, silemezler kara noktaları. Maddeyi, maddi silemez elbet. Mananın şerbetini içmeden temizliğe başlayan kirli bakar, maneviyatın ışık huzmesinde HU diyenler Mürşidin kapısında iman bulur. İmanı bulan gönlü görür. Gönlü gören Allah’a yol alır.

Fikir ile yola çıkar insan, düşüncenin girdabından süzülür kelimeler. Benimsenen teslimiyet bazılarının sarfiyatına uğrasa da fikrini kaybetme. Fikri benimseyen zihninden şaşma. Zikir, kalbin aynasıdır. Rabbini anan, O’nsuz kalmaz. O’nunla olmayan yolunu bulamaz, yok olur.

Hedefsiz ilim samana benzer. Bir alevle harmanlanıp toz olur ve gider. Mesnetsiz sıfatlar vuku bulamaz alevin yok ettiğiyle. Anlayamazlar Halık’ı, anlatamazlar imanı. Anlayamazlar Yusuf’u, anlatamazlar kuyu’yu. Mahlûkun boşa çırpınışı dalga oluşturmaz ve İfriti korkutmaz, korunmuş âşık’ın şahlanışı nefis oluşturmaz ve hisleri korkutmaz. Umursama çelme takmaya çalışanları, karşına al seni sırtından vurmaya çalışanları. Yürü, durma karanlık sokaklarda, pisliğe bulanmadan tövbe et.

Susuz kaldığımız zamanlarda kan akıtasınız gelir pekmez gibi, oluk oluk. Yaparız susuzluğumuzu giderene kulluk. Yalan dünya burası yaşaması zordur çekeriz zorluk. Muhammed’in(s.a.v) peşinden gidenler görmemiş midir bolluk? Asabiyiz ama ufacık zararsızdan dahi korkarız. Sevgiyi barındırırız bünyemizde ama hüzünlü zamanlarımız da kaçar gideriz. Delikanlıyız, barındırmayız hileyi ama gurura işletemeyiz eğilmeyi yiğitliği terk ederiz.

Sen ne biçim adamsın diyesi gelir insanın. Demeyin! Yürümeyi öğrendik, karanlığı aştık, yolu yarıladık. Hamd’ü senalar olsun…

Yavuz TANRIVERDİ

06.12.2008

1 Aralık 2008 Pazartesi

Bu Kalp Yanılmaz




Yanıldığım yalan...
Hatalı olduğum da yalan
Yanlış bildiğim de yalan
Seni umursamadığım da
Seni sevmediğim de yalan.
İnsan başlı başına bir yalandır aslında
Lakin bende olan sen, gerçektir.

Göz,
Bugüne kadar başkasına
Böyle bakmadı için
Yanılıyor olabilir.
Nefsim,
Zayıftır, acizdir
Kapıldı da yanılıyor olabilir.
Ben,
Şapşalım biraz
O yüzden
Şahsım yanılmış olabilir
Aklım,
Bir karış değil karış karış hava da
Seni iyi seçemeyip de
Yanılmış olabilir.
Ama kalbim,
Yani bu yaralı yürek
Çok iyi görür
Çok iyi idrak eder
Çok iyi sever
Ama yanılmaz.
Sen,
" Beni severken yanılıyor olabilirsin" dedin ya
Asıl sen yanılıyorsun.
Çünkü bu kalp senden başkasını sevmedi
Böyle ızdırap çekmedi
Ve kimseyi böyle sevmedi.
Ben kalbime güvenirim.
Gel sende bana güven
Ve sev beni…

01.12.2008

27 Kasım 2008 Perşembe

Kabil ile başladı Ölüm...





Kabil ile başladı ölüm… Kabil, Ölümle öğrendi acıyı, korkuyu ve yalnızlığı… Öğrendi kuşlardan mezarı, cesedi ve toprağı…

Genelde biz ölümü anmayız, hatırlamayız ya da hatırlatılmasında hoşlanmayız… Hiç ölmeyecekmişiz gibi dünya’ya dalarız… Bazen bazı sorular ve sorgular kafamızda soru işareti bıraksa da çabucak unutur ve normal hayatımıza geri döneriz… Ya da yakınınızdan birisi yaşamalı bu duyguyu ki bizde idrak edelim ölümün yakınlığını… Ailemizden, çevremizden birileri vefat etti mi yakınlığına göre değişir duygular, belirginleşir yüz hatları ve uzatılır geçici yaslar…

Evet, bugünde benim bir komşum ebedi yolculuğa uğurlandı… Her şey mezarlığa gidene kadar normaldi… Bende kalıplaşmış rolümü oynuyordum tıpkı çevremde ki diğer insanlar gibi… Yüzüm asık, başım eğik, sesin tonu az ve “Başın Sağ Olsun” edalarını… Her yeri kaplıyordu bu davranışlarımız ve soğuktan mıdır nedir bilmem üşüyordum… Musalla da yatan mı şansız yoksa biz mi talihsiziz bunu bilemem ama insanlar hala hiç ölmeyecekmişler gibi davranmaya devam ediyorlardı…

Tabi üzülüyor insan tanıdığı birini kaybedince, onunla anıları olunca, yaşadıkları gözleri önüne gelince… Bahçesine kaçırdığımız topları kesmesini, 73 model Renault’una dokunmamıza kızmasını ve sert tavırları şimdi bize tebessüm ettiriyor ve gözümüzden yaşların akmasına sebep oluyor…

Buraya kadar bir şey yok aslında her zaman karşılaştığımız şeyler ve herkesin yaşadığı durumlar… Mezarlıktı beni değiştiren ve korkutan… Ölümden korkmayız ve öyle yansıtırız çevremize bizi böyle bilirler… Mezardan mı korkuyoruz acaba! İçimiz de ki çelişkilere kanıyoruz sanırım… Dar bir oda dersin içinden “Benim Klostrofobim Var, Giremem Buraya”… Beyaz önlüğünü de giydirirler sana anlamazsın, sıktı dersin, olmadı dersin dinlemezler ve giydirirler çabucak… Bereket’te yağıyor hani ıslanmış toprak çamur olmuş… Kazması da zor, kaldırıp atması da… Sonra seni yine dinlemezler atarlar çukura… Tahtalar dizerler üstüne ve sabitleştirmek için vururlar kazmayla Tak, Tak diye… Her tak edişte kalbim daha hızlı atmaya başlar, sanki yatan benim orda… İçim ürperir, soğuktan değil ama hele ölüm’den hiç değil… Nedenini sanırım oraya yattığımda anlayacağım… Toprak atılır üst üste… Yasin-i Şerif sesleri yükselir bir anda… Çevremi ve beynimi sarar… Huşu ile dinlerken çevreme bakarım, insanlara bakarım, sonra mezara bakarım… Ve son kez bakarım mezara sonra da sırtımı döner giderim… Bu kadar görev bitti, işlem tamam… Bir daha ki cenazede görüşmek üzere…

Evet, Kabil ile başladı ölüm ve bitmeyecekte Kıyamet’e kadar… Her ölüm bize yaşamı anlatırken nedense yaşama dalıp ölümü unutuyoruz… Dedim ya; bazen kuşkuya düş sekte kafamızdakiler yüzünden, çabuk dağıtıyoruz kafamızı ve unutuyoruz gerçekleri…

Ben bugün ölüm’ü tekrar yaşadım, umarım kısa zamanda aklımdan çıkarmam…

Yavuz TANRIVERDİ

23.11.2007

Saat Sabahın Beş'i...





Saat sabahın beş’i… Selamün aleyküm güne… Düşmez kalkmaz bir Allah var bu cihanda, biz ise imsak vakti düştük Gafur’un peşine… Haramilere döndük uyuyan insanların medetlerini de çaldık uykudan firar ettiğimiz için… Aşk şerbeti içtik 2 rekât üstüne 2 rekât eşliğinde… Dua’da bulduk kendimizi, kendimizden geçmiş bir hal cümbüşünde… Güneş gibi doğduk nefsimizin üstüne… Hüsrana uğradı şerrim, uykumu kaçırdı ama beni kandıramadı… Velâkin içim rahat, çabalarım hayrıma nihayet oldu…

Saat sabahın beş’i… Selamün aleyküm hayat’a… Bize sunulmuş yaşamda yeni yüzmeyi öğrendi bu vücudum, ciğerlerim hazzına vardı nefes almanın getirdiklerine… Yediğimiz darbeleri şükür diyerek atlattım, Rabbime güvenip umutsuzluklarımı cehenneme saçtım, vicdan muhasebesinin hesabını O’na en yakın yer olan secdede saydım, kirpiklerimi ıslatan ve yanaklarımdan süzülen damlaları bu âleme hikmet diye dağıttım… Kalem ve kâğıt yalan söylemez asla, söylese de silgi siler yalanı geriye bırakır gerçeği… Oda hayattır, hayatın gerçeğidir inanılması gereken… Tek şeydir inanılması gereken, tek bir yoldur gidilmesi gereken, tek olandır yandıkça yanılması gereken… Görülmeyen ve hissedilen, akılda olmayan ama oradan hiç çıkmayan, sana senden daha yakın olan, düşüncelerini senden önce bilen, düşündükçe kalbine inen tek şey… Bağışlayan, esirgeyen, iyiliği isteyen ve bize sayısız nimetler veren Rahmandır O… Gerçeğin ta kendisi yani…

Saat sabahın beş’i… Selamün aleyküm uyuyanlara… Bedenleri uyuyup ruhları yedi kat âlemi dolaşanlara… Gözlerin fersiz olduğu saatlerde serzeniş edip sonra da çapaklara isyan edip karanlıkta kaldığına pişman olan uyuyanlar… Parmakların yazmaya zorlandığı ve soğuktan büzüştüğü ve duygularda karasal iklimin hâkim sürdüğü ışıklı saatlerde uyuyanlar… Dostluklarını iblis’e hediye edip çocukluğuna dönenler uyanın… Aynaların çatladığı, meleklerin hiç uyumadığı, her şeyin temiz ve sessiz olduğu saatlerde ve gecenin son olduğu anlarda uyuyanlar… Uyanın selam verdik…

Saat sabahın beş’i… Selamün aleyküm uyananlara… Feragat edilen hasretliklerin mihmanları, rüyaları bölüp sükûnete dalanlar, suskun fırtınalara kapılıp heybetini yitirenler, , kasvetine yenilmeyenler, dilin kemiğini alçıya alanlar, ezan sesiyle doğup gamet sesiyle hazır ola geçen ve sela sesiyle ebediyeti görenler, beş vakti abdeste hediye edenler, beş vakti sema’da geçirenler, beş vakti O’na eda edenler… Bütün dualar üzerinize olsun, uyandınız çünkü…

Saat sabahın beş’i… Selamün aleyküm selam alanlar… Iraktan yakına yol alanlar, gözleri ışıl ışıl parlayanlar, mutluluk içinde feryatları dindirenler, Habibi bilenler onu işitenler… Saat sabahın altı’sı oldu ve Selam olsun hepinize…

Yavuz TANRIVERDİ

15.03.2008

24 Kasım 2008 Pazartesi

Vardır bunda bir hikmet, sabret sen…




Kötü adam yine karşınızda...

Kaydı sardım başa, iyilikle çıkılan yolu saptırdım yoldan çıktım. Sansürledim gözlerimi, elimi çektim düşüncelerimi yerle bir ettim. Fikrin şehvetine kapıldım kişiliğimi sattım, ah aldım, namussuzluğun girdabına katıldım, namus kavramını kendimden çaldım. İncecik yağmur ile yürüdüm yollarda, buruk bir sessizlik içinde kaderimden kaçtım. Yüreğin yanından geçti kurşun, değmedi kan gömleğe, kopmadı teller susturmadı saz’ı. Kurşunu yerken beden ben hançeri aldım sırtıma sapladım.

Ben suçluyum. İşte kötü adam karşınızda yargılayın beni. Hakkı bildiğim halde bilgisini saklayan ben. Unut gerçeği ve aydınlığı, bende olan ben. Soysuzluk içinde hiçbir şey olan sadece ben. Dört bir yanımı saran hazin, yağmurla gider diye umarak sokakları arşınladım, yağmur tepemde. Kısacık süre var elimde, lodos bitti, bulutlar karanlığı terk ediyor, güneş kendini göstermek için çabalıyor. Temizlen artık bende olan sen, bırak artık ben’i, aldın alacağını napacaksın bende olan hiçliği. Razı değilsin benden ama beni yakmak için sıradasın. Yakma artık, rahat bırak beni.


Uslan be Halil İbrahim. İsmim ne İbrahim ne de Halil ama bende uslanmıyorum. Susamıyorum geçmişi dillendiremeden, kaçamıyorum beni boğan gecelerden, vazgeçemiyorum içimde ki beni tanımlayan asilikten. Husus derin, fark yok, konu aynı... Ama sus-mak gerekmiş, konu kapatılsın ve sürgü çekilsin geçmişe. Akşamlar aydınlansın, düşüncelerin peşine sual sorulsun, neden ve niçinlere karışsın zindanlar. Hakkımı devredeyim pişmanlıklarıma, ders almayayım geçen ömrümden, dayanamasın kalbim çekip gitsin sevgimden. Yak her şey'i zalim, sırtını dönüp git bu şehirden. Gülümse kaybedişime sinsice, istemem senin gibi haini çevremde.


Ben kendime kötü dedim ya, aslında beni kötülüğe iten çevremi çerçeveleyen kötülüklermiş. Terslik bende sandım "Ya işler hep ters mi gider, bende gidiyor" dedim devamlı. Lanet olsunu çektim içe, gözyaşlarını akıtamadım bile. Hata bende deyip, kaçırdım kendimi kendimden. Yine kaçtım bu sahte benden, varamadım çıkışa, kaçamadım mutluluğa...


Bu kadar kötü ve karanlık şeye rağmen nasıl böyle ayakta kalabildin. Binlerce şükür halime yine de yaşadıklarıma, yaşayacaklarıma. Kendini mahvedecek kadar kötü hissediyorsun bazen ama dank ediyor sonra kafa, son süratla giderken acı bir frenle irkiliyor kalp, kalbin aynasına bürünün surat. Surat a bakıp "Sen kimsin lan" diyorum. Cevap veremiyorum ben yükleniyorum "Kime bu isyan kime bu gurur" diye. Sus pus nefis son radde de şahlanıyor ve diyor:

Acımasız zamandan ve yaşamdan geriye ne kalır. Sen, kendin ve yalnızlığın. Gün yaşlandıkça sen eriyorsun. Dudakların solar,26’sında çökersin. Çocukluğun sonbahar yaprakları gibi dökülür ve hoşça kal der yarınına. Bekler zaman seni. Öldürdüğün zaman değil seni öldüren zaman bu. Hayallerini erteleme dedikçe sen yalnızlığınla baş başa kaldın. Geç kaldın; kalbin üzgün, sen üzgün, gözlerin mahzun, bedenin çökmüş… Adımların seri, sözlerin zehir, davranışların sert, hikâyelerin acımasız… Kötü adam’a büründün kısaca, ne oldun sen…

Vardır bunda bir hikmet, sabret sen…

Yavuz TANRIVERDİ

23.11.2008

17 Kasım 2008 Pazartesi

Bir Anlamsız Yazı




Bir Anlamsız Yazı…

Zaman Akıp Gidiyor… Zaman İçinde Eridik… Bizde Aktık; Su Gibi Aziz, Ömür Gibi Fani Olduk… Hayale Kaptırdık Kendimizi, Aldandık Hayata, Kandık İnsanlara Yenildik Bedenin Güçlü Nefsine… Nefis, Kibir Her Şeyi Yıkar, Yığınlar Arasında Yardım İstedik, Yardıma Koşanların Ceseti Olduk, Can Verdik… Canımızın Dermanı Kalmayıncaya Kadar Ezildik, Rakip Oyuncudan Kasti Faul Yedik Ama Bir Düdük Çalan Olmadı… Yenildik Ve Sona Yaklaştık…

Aramak Artık Yordu Gönlü… Bilmeyen Mesut Sanır Seni, Bilmezler İçinde Yanan Alevi… Nedensiz Acılar, Kırık Canlar, Kuruyan Gözler, Zamansız Yaşayan Bahtsız Bedeviler… Başlamak Zor Bitirmek Heyecan Vericidir, Yeter Ki Başla… Düşündüm Bazı Zamanlar, Düşlediklerimi Düşündüm… Düşünmediklerim Aklıma Geldi, Düşünmediğim İçin Kalbim Sıkıştı… Öyle Bir Hal Aldı Ki Yaşadıklarımı Yazıyorum, Yazdıklarımı Yaşıyorum… Akşam'ı Düşünüyorum, Gelmesini İstemediğim Karanlığı… Bu Sefer Gelmesini İstiyorum, Düşlediğim Gerçeklere Ulaşmak İçin…

Her Yol Doğru Değildir, Her Doğruyla Da Yola Çıkılmaz… Ama Doğruları Bilmeden De Doğruya Ulaşamazsın… Sonucu Olmayan Şeyin Cevabı Da Olmaz… Yok’a Ulaşabilmek İçin Var Olman Gerek… Sonuca Ulaşmak İçinde Yok Olman…


Güzeli Yakaladık Ama Geç Oldu Sanırım Hep Böyle Olur Nedense… İhtimaller Dâhilinde Kendimi Terk Ettim… Çok Uğraştım Bir Türlü Gölge’m Bırakmadı Peşimi… O Bıraksa Bir Ayna’nın Süliyyeti İle Kendime Geldim… İnsanların Bazen Bazı Dönemleri Olur… Sinirli, Sıkıntılı, Stresli… Sebep Bulamazsın Bazen Neye, Kime Bu Sinir, Anlayamazsın… Aslında Bu Hallerimi Seviyorum Ben… Yamalı Düşlerdeyim… Gecenin Islak, Karanlık Şehrinin Cezbi’ne Kapılmış Göz Kapaklarıma Yenik Düşüyorum… Yangın İçinde Alev Alev Gözler…

Of’lamak Çare Değil Ama Söylemek İstiyorum… Neden Diye Sorma Saysam Bitmez…
Nefsim Çok İstedi, Gönlüm Yandı Kavruldu, Bedenim İstemsiz Hareketler Yaptı… Ama Kör Kurşun Her Zaman Iskaladı… Bir Kerede İsabet Et Be Sende… Dost Görünüp, Çelme Takanlar, Değersiz Kişilerden, Değerlerime Küfürler… Görgü Kurallarını Öğretmeye Çalışan Ayı’lar… O Görgüsüz Ayı, Bal’ı Kaşıkla Yer Yalnız…
Beni Bırakın Kendi Halime… Neler Yaşamadık Ki Bunları Da Yaşamayalım…



Bir Anlamsız Yazı Yazdım… Anlamanız Biraz Zor, Anlamak İsteyenler Anlar, Anlamayanlar Anlamsız Bakar… Yetersizliğim, Anlamsızlığımın Gerisinde Kaldı Bugün… Umarım Beni Anlarsınız… Saygılarımla…

Yavuz TANRIVERDİ


10.02.2007

İsyan-ı Figan





Bırakın Artık Ezilmişliği…
Ele Eğilip Etek Öpmeyi…
Kaçmayı, Yıkmayı Ve Toprak Satmayı…
Milletine Sövene Prim Vermeyi…

Kabul Etmeyin Yenilgiyi Savaşmadan…
Haksızlığa Galip Gelin Susmadan…
Arkanızı Kollayın Düşman Sizi Vurmadan…
Yerinizde Saymayın Hep İlerleyin Durmadan…

Çıkarsız Sevilir Devlet Bu Gönül Bağıdır…
Tarihini Bilmeyen İnsanlar Geri Kalmış Çağdadır…
Ecdadını Sevmeyen Gençlerin Geleceği Dardadır…
İstanbul’u Fetih Edenler Senin Oyun Oynadığın Yaştadır…

Akıl İle Ölçülen Ömürler Sayarlar Geçmişi…
Sevgi İle Bilenen Gönüller Unutmaz Serveti…
Zulme Uğrayanlar Bilerler Acıyı Ve Gerçeği…
Vefalı Olan Kişiler Severler Vatanı Ve Milleti…

Çelik Zırh Gibidir Bizde Ar, Namus…
Yıkmaya Çabalayanı Şiddetle Bekler Bir Kâbus…
Yerinde Duran Milletin Tarihi Olur Makûs…
Biz Cihana Hâkim Olmuşuz Etmeyin Kendinize Kâbus…

Plan Yapmak Bizim İşimiz Değil Bugünlerde…
Tepkimizi Koyduk Tarafımızı Belirledik Ogünlerde…
Eskiden Yalvaranlar Şimdi Reis Olmuş Hayallerde…
Reislere İlham Olur Devamlı Okunan Yasinlerde…

İlmi Olmayan Devlet Yok Olur Tarihten…
Allah’a Uzak Olan İnsan Irak Kalır Cennetten…
Dil’e Yabancı Kalan Halk Yozlaşır Milleten…
Vatanını İnkâr Eden Soyun Farkı Kalmaz Ölmekten…

Türk Olmak Asalettir Doğan Bilir…
Doğmadan Yaşayanlar Bunun Farkını Elbet Görür…
İmanlıdır Kökü, İnsanları Ezmeden Devlet Korur…
Gururludur Taşıyan Bu Onurla Ömür Boyu Yürür…

Utanmayın Kendinizden Etrafınıza Bakın Silkenin…
Çapulculara, Deyyuslara Prim Vermeyin Onlara Direnin…
Geçmişinize Bakıp Allah’tan O Günleri Yine İsteyin…
İhtişamı İle Osmanlı Olmasa Da Türkiye Var Onu Sevin…

Yavuz TANRIVERDİ

26.09.2007

9 Kasım 2008 Pazar

Tebessümümü kaybettim,duyurulur!





Duyurulur!

Hislerimi kaybettim.

Bulanların insaniyet namına haber vermeleri rica olunur…

Korkuyorum, sözcüklerimden bu denli uzun zaman zarfında ayrı düşmemiştik. Aklımı kaybetmemiştim son savaşımdan beri, ağlamamıştım ben en son kalem oynatmamdan beri. Gece yankılanır kulaklara, kulaklar haykırışlara, haykırış dudaklara, dudaklar da boş kâğıtlara. Kendimi kendimden alamıyorum ki boş kâğıtları doldurayım hüzünle. Kelimelere boğasım geliyor bazen kalemi, sonunda tükensin de atayım kenara diye. Dostum benim, kenara attığım kalem. Bazen dosta sırt dönmek gerekiyor, senin değerini anlaması için. Yüksekten düşeceğine alçağı idrak etmek gerekir.

Düz yol almak bana zevk vermiyor artık, acılı ve sisli yolda kör olup öyle yürümek istiyorum ve öyle de anılmak istiyorum. Kelimeler altında ezilmek vasat kaçıyor vurup kaçan hislerimin yanında. Basit geliyor aynı olmak, farksız olmak ve tek olmamak. Ya da başkaları ile aynı kapta olmak ters tepki yapıyor bana. Farklılık oluşturmak cazip geliyor ve derinlere indikçe farkın anlamını yaşamayı nimet sayıyorum. İndikçe hazzım tavan yapıyor, zevki sefaya bürünüyorum ve kelimeler bambaşka ahenge bürünüyor. O an kendimi sevmeye başlıyorum ve sırtımı sıvazlıyorum gözlerim kısık. Tek olmanın seçeneksizliği içime işlediği her an, bir yanımdan bir parça esir düşüyor gurur çemberi içine. Sıkışıyor, çıkamıyor benlik, duvarlara çarpıyor her çırpınışta bu nefis...


İnsanlar basittir. Karmaşık yapının iç dünyasından öteyi sunuyorum, dışımızı belirtiyorum basitlik derken. Kırbaç yarasına deri’n tepki verir sanırsın lakin içinde ki organizmanın çığlıklarını duyamazsın. Paramparçadır uzanıpta tutamadığın ellerin. Kavuşamadığı el'e mundar der, kedi gibi. Ya da bir insan sahibi olmadığı malı aşk ile beğenirken ve hoşnut olurken üzülmez gösterimden kaldırdığın zaman, unutur ve silinir zihninden. Çünkü o ona ait değildir. Ama bir insandan sahip olduğu, sevdiğini, değerini alırsan hemen üzülür ve özlemi artar. Çünkü o ona aittir. Bu kadar basit bir kurgu, elma şekeri-çocuk ilişkisi de diyebiliriz.


Duyurulur!

Hislerimle beraber tebessümümü de kaybettim.

İfadelerimi geri verin...

Yavuz TANRIVERDİ

07.11.2008

Bad-ı Sabah Rüzgarı




Uzun zaman olmuştu
Yanaklarımı ıslatmayalı,
Dudaklarımı titretip,
Yüzümü buruşturmayalı.

Sonsuza dek sürermiş rüyalar
Uyanışla hayallere bürünür simalar
Susuzlukla belirir kuru dudaklar
Kusura bürünür sayısız hatalar.

Yitirilir güven, sonlanır sabır
Günahlar içinde kaybedersin duyguları bir çırpıda
Boynun bükülür, omuzların yıkılır
Yalnızlığın ortasında kalırsın kendi başına

Yürüyüşün gül endama bürünür,
İçimi yakar yolların bitişiyle
Kokun arştan aşağı gönlüme sürünür,
Aklımı alır buradayım değişiyle

Başım döndü kokunla,
Ateşe düştüm, sürüldüm ve yıkıldım gidişinle
Yanmaz kimse o ateşle
Ama ben yandım kül oldum, eridim sözlerinle

Ateşimi söndür diye haykırdım bad-ı sabah'a
Ama gelmedi esintisiyle
Okyanusların dibine daldım
Yine soğumadım ruhumu yakan ateşinin gelişiyle


Yavuz TANRIVERDİ

09.11.2008

1 Kasım 2008 Cumartesi

Çaba göstermek ya da susmak





Deniz ne güzel kokuyor bugün...

Bir senfoni gibi yönetiyor rüzgâr, sağa sola çarpan dalgaları. Bir ritim tutturmuşlar, sanki bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Kenarda oturan gençler olanları izlerken demir atmışlardı banklara. Halatlarını çözecekler biraz sonra ve açılacaklar açık denizlere. Tayfa arıyorlarmış gibi bakınıyorlardı çevreye, çözülecek halat var, gidilecek yol var, gezilecek dünya var edasıyla. Yerle bir olan hayat çizgisinde 5 kuruşa satılan gurur, küfürler içinde dibe batan onur, 27 arifesinde yaşam mücadelesi veren bu bedende ki umut. Teneffüs eder gizemi irade, içer şarabı için de korku barındıran şiddet, kıymeti kaçırır isyanın arkasına gizlenen komedyenler. Hepsi bu, gerisi hikâye...

Kaldırım taşları canımı sıkar oldu...

Özgürlüğün içinde hapis ayaklar yolu aşındırır, mecburiyetinin gidişidir bu. Mutlu gözükmeye çalışıp çevresinde ki parazitlerden tiksinir hale gelir bakışlar. Dayanamayacak, yığılacaktı kaldırımların sabitliği üstüne. Astım krizi tuttu sanar kararan gözler, bir nefese ihtiyacın tozlarla engellendiğini göremezsin de. Devekuşu gibi kafasını gömen insanlar üstümden basıp geçiyorlar, uzattığım elin tersini yüzüme çarpıyorlar. Neydi bu kaçış ve yıkılış, nedendir bu mahvoluş ve terk ediş. Yapışmıştı vücut kaldırımlara. Tek sarılan oydu bedene. Ama sahiplenenden hoşlanmadım, sıkmıştı beni, yormuştu canımı. Direnemedim teslim ettim kendimi ve beddua ettim vesveselerime. Düzeltemedim insanları ve kendimi. Yüzümü yasladım yere kabullendim her şey'i...

Huzur bekçisi miydi bana uğramayan...

Başkaldırdım boş beyinlere, 32 ayar değil değerim ya da kuponla verilip promosyonla dağıtılmıyorum. Süs eşyası sanıldı sanırım duruşum, tavuk misali gıdaklamadık ama korkaklığı küfrüme bulaştırdı bu susuşum. Hayalet'im bu koca şehirde, güneş açmıyor üstümüze, daldım fedai gibi derinlere. Şaka sandı düşlerimi, yalan sandı kelimelerimi ve yok sandı haysiyetimi. Sadık bulamadı sarfiyatlarıma ve beni gitti giyotine buladı bu huzur bekçileri. Ben bu film'i izledim, alkışlar yabancı kaldı lakin. Başrolde ki oyuncuyu da tanımıyorum. Çok yabancı geldi bana.


Suskun kalmak, çare ummaktan daha iyi midir?..

Bazen kendini anlatamazsın, haklı da olsan. Çaresiz kalırsın, ezilirsin cevapsız düşüncelerin altında. İhtimalerle yargılanmak, sorgulanmak ve daha sonra cezalandırılmak koyar kişiye. Kılıç darbelerine cevap verememek ve her darbe de yara almak öldürmez ama çok can yakar ve sıkar. Sonra bu çocuk neden karamsar... diye sorarlar. Ölüm ile yaşam arasına sıkışırım ve tercihimi sunarken kendime, altta ki şu sözlere takılırım...

"Ölüm ve yaşam... İkisinin de bir nedeni yoktur. İnsanlar doğar çünkü anneler bebek ister ya da Tanrı safında savaşacak savaşçıya ihtiyaçlar vardır. Ölürüz çünkü çok fazla kırmızı et yeriz ya da sigara içeriz. Kimse sonsuza dek yaşayacak kadar dikkatli olamaz ama bir çaba gösterebiliriz değil mi? "


Çaba göstermeye sebebim çok var, kendime engel olmak için çokta düşüm var. Biter mi bu yalnızlık hikâyesi bilemiyorum ama ben hikâye’yi daha fazla acıtmadan bitiriyorum. Ve susarken de çabalıyorum…


Yavuz TANRIVERDİ

01.11.2008

30 Ekim 2008 Perşembe




4 Nisan...

Karanlığa Gömülen Düşüncelerin Dönüm Noktası...
Sensiz Devam Edecek Yılların Çizilememiş Paftası...
Çizemedik Çünkü Düşünememiştik Senin Gideceğini...
Kaderin Gerçekliğini Bir Anda Bitireceğini...
Dağıldı Sana İnananlar Sanki Bir Kum Tanesi Gibi...
Göründü Sahtelikler, Pislikler Kurum Tutmuş Dibi...
Son Kez Türkü Söylerken Gördüm Seni, Neşe İçindeydin...
Sanki Veda Eder Gibi, Hayatı Umursamaz Biçimdeydin...
Acı Haberin Yetişti Bir Anda Gönüllere...
Ağlayanları Üzdün Gidişinle, Üzülenler Ayrıldı Bölümlere...
Eser Bıraktın Bizlere Yaşayın, Yaşatın Diye...
Hilalini Kirletmedin Gençlere Miras Olsun Diye...
Karlı Bir Gündü Uçmağa Vardın Öteki Cihana Koşarak...
Ve Yine Bir Karlı Gündü Bozkurtlar Sırtladı Seni Ağlayarak...
Kurşun Yedik Bağrımıza Sanki Sen Gidince Yanımızdan...
Titredi Umutlarımız Sanki Bir Parça Koptu Canımızdan...
Zamansız Döküldün, Daha Kavrayamadık Düşüncelerini...
Başsız Kaldık Sensiz Kim Savunacak Fikirlerini...
Bir Yanımız Harp Bir Yanımız Sarp Biz Kaldık Ortada...
Ne Başımız Kaldı Ne De Başımızdakiler Ortada...
Özledik Seni Başbuğum Ne Yapalım Sensiz...
Öylece Kaldık Biçare Sessiz Ve Hissiz...
Başsız Kaldık, Ruhsuz Kaldık, Çaresiz Kaldık...
Kurtsuz Kaldık, Başbuğsuz Kaldık Ama Seni Unutmadık...
Dört Kollu Aldı Götürdü Yaradan'a Seni Bir...
Ağlayan Bozkurtların Peşinden Söylüyor Tekbir...
Ya Allah Bismillah Allahu Ekber
Ya Allah Bismillah Allahu Ekber
Ya Allah Bismillah Allahu Ekber
4 Nisan...
Düşüncelerimizi Karanlığa Gömdüğümüz Gün Bugün Evet...
Seninle Beraber Toprağa…
Seninle Beraber Sonsuzluğa…
Seninle Beraber Sensizliğe…
11 Yıl Oldu…
Son Yiğide Selam Olsun...
Son Delikanlıya Veda Olsun
Son Başbuğa Selam Olsun…

Yavuz TANRIVERDİ

04.04.2008

Ya Rab! Seni Esma-ül Hüsna ile zikrederiz...





Kendini Büyük Görenler...

Ne Yaradanını önemserler ne de sonlarını göremezler. Şekillere takılırlar, her noktaya takılıp düşüncelerine pay çıkarırlar.

Allah'ın kudreti, her şey'i yok edecek kıvamdadır amma velâkin ki O,insanların doğruyu görmesini ister ve bekler. Ve yine amma velâkin biz kör'üz... Günaha sarılmışız sıkı sıkı, büyüklüğümüzün sahte gölgesinde nefsimizi büyüttükçe büyütürüz.


Dünya Hayatına Dalanlar...

Hiç ölmeyeceklermiş gibi dünya hayatına sarılırlar, yarın da ölmem derler. Yaz ayından sonra bir sonbahar'ın olduğunu göremez sarıldığı hayatta kördüğüm olanlar. Unuturlar solmuş çiçekleri, çiçeğe hayatı vereni.

Rabbin nimetleri bol, affediciliği sonsuzdur. Verilen nimete şükür etmeli ki insan, gaflete düşmesin bedenin. Dua etmeli ki insan O'na, affediciliğin girdabına kapılsın nefsin.


Küfrün Elinde Oyuncak Olanlar...

Saldırırlar seni Yaratan'a, yoluna köle olduğuna, aşkını sunduğun Mabuda. Tohumdan ürün veren Allah, onu da tohum ile cana kavuşturmamış mıdır ki? Kimedir bu asilik kimedir bu gurur? Ey küfürbaz! Gurur'u da Rabbin yaratmamış mıdır? Aklını başına al!

Sen, "Ben öyle düşünüyorum, ben bu şekilde biliyorum" gibi laflarla anlatılamazsın. Sen kesinsin ve İlahsın. Cehaletin zulmü ile zarar görmezsin asla ama bizler insanız, sabrımız bazen sükût karşısında galip geliyor. Sabrımızı koru Ya Rab!..


Allah'ım sana sığınırız, göre göre ve bile bile yanlışı öğütleyenlerden. Kalbimize nifak sokmaya çalışıp, parçalamaya çalışanlardan. Senin adınla prim yapmaya çalışanlardan ve pis ağızlarıyla seni karalamaya çalışanlardan.

Ya Rab! Seni Esma-ül Hüsna ile zikrederiz...

Yavuz TANRIVERDİ

23.08.2008

18 Ekim 2008 Cumartesi

İnsanı Kamil Olmak-3 (Mağrip ve Maşrip’in Rabbi)




Yine sızlandık diken üstünde, acizi oynadık kandırdık gül’ü. Sevgiyi anlattık coşturduk gönülleri, Müflis’i anlattık korkuttuk nefisleri… Akıl idrak edemedi gerçeği, sapmak üzereydi yanlışa, varmak üzereydi ahmağa…


İnsanlar ; "Ben Allah'ı Seviyorum, Ben Peygamberimizi Seviyorum" der dururlar çevrelerine. Sevgilerini sadece dil ile ihsan buyururlar, lakin kalbe buğz ettirmezler aşklarını ve şevklerini. Allah’ı sevmek, sadece seviyorum demekle olmaz. Sevgini O'na kendini sunarak gösterebilirsin. Yani; ibadet ederek, namaz kılarak, oruç tutarak, zekât vererek, O’nu anarak, O’nu düşünerek. Velhasıl O'na ait olduğunu bilerek O'na sarılmak gerek ve sevmek gerek...

İnsanlar korkaktır. Mana’yı çözemedikleri vakit huşularını kaybederler, yarına çıkamayacaklarını, yürüdükleri yolun biteceğini ve yedikleri şeylerin tükeneceğini düşünürler. Sansürlenir resmen idrakleri, yerle bir olur kimlikleri. Şanslılar bu insanlar aslında ama bilemez ve göremez, şükretmezler. Rabbimiz anlatılamayacak kadar muhteşemdir ve bünyesinde taşıdığı sıfatların hepsine kadirdir. İnsanların şansları insan olmaları ve Allah’ı bulmalarıdır. O, insanlar düşünceye daldıkça, insanlar korkuya kapıldıkça ve insanlar yenilgiye yaklaştıkça rızıklandırır dünyayı, seni ve nefsini. Açlıktan öleceğiz derken sana kurak arazilerde buğday verir, sene de sadece bir ay da yetişen sebzeyi sana 12 ay içinde birden verdirir. Korkuyla doğan rızkını kaybeder, rızkını bilen O’na döner.

Bir Mürşidi Kamil arar gözler yalnızlığa düşünce, gerçekleri göremeyince, geçmişini lekeleyince. Uhuvvet duygusu yitirilince dağılır aşklar, sendeler hitaplar, kaybolur bakışlar ve sonlanır dostluklar. İşte o anda çıksın istersin bir aracı Rabbinle aranda. Aslında aracısız yönelmek lazım Hakk’a ama biz aciziz ne dua etmesini ne de sevmesini biliyoruz. Lakin o dedirtmemiş midir Mevlana’ya “Gel, ne olursan ol yine gel” diye, O’da çağırmamış mıdır bizleri günahlar ile affediciyim diye. Yine O, yollamamış mıdır bizi düzeltsin diye Efendimizi dünya’ya? Efendimizden sonra da Mürşidi Kamiller ile çerçevelememiş midir bizleri gelelim diye yol’a. O, herkesin yolu, ışığı ve hamd’ıdır. O, Mağrip Ve Maşrip in Rabbidir


Aciziz demiştim ya demin. Acizlik geçicidir, çabalarsın sonuca erersin. Acizlik öğrenme ile doğruları görme ile giderilebilir. Acizlikten öte kötü olan nankörlüktür. Nankörlük, vücutta ki dövme gibidir, derini kazırsın anca öyle kurutulursun ama izi kurtaramazsın bedenden. Her insan aciz kalabilir ama her aciz kalan nankör değildir. Nankörlük kötüdür, ne kadar iyi olmaya çalışsan da bir iz vardır ve o kişi hakkında ki duyguyu değiştiremezsin beyinlerde. Ancak burada ince bir nokta var. Nankörlüğü dostların yapınca tepkini büyük verirsin. Dostun yaparsa çılgına dönersin, unutursun geçmişi ve her şeyi. Rabbimiz de dostumuz diyerek gireriz araya. Ama O affedicidir, bağışlayıcıdır. O bunları da affeder. O merhametlilerin en merhametlisidir evet ama buna rağmen “Kime yaparsın sen caka’yı”… diyesim gelir. “Tepetaklak olacaksın kardeşim, kime nankörlük yapıyorsun”… diyesim gelir. Ama biz insanız, anlatamıyorsun bu affediciliği kendine. Bizde ki gurur, nefis, şehvet v.s. bizden daha ön planda. Kendimizi affedemiyoruz ki başkasını affedelim…

Dedim ya O mağrip ve maşrip’in Rabbidir. Kim dikilebilir karşısında kim baş edebilir O’nunla. Her an hissetmemiz için kalbimizde yer edinmen için çabalıyoruz. Bize sırtını dönmenden korkuyoruz. İtilip o kötü son’a kapılmaktan korkuyoruz. Rabbimiz, senden geldik yine sana döneceğiz. Kamil İnsan sıfatıyla yanında olmayı bize nasip eyle…


Yavuz TANRIVERDİ

17.10.2008

17 Ekim 2008 Cuma




Kimsesiz Sokakta Yalnız Bir Adam...
Çatık Kaşları Ve Sert Tavırları...
Ölüme Yakın Hayata Sancılı...
Belinde Silahı İle Kurşuna Yağıyordu...
Bir Karanlık Geceydi Gülümseyişin Ölüme...
Kaza Mı, Eza Mı Yoksa Ceza'mıydı Yapılanlar...
Acımadılar Sana Hor Gördüler Seni...
Yaptıklarını, Yıktıklarını Unuturcasına...
Tanımadım Seni, Görmedim Aslında...
Görmeden Hayran Oldum, Reis Dedim Sana...
Kavgalarını Duydum, Söylediklerini Dinledim...
Ölümle Savaşını, Hapishaneden Kaçışını...
Allah'a Yol Alışını İzledim...
Bir Duruşun Vardı Ben Buradayım Dercesine...
Bir Bakışın Vardı Karşındakini Ezercesine...
Mazlumlara Değildi Bu Bakış Ve Duruş...
Zalimlere İdi Bu Yakış Ve Haykırış...
Ölümle Savaştın, Ölüme Yol Aldın...
Ölümü Göze Aldın, Ölüm Saçtın...
İdeallerin Vardı, Ondan Önce Vatan'ın...
Ocağın Vardı, Ondan Önce Mezar'ın...
Bırakmadılar Peşini, Komadılar Seni Yalnız...
Katil İlan Ettiler Seni Katillere Rağmen...
Yıldızını Kaydırdılar Gökyüzünden...
O Gece Bir Ses İle İrkildi Tüm Kardeşlerin...
Son Nefesini Verirken "Allah" Deyişin...
Yol Alırken Semaya Gülüşün...
Ve Ölürken Vatana Selamın İle İrkildi...
Tüm Sevenlerin...


Ve Reis Öldü...
Derinlere Karıştı, Derin Kişiler Yüzünden...
Yiğit Arkadaşların Bekler Seni...
Seni Özlerler, Seni Anarlar...
Ama Sen Yoksun...
Nerdesin Be Reis...


Yavuz TANRIVERDİ

23.03.2007

Rahmetlik Başbuğ'a Laf Söyleyenler




Gül, gidiyormuş sözde soykırım ile doğan topraklara. Fırtına koptu Türkiye'de, ihanete büründü görüşmeler. Benim umrumda da değil aslında. Ama gözüm karardı bu sıralar, hemde çok...

"Sayın Rametlik Başbuğumuz Alparslan Türkeş'i böyle gereksiz konulara bulaştırmaz isek sevinirim" dedim ama dinletemedim.. Bu şekilde değersiz biri değildir o.Alparslan Türkeş'i işinize geldiği gibi ölçü alıyorsunuz. İstediğiniz zaman Faşist istediğiniz zaman birileri ile kıyaslanılan bir şahıs yapıyorsunuz.

Akp'li yetkililer kendilerine olan tepkileri azaltmak ve başka noktaya çekmek için Rahmetlik Başbuğu öne atmışlar. Sayın Başbuğ hiç bir zaman çizgisini bozmamıştır, Milli benliği ve Milli bütünlüğü bozacak herhangi bir davranışta bulunmamıştır.Sayın Başbuğ'un fikirlerine ve düşüncesine düşman olanlar bir taşla iki kuş vurmuş olmayı düşünmüşlerdir.

Sayın Başbuğ istediği kadar görüşme yapsın Ermenilerle, asla ve kat'a Türk milletini zan altında bırakmaz ve başımızı hep dik tutar(dı).O zaman da gizli olarak yürütülen görüşmelerin ve Devlet'in bilgisi dahilinde olan görüşmelerin bugün Sayın Gül ile aynı çapta oluşan davranışlar olduğunu düşünmüyorum.

Ben sadece Rahmetlik Başbuğumuzun bu konuya dahil edilmesine sinirlendim,destursuz sözler dilime geldi ama sarfetmedim.Saplantılı olmayanlar gerçeği ve olmuşu görürler. Çıkarcı zihniyet ve yandaşları ve de adi medya ise insanın düşünceleri ile oyuncak gibi oynamaya çalışıyorlar ve istediklerini dikta etmeye çalışıyorlar. İhanet, Ermenistan ile görüşme ile sağlanıyorsa yurtiçinde yapılanlar için kılıçların çoktan çekilmesini gerekir. "Ermeni soykırımı vardır,Kürtler katledildi" diyen şahısları bağırlarına basanlar sakın ağızlarına güzelim insanın ismini almasınlar. Yaşasın apo diyen Meclis Teröristlerinin sesini kesemeyenler sakın fazla konuşmasınlar.

İhanet yok belki bu görüşme de ,ama ihanet çemberinin içindeyiz zaten. Ne yazık ki...

Yavuz TANRIVERDİ

05.09.2008

12 Ekim 2008 Pazar

Hayat Ve Memat





Cinayet, Gözyaşlarıma İlaç, Ufkuma Belirsiz Bir İz Ve Kavgalarıma Son Viraj… Yarını Bekleme Ümidi, Yarın’a Varma Telaşı… Sınavsız Günlerin Getirdiği Boşluk Mu Yoksa Boşluğun Getirdiği Huzursuzluk Mu Bu Sıkıntıyı Veren Kalbe… Bazen Nefes Alırken Derinden Bir Yudum, Kimbilir Hangi Unutamadıklarıma Kapıldım… Saçlarımı Beyazlatan Darbeler, Omuzlarımı Yıkan Sevmeler, Kalbi Boğan Terk Edilmeler… Denizden Hırçınca Gelen Rüzgârlar Söndüremezken Yangını, Kuru Dal Gibi Güçsüz Kalsamda Ömürde, Yeni Doğan Bebek Gibi Gözlerimi Açamasamda Hemen Dünyaya, Kaybetmenin Hazzını Kazanarak Yaşasamda, Ne Varsa Aşk’a Dair Yaptım… Hain Kurşunlara Gelmiş Bir Yıldız Gibi, Kaydım Arşıâlâ’dan Cihan’a Doğru… Gülüşün Getirdiği Hasretlik Burnumun Direğini Sızlatsada Yalnızlığın Verdiği Geceyle Hasret İle Öpüp Sevişmişim… Tehlikeli Yollar Var Senin Uğruna, Ne Önemi Var Derim Sorsalar Bana… Elinden Tutmanın Verdiği Heyecan İle Yaşarken, El’in Tersiyle İtilmenin Ezikliğini Unutmadım…

Giderken Arkama Bakmadım, Ayakların İnadı Vardı Yollara… İsyanı Vardı Yaşamın Yalnızlığına… Haykırışı Vardı Mutluluğun Hazzına… Prangalara Vurulmuş Ruhum, Sıkışmış Mezarında Ki Bedenim, Çıldırmak Üzere Olan Aklım Daha Üzüntünün İdrakini Kavrayamadan Üzülmenin Koynuna Kucak Açmışlardı Bile… Son Damla Güneş Tepemde Ve Son Kez Açan Tek Bir Gül, Solmaya Yüz Tutmuştu Güneş’te, Gül De İnadına Sanki… Sesim Yankılanır, Haykırır, Harap Olur Ve Sonra Uzaklaşır… Kaybetmenin Verdiği Acı Ve Çaresizlik, Işıksız Kalmanın Verdiği Korku, Anlamsız Olmanın Doğurduğu Mutsuzluk, Kaybolmuş Doğmanın Verdiği Yitilmişlik…

İki Seçenek Var Önümde Gidilmeye Dair, İki Yön Var Hislerimde Çıkışı Bulmaya Dair… Bedenimin İsyanı Benim İsyanımı Bastırdı, Kollarımda Ki Çizikler Alnımdakileri Solladı, Gözlerimde Ki Şişlikler Her Şey’i Anlatır Oldu… Ben Eski Ben Değilim Kaderimin Çizgisi Yok Oldu… İki Yol, İki Seçenek, İki Çıkış Var Umut Yolumda Sonsuzluğa El Açan… Hayat Mı Memat Mı?.. Seçenekler Az Sonuçlar Zor… Memat’a Yaklaşan Ruh, Hayat’ta Kalan İse Beden…

Yavuz Tanrıverdi

27.07.2007



Çal Kemancı Zamanı





Çal kemancı yorgunluğun hissini tekrar tekrar.
Tekrarlarla ahenk gelsin,
Teller yine tekerrüre bürünsün.
Bir beden bulacaksın ağaçların arkasında
Elinde son'dan bir önceki zaman
Süliyetini benzetir yakınım da ki bana
O,bana benzeyen ama benden uzak biri,ne yazık ki.
Arama boşuna gölgeni ve beni,bulamazsın
Bulunca da zaten,
Yıkılacak beden yerlere minareler uzunluğunda
Rüyaya dalacak hikmet.
Çığlıktan esinlenecek ışık,
Haykırmaya başlayacak hüzmelerini
Gülümseyecek en sonunda renkler,
Yansıyacak yüze.
Yolcu belirecek hayatın üstüne,
Ölümün içine
Yerde yatan bedenin benliğine
Tek hamle de silecek sahtelikleri, fikirleriyle
İnecek doğrunun derinine,
Girecek yalanın inine.
O, bir dilek ağacına bağlanan benzersiz son çaput olacak
Papatya'ya sarılacak,
Seviyorun anlamıyla kavrulacak
Kavrulmayla muhtaç olduğu tarifsiz hayat gelecek akla.
Elinde keman ile, kaybettiği benlik ile
Göz yaşları kalacak ölü bedeninde
Korktuğun mucizeler belirecek karanlığına
Dokunamayacak,koşamayacak,ulaşamayacaksın
Oyun bitti,aç gözünü buraya kadarmış
Çünkü ebedi sürmez rüyalar
Kalk,bitti rüyan...

Yavuz TANRIVERDİ


12.10.2008

9 Ekim 2008 Perşembe

Hayal Kırıklığı




Hayal kırıklığı...

Heyecanın hüzne dönüştüğü an, tebessümün "neyse"'ye büründüğü an ve ışıltının karanlığa düştüğü an.


Yenilme, dayan, sabret, yıkılma, bükme boynunu... Güneş doğacak elbet üstümüze ve nefes almaya devam edeceğiz bu hayatta. Üstüne çöken ağırlık gözyaşı döktürse de bazen, çekilmez yaralar acıtsa da seni, yıkılmayacağım deyip yılsan da ömründen ve vazgeçsen de kendinden, boş verme, sa’kın hayallerini işgüzarlardan. Bir sınav uzağında olabilir gerçeklerin, zaman enseni sokabilir gelip geçiyor akreplerin, bitmez tükenmez görünebilir ucu bucağı olmayan dertlerin. Şikâyet etme! Bombalar patlamadan saklan kör mabedine, zayıflığınla kalma meydanlarda, çıkma düşmana karşı kurtarıcı olarak. Sen zayıfsın çünkü...

Sorularıma düğüm, dertlerimle zulüm getirdi ipin ucunu tutamayıp kaçırdıklarım. Zamanı dinlemeyip arka sıra ettiğim sonuçlar karşıma bir bir çıktı, sebep olarak. Geri dönüşüm yok ve "keşke" deme haklarımı doldurdum. Melodram bir çizgi içinde ne iyilere büründü kalbim ne de kötülere büründü nefsim. Şah damarıma silah sıktım, sırtımdan ter boşaldı içimden de kan... Sırat a varamadan yolda düştüm, rüzgârla süpürüldüm toprakla gömüldüm. Doğu-batı çizgisinde, yön bulamadım aklıma. Kararmış düşüncelerimi sonsuzluğa taşımak zor olsa gerekti ama zor olan tebessümdü aslında şeytanın ele geçirdiği bedenlerde. Katliam yapılıyor, her yer kan, her yer boşluk ve herkes ölü...

Toz, duman oldu önüm. Yürüyemiyorum ne ileri ne geri, gittiğim yer içimdeki masumluğun karşısında ki canavarın evi. Geceleri gölgemi takip ederken döndüm geriye baktım göz ucuyla. Ne var orada karanlığın içinde. Hiç mi? Yoksa kırıklar mı? Bilemiyorum, zamana savdım seçimi mi. Zaman'ı öldürürken kendi boşluğum da yanlışa da düştüm. Aslında zamanın beni öldürmesini izliyordum aptalca. Aptalı oynamayı seçiyordum, enaniyeti yüceltiyordum evimde ki dört duvarda. Bende ki bu enaniyeti kırmak için yüzlerce kez kafamı duvarlara vurmam gerek. Pis kan ı akıtmam gerek içimden, aptalı akıllandırmam gerek yanlış seçimden. Vaktin uzunluğuna aldanma, ömrün kısalığıyla korkma; vakit su gibidir akıp geçer, ömür ayna gibidir sen iyi oldukça cenneti seçer.


Döküntüler içinde kalbimde ki kırıkları aradım. Aramadım canımı yakan parçaları, sormadım önüme çıkan vedaları, tutamadım elimden kaçan umutları. Hayallerime de hiç bakmadım. O küflensin nemli mahzenlerde, yok olsun derin kuyularda, aramasın kimse onu sessiz sahillerde. Heyecanım da sönsün artık. Zora sokmasın artık beni, kirletmesin tebessümlerimi...


Geçmişe iz bıraktım tarihi hesaba katmadan, kendime bir çizik attım içinde rüyalarım olmadan, tüm güçlerimi seferber ettim savaşıma, ayakta kalacak kadar derman bırakmadan... Bir hayal kırıklığı yaşıyorum bu sıralar. Kör oldum, vahşice döndüm, müsbetteye büründüm, firar ettim acınası halimden artık acımasız göründüm... Sessiz, hissiz ve yalnız bu ayaz da üşüdüm. Bana yine hüzün, gözüm yollarda...


Yavuz TANRIVERDİ


09.10.2008

3 Ekim 2008 Cuma

Bir Bardak Çay Gibi Ömür…




Bir Bardak Çay Gibi Ömür… Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum… Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…


Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda… Göz, Dil Ve Gönül… Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül’e Hâkimiyet Daha Güç… Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan… Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek… Küstahlığa Düşmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın İçinde Davaya, Hayata Ve İlme Karşı… Övünmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın Küfre, Cisme Ve An’a Karşı… Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor, İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok…

Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan, Ayrılmak Zor Ama Sonu Bilmek Daha Zor… Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi, Tek Atımlık Kurşunu Kalmış Kovboy Gibi, Ölümün Soğukluğunu Hisseden Gladyatör Gibi, Hızlı Adımlarla Çıkan Ve Yine Hızlı Adımlarla Düşen Başarısızlıktan Korkan, Başarınca Başarısızlığı Unutan, Başarısız Bir Başarılı Gibi…

Ben Mutluluk Sınırlarını Aşıyorum… Asım’ın Nesliyiz Acıların İçinde… Acılarımı Anıyorum Devamlı Günbegün… Dost Görünen Düşmanlar, Düşman Olan Dostlar İle… Aklımın Duru Olması Zihnimi Karmakarışık Yapıyor, Her Bölgesi Neden Ve Niçinler İle Dolu… Toprakta Çürüyen Beden Ve Saç, Yoldaş Olan Kefenle Nefis, Peşime Düşen Sessiz Gölgeler… Karanlık Sokaklarda Sessiz Ve Çaresiz Şikâyetname Hazırlamaktalar Hakkımda… Öldü Dersiniz… Ölümü Hak Edecek Yeterlilikte De Değilim Ama Medet Bekleyecek Tek Bir Kabı, Felaha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki…

Rengârenk Hayatın Renksiz Yaşamı... Sonsuz Zamanın Ruhsuz Ecdadı... Yaşanmış An'ın Yaşanmamış Saati... Susuz Bahçenin Solmuş Gülü… Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta… Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana… Bunu Düşün Sükût Et… Et Ki En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında…

Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir... Değerini Bilmek Gerekir... Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin, Üzüntünü Dile Getirebileceğin, Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması İnsana Hem Güven Hem De Mutluluk Verir... Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın Ama Her Şeyi Başkasından Beklememelisin… Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin Ama Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek… Yok, Öyle Yağma… Kalbini Açık Tutacaksın Hayata… Kalbin Kör Olursa Gözler Görür Mü Ki Hiç… Gözü Kör, Kalbi Kör, Yaramaz Bir Beden…

Palyaçolara Özendim… Yüzüm Sırıtırken İçime Kan Akıtıyorum… Metafizik Âlemde Takılıyor, Patlamaya Hazır Bombaya Dönüşüyorum… Saniyeler Var Patlamaya… İyiler Arasında Kötülük Yüklü Bir Bombayım… Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına… İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar… Kötülük Olmasaydı İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı... Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük…

Bir Bardak Çay Gibi Ömür… Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum… Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…

Yavuz TANRIVERDİ

04.01.2007

2 Ekim 2008 Perşembe

Bir gün ölürsem sokak ortasında, kalsın cesedim tam orada evet tam orada...




Bir gün ölürsem sokak ortasında, kalsın cesedim tam orada evet tam orada...

Dokunmayın bana,

Ağlamasın kimse ve ağıt yakmasın anam.

Köşe başında dizilsin gençler, her tesbih adedince estagfirullahta ansınlar beni. Yıldızlar gibi ışıl ışıl olsun sokak lambaları, gölgemi aydınlatsın sadece.
Bırakın gelsin duvarlar üstüme, ezilecek bir şey kalmadı ki bende neden korkayım. Yalnız bırakmayın beni sadece onu isterim sizden ve onu dilerim sevdiklerimden.

Müsaadenizle gidiyorum ben...

Gardiyanım çağırıyor, uykuya dalmam gerekmiş. Cesaretim yok gerçi gitmeye, ne gelir elden prangalar vurulmuş zindanlara yol almışız. Yangınlar hasretlik çeker olmuş kirli amellere, Dervişler 40 yılı barındırırlar nefislerinde ama 1 dakikaya iç ederler girerler derinlere. Ben neyim ki seçme şansım olsun Dervişler varken.

Çürümüş bir akıl izindeyiz, peşinden aval aval sürükleniyoruz...

Hıncımızı alamadık ki kaldırım taşlarından, sökemedik lazım olduğu zaman, fırlatamadık mahlûka. Körün evinde ebecilik oynadık, güvendik kendimize sırtımızı yasladık rahatlığa. Akıl aldık çürümüş zihniyetlerden, yanlışa sürüklendik kana büründük. Sona yaklaştığımızda geç kaldık, ama farkına geç kalınca vardık.

Yolunu kaybetmiş hayat, dallarımızı kırmış...

Bir hayal peşinde gençlik gider, durduramazsın zamanı. Yolunu kaybedersin hayatta, nefesin yetmez o vakit kurutursun yapraklarını. Savrulursun sağa sola, rüzgârdan değil vedalardan. Tersine döner hikâyeler, kana bürünür dalgalar. Şarkılar susar, asilik biter, yıldızlar kayar ve yangın başlar. Hayatı bulduk velâkin yetişemedik.


Dedim ya bir gün ölürsem sokak ortasında, kalsın cesedim tam orada evet evet tam orada...

Dokunmayın bana,

Ağlamasın kimse ve ağıt yakmasın anam.

Cesedimi yıkayın hızlıca ve götürün beni toprağa. Gözyaşlarımı saklayın, üzerime dökersiniz. Ve beni unutun, varlığımı kimse bilmesin.


Yavuz TANRIVERDİ


11.07.2008

28 Eylül 2008 Pazar

Korkudan Korkmayan Hayat




Hey!..

Nereye bakıyorsun sen sinirli sinirli?..

Korkutmaya mı çalışıyorsun beni ya da korkacağımı mı düşünüyorsun?..

Yanılırsın dostum...


Ben korkusuzum, hiç bişeyden korkmam... Senden, ondan, şundan, bundan, beni döven babamdan, bırakıp giden annemden, yaşlı dedemden, hayvanlardan... Kısacası hiç bişeyden korkmuyorum...

Ben korkumu kaybettim yıllar evvel... Küçücüktüm, ayaklarım ıslaktı... Yırtık bir ayakkabım vardı çünkü su geçiriyordu... Dikilecek bir yanı kalmadığı için ayakkabıcı İhsan amcaya da götüremiyordum... Çamurlu yollarda düşe kalka giderdim, üstüm başım kirlenirdi... Eve geldiğimde annem kızar ve ağlardı... Bizi bırakıp gittiğinde benim yüzümden gittiğini düşündüm hep, çamurlu elbiselerime kızıyordu ya hep, sanırım o yüzden gitti... Her gece yalvardım Allah'a... Nolur annem geri gelsin, ben daha üstümü kirletmeyeceğim diye... Ama ne gelen oldu ne de bir ses veren... O vakit yalnızlık korkumu yendim....

Annem gidince babam daha bir sinirli oldu, her gece beni dövmek için mazeret aradı ve buldu da çoğu zaman... Ağlamak da durduramadı bazen babamı, inlemem de acıyarak bakmam da... O yine dövdü... O vakit acı korkumdan da sıyrılmıştım... Okuldan aldı bir gün beni, sevdiğim kitaplardan ve arkadaşlarımdan ayırdı beni... Çalışmaya başladım... Tertemiz yüzüm kapkara olmuştu, minnacık ellerim nasırlı hale gelmişti... İsmimde değişmişti kimileri velet kimileri lan çocuk kimileri de piç diye çağırıyordu... Artık dayanamamıştım yırtık ayakkabılarıma rağmen delice koşuyor, akşam bunun hesabını vermem gerektiğini bile bile kaçıyordum... O gün dayak korkumu da yenmiştim...

Kaçmıştım evden, yaşlı dedem vardı uzaklarda, onun yanına geldim... Sıkı sıkı da tembih ettim "Aman babam duymasın" diye... Yaşlı dedem sevmezdi beni hani, hemen yetiştireceği aklıma gelmezdi... Telefonda duydum geleceğini babamın... O hışımla gecenin bir yarısı sokaklara düştüm... O gün karanlıktan ve sokaktan korkmamayı öğrendim... Sokaklarda dost edindim köpekleri, kedileri, fareleri... Yaren oldular bana, korkusuzluğuma bir halka daha eklediler...

Hayatım bana korkusuzluğu öğretti sonuçta... Ne ölümü hatırlatan sözden ne ölüme yol açan şeyden korkar oldum... Ne de senin bu bakışlarından korkarım...

Hey! Dostum yoluna git, dedim ya sana ben, korkmak nedir bilmem... Korku, içimde eridi gitti, aynı hayatım gibi...

Yavuz TANRIVERDİ

21.06.2008

Küçük mutluluklar diyarında büyük kazançlar için...





Bahsettiğim nedir?..


Donuk suratlara verilen karabasan süliyeti aklını alır bazen insanın... Arsızlaşmış bedenlerin saptırdığı ruh, daldan düşen çürük meyve edasıyla süzülür cehennemin soğuk imtihanlarına sonra... Sevgisiz gönül kördüğüm olmuş cenk eder kendisiyle... Diri, ölüyü çağrıştırır anlamsız kalır düşünce... Kavgalar bıktırır aşkları duygular fersiz kalır ölü bedenden gidince... İçimden geçenler ilham oldu, kâğıt oldu aktı mürekkebe doymadı... Hurafeler ense yaptı ibliste koyuverdi kötülüklerini yollara... Kahır çeken yollar ve loşa dönmüş sokak lambaları adım adım sona yaklaşan sonsuzluğu selamlarlar... Bahsedilen kötülük değil, bahsedilen ölüm değil, bahsedilen aşk değil, bahsedilen mutluluk değil... Bahsedilen nedir insanın içinde ki... İnsan nedir... Nedir gördüklerimizi günaha çevirenler, nedir duyduklarımızı dedikoduya boğanlar, nedir söylediklerimizi dilsiz şeytana anlatanlar, nedir içimizde ki nefreti saçtıkça saçtıranlar... Neyden bahsediyorum ben, bende bilmiyorum...


Mutlu olmak güzel ama nedene bağlamak gereksiz onu... Nedenlerle mutlu olmayı bırakalı çok oldu... Ya da nedene bağlamayı sevgileri... Deli edasıyla nemdem mutlu oluyorum deli edasıyla küçük zaruretleri değer sayıyorum ve tebessüm ediyorum... Sermayesi tükenmiş körpe umutlar kefil olur denenmiş çabalarıma... Çabalarım şahlanır getirir maddeyi… Takar peşine dilimi doladıklarımı: gurur var, şöhret var, nam var, kudret var... Kendimizi Hz.Zulkarneyn sanarız, Yaradanın bize de ilim, irfan ve ihtişam verdiğini düşünürüz... Biz Hz.Zulkarneyn değiliz kötülüklerin önüne yıkılmaz bent çekelim... Biz Hz. Musa değiliz bir çırpıda ikiye bölelim bölünmesi gerekeni... Biz taş değiliz put gibi kalalım, heyelanla kayalım... Biz deniz değiliz rüzgârla coşup, zelzele ile kusalım... Biz bir nefeslik hayata muhtaç, biz bir gülücük için mutluluğa aç, biz dua etmekten başka çaresi kalmayan bir amacız... Küçük mutluluklar diyarında büyük kazançlar için...


Başarısızlıklar bazen götürse de insanı akıl almaz diplere, çıkarır oradan içten ve huşulu bir Besmele... Tanık bırakır sana Rabbim dizlerinde ki izlerle, güreş tutar nefsin senle seni kafa üstü çakmak için son bir hareketle... Kendini görürsün yerde gökler izler seni bir endamla... Korkma yenilgiden ve menzilde ki av olmaktan... Sakınma kimseden ve barutun kokusundan... Sakın arzularından ve aklına düşen duygularından... Bunları yap... Elbet ışık tutan olacaktır sana, elbet medet sunacak olacaktır sana, elbet başarısızlığın başarısını gösteren olacaktır sana...


Soğuk kaplarken bedeni bu sıcak âlemde korkularımızdan kaçarız en derine en derine... Keder, kaderi çizerken düz bir çizgi halinde düşen bedenler can çekişir yalnızlıkları ile beraber... Der demesi gerekenler bizlere sen yalnız kalamazsın sadece bedenin tadar hissizliği; aslında her an seni düşünen ve her an senin düşünmen gereken bir şey var... Düşün onu, ağrıtma başını... Sonra ağrıyan başı kökten keselim mi yoksa kulak verelim mi ağrının sebeplerine seçeneği ile baş başa kalırsın... Aman haa...

Bahsettiğim nedir?..

Kalbinin derinliklerine dal, süzül nefsinden içeri, bahsettiğim şey’i hissedeceksin İnşa’Allah…


Yavuz TANRIVERDİ

18.03.2008

26 Eylül 2008 Cuma

Sevgiyi Arayan Küçük Çocuk





Boynu bükük dolaşırken rastladım o küçücük çocuğa. Suratında ekşimsi bir ifade, üzgün olduğunu göstermemeye çalışıyordu ancak onu da ifade edemiyordu sanırım. Oturdu bir bankın üstüne, kafasını ellerinin arasına alıp düşünmeye başladı. Bende izliyordum onu sanki bir film izlermiş gibi. Merakımı da peşinden sürükleyerek yavaşça yanına yaklaştım ve sessizce yanına oturdum. Aldırış etmiyormuşum havası içinde sağa sola bakındım ama o hiç istifini bozmuyor, oda aldırış etmiyordu yanına oturan kişiye. Artık dayanamadım yüzümü ona döndüm ve ;

—Evladım neyin var neden böyle kötü bir haldesin?

Çocuk kafasını kaldırdı ve bana baktı, gözleri kızarmış yaşlar yanaklarından aşağı kayıyordu. Konuşmak ister gibi dudaklarını titretti ama bir şey çıkamadı. Susmayı tercih etti ama ben pes etmedim.

—Sıkıntın varsa yardımcı olabilirim, güvenebilirsin bana...

Ceketimin cebinde ki mendili çıkardım ve ona uzattım, sil gözyaşlarını der gibi baktım ona. Ufacık elleri ile aldı mendili ve sildi akan damlaları, düzeltti başını ve minnacık gülümseme ile cevap verdi bana ve ışık oldu gözlerime.

Kalbimi bir mutluluk kapladı o anda, vicdan denen olgunun varlığını hissettim. Sevginin gücünün ne kadar büyük olduğunu anladım. Paylaşmanın ne güzel bir davranış olduğunu kavradım. İnsanlara yardım etmenin ve onları yalnız olmadıklarını göstermenin aslında kendi yalnızlığımıza derman olduğunu öğrendim.

Büyüdük ama küçüklüğümüz unutmadık, çocukların acılarını kanayan yaralarını kendimizden esinlenerek anladık. O acılar değil midir bizle beraber büyüyen? O korkular değil midir korktukça devleşen? Acımasız hayatta çıkış kapısı ararsın bazen, kapıyı bulamazsın yapayalnız kalırsın. Başımızı okşayan biri olmaz çevremizde, sıkıntılarımızı soran bir ağabey, dertlerimize ortak olan bir dost bulamayız. Sadece dua vardır destekçimiz, ona sığınırız sadece.

Ve…

Bankta oturan çocuk gülümsemesi ile yok olmuştu, çünkü o çocuk benden başkası değildi. Benim halimi hatırımı soran olmamıştı o vakitler, başımı okşayan ve beni sıcak gülümseme ile karşılayan. Bunların yokluğunu hayallerimde aradım. Her gün küçüklüğümde ki geldiğim bu banka geliyor aranıyorum çevremde...

Neyi mi arıyorum?

Tabi ki sevgiyi...


Yavuz TANRIVERDİ

06.07.2008

Son Yağmur Damlasına





Son yağmur damlasına…

Bu şehir hayırsız; ne toprağı, ne insanı ne de bakışları hayırlıdır… Nemli gözlerle baktığım son çırpınışları anımsadım, çocukluğumda ki ölene kadar beraberiz dediğim dokunuşları özledim, azat ettiğim ama aslında kukladan ibaret olan oyuncaklarımı bekledim bu hayırsız şehirden… Umut yeşerir mi bilmem ama çıktık yola bir kere peşime bulutları da katarak, hızlı adımlarla… Gökyüzünü en son gördüğümde yolda rahatça dolaşıyordum serserice; elim cepte, gömleğin bir tarafı pantolonun üstüne doğru atılmış, kartal gibi bakışlar ile etrafı süzdüğüm vakitler o zamanlar… Evden karşı bakkala gidene kadar sırılsıklam oluyordum ordan düşünün…

Şimdi mi?..

Üç nokta yan yana en iyi cevap buna!..

Üç’ten açılmışken söz Üç günde biten hayatların anlamı olmalı mı düşündüm içimden… Ya da Rüzgâr’a kapılmalı mı insan, kendini bırakmalı mı hoyratça onun kollarına kendisini… Farz et damlalara kavuşacaksın o sarılmayla, sırılsıklam olmanın hazzını tadacaksın ya da üçüncü günün sonunu göreceksin kim bilir!..

Bu binalar mı sığınak bana yoksa ben mi sığdırmaya çalışıyorum onları bu dünya’ya… Dünya küçük, hayat kısa, pilimiz zayıf yarı yolda bırakıyor bizi… Medet umar olduk yalancılardan ve çabucak geçen zamandan… Kahretsin güneş’e, dedim içimden yine mi açtın sen… Silahları savururken parmaklar kelimelere, ben donakaldım hüznümün içinde… Rehavete kapıldı sonuçlar ve egolar… Bıkan ben, yeniden yaralanan ben ve yine cümleler içinde boğulan ben…

Asileşmeye ramak kala yetişti imdadıma… İlk önce toprak çıkardı aşkın tadını… Sonra hayat nefes aldı bir yudum ondan… Bana da bırakın desem de açlığın verdiği körlük yüzünden doyamadım getirilenlere… Ve en sonunda bana kaldı bir demet… Aşkımı ona sundum, içimdekileri ona döktüm ve onunla hayat buldum…

O kim miydi?..

O Son yağmur damlasıydı…


Yavuz TANRIVERDİ


10.02.2008

22 Eylül 2008 Pazartesi

Adı Zakkum Onun





Adı zakkum onun
Dokunamıyorum lakin
Ne adına ne kendine
Sebebi uzakta olması değil
Yakından yakması
Zehrini içime akıtması
Çiçektir dedim ilk başlarda
Sarmaladım sımsıkı
Sevdim içten ve derinden
Kokladım onu görüntüsüne aldanarak
Mutlu kıldım kendimi yakışını ciddiye almayarak
Beyazdı o, tertemiz ve huzur verici
Pembeydi o, kıskanç ve can alıcı
Yine de terk etmedim
Acılara rağmen
Dedim ya sevdim diye
Boşa çıkmadı sevgim
Mutluyum, sevinçliyim
O
Bana zehrini akıtsa da
Şikâyetçi değilim
Ve huzurluyum
İçime işlese de karanlık
Damarlarımı sarsa da kir
Ruhuma bürünse de kötülük
Ben yine
Seni
Tertemiz halimle seviyorum
Dedim ya
Adı zakkum onun
Kendisi zehirlidir
Ama sevilmeye değerdir

Yavuz TANRIVERDİ

15.09.2008

Biz ülkeyi top oynayarak mı kazandıydık acaba..





Hemen bir soru ile başlıyorum...

Türkiye Mi önemli yani Vatanımız yoksa kendi çıkarlarımız mı ve zenginliğimiz mi?

Çok basit değil mi? Ee tabi ki belli canım cevap. Söylemeye gerek var mı?. Ya cevap orda işte daha ne soruyorsun ki. Söyleyemezsiniz cevabı bilirim...

Ve içses der ki: (Tabi ki para, çıkar, malk, mülk; vatan ne ki sadece toprak, peh...)

Her gün daha çıkarcı ilişkilerin dibine giderken o gün adedince de toprak kaybediyoruz, insan kaybediyoruz. Benliğimizi sattığımız yetmezmiş gibi değerlerimizi de satıyoruz.

Agresif miyim ben? , yok yok değilim. Sadece içsesi mi dışa vuruyorum, tabi maymun iştahlı içsesim değil bu. Nadir insanın yaptığını yapıp haykırmak istiyorum sahtelikleri ve yalancıları.

Milli bilinç git gide köreldi, eski adetler yok oldu. Toplum merkezi hemen damgalıyor seni, koruyuculuğa soyunursan... Milliyetçiliği faşizm hamuruna batırmaya çalışan zihniyetler, bayrağı da geri plana itiyorlar. Milli duygu sadece maçlarda kabarır oldu bu günlerde. Biz ülkeyi top oynayarak mı kazandıydık acaba?..

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Şu sıralar siyasi durgunluk var gibi görünüyor. Ne kapatmayı ağzımıza alıyoruz ne de ekonomiyi. Halk unuttu en azından.

Geçmişimizle yüzleşiyoruz sık sık. Şurdan kazık yemişiz, şundan haberimiz varmışta ses çıkarmamışız, örgüt üyeleri ile bağlantılar, duvarlara ağlamalar ve hayali kıvamda ihracatlar. Çoğu doğru aslında ve ne çirkin durumlara düşmüşüz haberimiz yok. Muhalefetler aciz durumda bana göre. Onlar yiyemediği için paraları bebek gibi ıngalıyorlar kimi zaman. Kimi zaman da o maneviyat namına ülkeyi yıkmaya çabalıyorlar. Kudretli olmak için ezilemeyecek şey yok demek istiyorlar.

Yani, "Mevzubahis para ise Millet teferruattır" sloganını benimsiyorlar.

He Hükümeti söylemiyorum bile, onun durumu ayrı bir kitap olur, satır atladım şimdik o konuya...

Hatıra bırakılan batık bir ülke konumunu görecek kadar yaşlanmayacağım sanırım. Ya erkenden öleceğim sıkıntılara dayanamayarak ya da batığın altında ezilip silineceğim. Nolurdu şu ülkenin başına yemeyen biri otursa, ne olurdu oturanlarda bir şekilde öldürülmese. Nerde hata yapıyoruz neyi çözümleyemiyoruz anlayamadığım, anlayacakmışız gibi de durmuyor...

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Son yıllarda da bir şey moda oldu. Vatan haini ile kahramanlık aynı çatı altına alındı ve savunucuları da gitgide arttı. Özellikle gelişme çağında ki gençler bunu savunuyorlar. Daha bir şey bilmeden ağabeylerinden, ablalarından duyduklarını Tarih olarak topluma sunmaya çalışıyorlar.

Milletin üniformalı askerine, polisine kurşun sıkanlar, bir ekmek peşinde koşan halkı zor durumda bırakıp zarar verenler, milli serveti elimizden kaçırıp, yok edenler, yüzümüze baka baka bize sövenler, cebimizdekini çalıp sırtımızdan bıçaklayanlar...

Yukarda saydıklarım suçlu ya da Vatan haini değil ha, yanlış anlamayın...

Onlar KAHRAMANLAR ve ülkesi için çalıp çırpan halka bir zıkkım koklatmayan sahte Robin Hood'lar.

Bu ülkede böyle seviliyorsun, sayılıyorsun ve anılıyorsun. Birde bu ülke için önemli biri ile kankalık kurdurdun mu bu kişileri gel keyfim gel.

Mustafa Kemal Atatürk, malum şahsı çok severdi ona Yavrum diye seslenirdi. (Yalana bak, sen o tarihte var mıydın ki, yalancılar)

Ah ah ne desek anlamazlar...


Son sözüm;
Bu ülke de vatan hainleri kahramansa bende vatanını seven biri olarak hain olmaya razıyım...

Yavuz TANRIVERDİ


27.06.2008

Mtv'de, Türkiye'yi Temsilen Sagopa Kajmer'i Gönderelim





http://ema.mtv.com.tr/vote/

Adresinden Turkish Act’i daha sonra Sagopa Kajmeri tıklıyorsunuz.

Oy kullanan tüm arakdaşlara ve Sagopa Kajmer sevenlere teşekkür ederim.

21 Eylül 2008 Pazar

Ateş Kıvılcımken Söndürülmeli




Kötülük hissini barındırır içte ki yürekler… Sebepleri vardır duyguların, sonuçları vardır kötülüklerin… Şerrin arkasındadır sevgi, iyilik, barış… Sebepleri beklerler, çıkmak için… Ama geç kalınmazsa…

Kötüyü değil, kötülüğü yok etmeli… İyi insanlar ancak böyle çoğalırlar… Tutuşturan eller değil, kıvılcımla mücadele edilmeli… İyilik istiyorsak eğer dünya da, ateşi kıvılcımken söndürmeli!.. (Lev Nikolayaviç TOLSTOY-Dünya Klasikleri–4)

Dedim ya sebepleri vardır yanlışın, insan da bu nokta da takılır ve yok etmek ister… Onu yok ettiğinde her şey sonuçlanacakmış gibi, mutluluğa erecekmiş gibi, haklılığa çıkacakmış gibi… Kör olur insan, tasarruf edemez durumunu, tevafuklara bırakır yaşantısını… Damarına basıldı mı kükrer, Kin şerbetine bürünür nefsi, nefret salkımına asılır taneleri… Gıybete düşer, dedikodusunu yapar karanlığın ve düşer yanılgılara…

Zarar, zulmete iter insanı… Çirkinleştirir kalbi, hiddetlendirir kasveti… Kalbin gözü maddiyatla kapanır, yapılan eziyetlere karşı silah bürünmüş bir savaşçı gibi kalınır… Cesaret verir cehalet, kendini haklı bulur gurur ve cismani kalır bu fani ömür… Özentin Deccallere olmamalı, beklentin kaderden olmamalı, yanılgın da ölümü anmamalı… Hizbe kıyılarda kalmış pis nefesin çıkmamalı meydana, götürmemeli hiddetin seni makûs geçmişine... Tokat yediğinde diğer yanağını döneceğine, Hz. Yunus gibi yap “Ne tokat ye ne de tokat at”… Ne kötülüğe maruz kal ne de kötülük yap… Baştan çözüm getir kendine…


Dediğim gibi Yunus’a özenmeli insan, suskun kalmamalı haydut Nemrut’a… Ama zulme değil yapılan tepki, dilini tutmalı davranışlar, savaş vermemeli nefis… Hududunu çizmeli akıl, kum’a çakıl’a karışmamalı kötülük, temizlenmeli kirler… Tokat atana selam vermeli yanak, diğer yanağa ulaşmadan temizlenmeli hiddet… Ateş içimizi yakmaya başladığında, yakana değil yanana sarılmalı… Çünkü Ateş Kıvılcımken Söndürülmeli… Sonra söndürmesi zor olur çünkü ve iş işten geçmiş olur…

Yavuz TANRIVERDİ

29.05.2008

Şeyh Şamil





















Şeyh Şamilsin Sen...
Bir Elinde Kur'an Diğerinde Kılıç...
Arkadan Da Milletin Hıncahınç...
Karşında Moskof Sümsük Mü Sümsük...
Alnın Açık Korkusuz Ey Şamil'im...

Karlı Dağlarda Aç Açık...
Sırtında Tek Bir Kürk Apaçık...
Şarapneller İçinde Bir Parçacık...
Vurdu Seni Yıkılmadın Ey Şamil'im...

Toprak Verilmez Bir Karış...
Verdin Oğlunu Karşılık...
Sıkıştın Kalede, Bu Rusların Yaptığı Kancıklık...
Yinede Kurtuldun Yenilmedin Ey Şamil'im...

Başka Ellerde Esir Oldun...
Hacı Murat Sattı Gocunmadın...
Ruslara Set Çektin Boyun Eğmedin...
Ezilmedin, Bükülmedin Ey Şamil'im...

Son Deminde Gözlerin Yaşlı...
Baktın Ufka Mekke El Açtı...
Türk Milleti Sana Kucak Açtı...
Kutsal Topraklar Da Sana Mezar Oldu Ey Şamil'im

Yavuz TANRIVERDİ

31.05.2006

Kötü Karakterler Diyarına Hoş Geldiniz...

Kötü karakterler diyarına hoş geldiniz... Bendeniz kara kalpli kara hisli düşünceye sahip kara kalemim… Hiç iyi şeyler yazmam ben, hep kötü düşünürüm… Benim yapım bu zaten; “Karanlık ve Kötü”… Roman kahramanları çıkarırım bazen, Edebiyat dünyasında üne kavuşurlar kötülükleriyle bazende fimlere senaryo olurlar… Freddy, Jason, Joker, Hannibal da neymiş diyesi geliyor insanın kendi kendine… Edebiyat tarihinin en sinsi ve kötü karakterlerinden biri olarak karşımıza çıkan Raskolnikov var… Ona hayranlık için “Suç ve Ceza”’yı okumak gerekmez… Bunları hissetmek için yaşamak gerekmez, kalemin ucunu takip edin yeter…

Ben bir kötü kalemim insanların hayatını karartırım bir hareketle, duyguların önemi yoktur benim dünyamda, değersiz bir parçadır satır aralarında… Zevk’in tarifi de inanılmaz ölçüdedir, denemeler eşliğinde tadarım bu hissi… Hiçbir insan sevmez beni, zaten sevmesini isteyen kim!.. Sevgi sözcüklerini barındırmam bünyemde, onlara yer yoktur mürekkebimde… Yunus Emre’yi, Mevlana’dan ne kadar nefret ederim bir bilseniz… Dayanamıyorum onların o güzellik ve mutluluk sarf eden kelimelerine… Pavlov’un köpeklerini salasım gelir bazen üstlerine ya da Testere’nin oyunlarına kurban edesim geliyor… Ama yeniliyor hep o kahrolası silgiye ve içten zehirleyen “SEVGİ”’lerine…

Dünya 2 şıkka ayrılmıştı velhasıl… Bir yanda maalesef iyiler diğer yanda sevgili kötüler… İyiler daha iyi düşünürlerken ve rahatça yastıklarına başlarını istiflerken Kötülerde uyanık ve sinsi olarak geçen saatlerden daha fazla zevk alıyorlardı… Bazı şeylere kendilerinin yakıştırılmasından nefret eder hale geldi kötüler, Kötü Kedi Şerafettin de neydi ya da “Tom ve Jerry” de ki Tom’a kötü denmesi… Onlar asla kötü olamazlar…

Çok gezdim çok araştırdım bir sonuç elde edemedim… Kötü mü arıyordum yoksa ben mi kötülük yapmak istiyordum… Karakter oluşturmalıyım, dünyanın sonuna kadar var olmalıyım yapımla, yaptılarımla… Önce çocukları korkuttum, kâbusları oldum… Elini uzattı, ağladı… Elini ittim bende ağlattım… Kötü karakter bulamamıştım ya hani… Ve o anda buldum ben onu… Kim mi?.. Bendim işte o Kötü karakter… Artık kara kalem bendim… Sevgi’nin, iyinin, güzelliğin, hoşgörünün, mutluluğun ve adaletin tek düşmanı… İşte benim…

Kötü karakterler diyarına hoş geldiniz...

Yavuz TANRIVERDİ

08.02.2008