30 Ekim 2008 Perşembe




4 Nisan...

Karanlığa Gömülen Düşüncelerin Dönüm Noktası...
Sensiz Devam Edecek Yılların Çizilememiş Paftası...
Çizemedik Çünkü Düşünememiştik Senin Gideceğini...
Kaderin Gerçekliğini Bir Anda Bitireceğini...
Dağıldı Sana İnananlar Sanki Bir Kum Tanesi Gibi...
Göründü Sahtelikler, Pislikler Kurum Tutmuş Dibi...
Son Kez Türkü Söylerken Gördüm Seni, Neşe İçindeydin...
Sanki Veda Eder Gibi, Hayatı Umursamaz Biçimdeydin...
Acı Haberin Yetişti Bir Anda Gönüllere...
Ağlayanları Üzdün Gidişinle, Üzülenler Ayrıldı Bölümlere...
Eser Bıraktın Bizlere Yaşayın, Yaşatın Diye...
Hilalini Kirletmedin Gençlere Miras Olsun Diye...
Karlı Bir Gündü Uçmağa Vardın Öteki Cihana Koşarak...
Ve Yine Bir Karlı Gündü Bozkurtlar Sırtladı Seni Ağlayarak...
Kurşun Yedik Bağrımıza Sanki Sen Gidince Yanımızdan...
Titredi Umutlarımız Sanki Bir Parça Koptu Canımızdan...
Zamansız Döküldün, Daha Kavrayamadık Düşüncelerini...
Başsız Kaldık Sensiz Kim Savunacak Fikirlerini...
Bir Yanımız Harp Bir Yanımız Sarp Biz Kaldık Ortada...
Ne Başımız Kaldı Ne De Başımızdakiler Ortada...
Özledik Seni Başbuğum Ne Yapalım Sensiz...
Öylece Kaldık Biçare Sessiz Ve Hissiz...
Başsız Kaldık, Ruhsuz Kaldık, Çaresiz Kaldık...
Kurtsuz Kaldık, Başbuğsuz Kaldık Ama Seni Unutmadık...
Dört Kollu Aldı Götürdü Yaradan'a Seni Bir...
Ağlayan Bozkurtların Peşinden Söylüyor Tekbir...
Ya Allah Bismillah Allahu Ekber
Ya Allah Bismillah Allahu Ekber
Ya Allah Bismillah Allahu Ekber
4 Nisan...
Düşüncelerimizi Karanlığa Gömdüğümüz Gün Bugün Evet...
Seninle Beraber Toprağa…
Seninle Beraber Sonsuzluğa…
Seninle Beraber Sensizliğe…
11 Yıl Oldu…
Son Yiğide Selam Olsun...
Son Delikanlıya Veda Olsun
Son Başbuğa Selam Olsun…

Yavuz TANRIVERDİ

04.04.2008

Ya Rab! Seni Esma-ül Hüsna ile zikrederiz...





Kendini Büyük Görenler...

Ne Yaradanını önemserler ne de sonlarını göremezler. Şekillere takılırlar, her noktaya takılıp düşüncelerine pay çıkarırlar.

Allah'ın kudreti, her şey'i yok edecek kıvamdadır amma velâkin ki O,insanların doğruyu görmesini ister ve bekler. Ve yine amma velâkin biz kör'üz... Günaha sarılmışız sıkı sıkı, büyüklüğümüzün sahte gölgesinde nefsimizi büyüttükçe büyütürüz.


Dünya Hayatına Dalanlar...

Hiç ölmeyeceklermiş gibi dünya hayatına sarılırlar, yarın da ölmem derler. Yaz ayından sonra bir sonbahar'ın olduğunu göremez sarıldığı hayatta kördüğüm olanlar. Unuturlar solmuş çiçekleri, çiçeğe hayatı vereni.

Rabbin nimetleri bol, affediciliği sonsuzdur. Verilen nimete şükür etmeli ki insan, gaflete düşmesin bedenin. Dua etmeli ki insan O'na, affediciliğin girdabına kapılsın nefsin.


Küfrün Elinde Oyuncak Olanlar...

Saldırırlar seni Yaratan'a, yoluna köle olduğuna, aşkını sunduğun Mabuda. Tohumdan ürün veren Allah, onu da tohum ile cana kavuşturmamış mıdır ki? Kimedir bu asilik kimedir bu gurur? Ey küfürbaz! Gurur'u da Rabbin yaratmamış mıdır? Aklını başına al!

Sen, "Ben öyle düşünüyorum, ben bu şekilde biliyorum" gibi laflarla anlatılamazsın. Sen kesinsin ve İlahsın. Cehaletin zulmü ile zarar görmezsin asla ama bizler insanız, sabrımız bazen sükût karşısında galip geliyor. Sabrımızı koru Ya Rab!..


Allah'ım sana sığınırız, göre göre ve bile bile yanlışı öğütleyenlerden. Kalbimize nifak sokmaya çalışıp, parçalamaya çalışanlardan. Senin adınla prim yapmaya çalışanlardan ve pis ağızlarıyla seni karalamaya çalışanlardan.

Ya Rab! Seni Esma-ül Hüsna ile zikrederiz...

Yavuz TANRIVERDİ

23.08.2008

18 Ekim 2008 Cumartesi

İnsanı Kamil Olmak-3 (Mağrip ve Maşrip’in Rabbi)




Yine sızlandık diken üstünde, acizi oynadık kandırdık gül’ü. Sevgiyi anlattık coşturduk gönülleri, Müflis’i anlattık korkuttuk nefisleri… Akıl idrak edemedi gerçeği, sapmak üzereydi yanlışa, varmak üzereydi ahmağa…


İnsanlar ; "Ben Allah'ı Seviyorum, Ben Peygamberimizi Seviyorum" der dururlar çevrelerine. Sevgilerini sadece dil ile ihsan buyururlar, lakin kalbe buğz ettirmezler aşklarını ve şevklerini. Allah’ı sevmek, sadece seviyorum demekle olmaz. Sevgini O'na kendini sunarak gösterebilirsin. Yani; ibadet ederek, namaz kılarak, oruç tutarak, zekât vererek, O’nu anarak, O’nu düşünerek. Velhasıl O'na ait olduğunu bilerek O'na sarılmak gerek ve sevmek gerek...

İnsanlar korkaktır. Mana’yı çözemedikleri vakit huşularını kaybederler, yarına çıkamayacaklarını, yürüdükleri yolun biteceğini ve yedikleri şeylerin tükeneceğini düşünürler. Sansürlenir resmen idrakleri, yerle bir olur kimlikleri. Şanslılar bu insanlar aslında ama bilemez ve göremez, şükretmezler. Rabbimiz anlatılamayacak kadar muhteşemdir ve bünyesinde taşıdığı sıfatların hepsine kadirdir. İnsanların şansları insan olmaları ve Allah’ı bulmalarıdır. O, insanlar düşünceye daldıkça, insanlar korkuya kapıldıkça ve insanlar yenilgiye yaklaştıkça rızıklandırır dünyayı, seni ve nefsini. Açlıktan öleceğiz derken sana kurak arazilerde buğday verir, sene de sadece bir ay da yetişen sebzeyi sana 12 ay içinde birden verdirir. Korkuyla doğan rızkını kaybeder, rızkını bilen O’na döner.

Bir Mürşidi Kamil arar gözler yalnızlığa düşünce, gerçekleri göremeyince, geçmişini lekeleyince. Uhuvvet duygusu yitirilince dağılır aşklar, sendeler hitaplar, kaybolur bakışlar ve sonlanır dostluklar. İşte o anda çıksın istersin bir aracı Rabbinle aranda. Aslında aracısız yönelmek lazım Hakk’a ama biz aciziz ne dua etmesini ne de sevmesini biliyoruz. Lakin o dedirtmemiş midir Mevlana’ya “Gel, ne olursan ol yine gel” diye, O’da çağırmamış mıdır bizleri günahlar ile affediciyim diye. Yine O, yollamamış mıdır bizi düzeltsin diye Efendimizi dünya’ya? Efendimizden sonra da Mürşidi Kamiller ile çerçevelememiş midir bizleri gelelim diye yol’a. O, herkesin yolu, ışığı ve hamd’ıdır. O, Mağrip Ve Maşrip in Rabbidir


Aciziz demiştim ya demin. Acizlik geçicidir, çabalarsın sonuca erersin. Acizlik öğrenme ile doğruları görme ile giderilebilir. Acizlikten öte kötü olan nankörlüktür. Nankörlük, vücutta ki dövme gibidir, derini kazırsın anca öyle kurutulursun ama izi kurtaramazsın bedenden. Her insan aciz kalabilir ama her aciz kalan nankör değildir. Nankörlük kötüdür, ne kadar iyi olmaya çalışsan da bir iz vardır ve o kişi hakkında ki duyguyu değiştiremezsin beyinlerde. Ancak burada ince bir nokta var. Nankörlüğü dostların yapınca tepkini büyük verirsin. Dostun yaparsa çılgına dönersin, unutursun geçmişi ve her şeyi. Rabbimiz de dostumuz diyerek gireriz araya. Ama O affedicidir, bağışlayıcıdır. O bunları da affeder. O merhametlilerin en merhametlisidir evet ama buna rağmen “Kime yaparsın sen caka’yı”… diyesim gelir. “Tepetaklak olacaksın kardeşim, kime nankörlük yapıyorsun”… diyesim gelir. Ama biz insanız, anlatamıyorsun bu affediciliği kendine. Bizde ki gurur, nefis, şehvet v.s. bizden daha ön planda. Kendimizi affedemiyoruz ki başkasını affedelim…

Dedim ya O mağrip ve maşrip’in Rabbidir. Kim dikilebilir karşısında kim baş edebilir O’nunla. Her an hissetmemiz için kalbimizde yer edinmen için çabalıyoruz. Bize sırtını dönmenden korkuyoruz. İtilip o kötü son’a kapılmaktan korkuyoruz. Rabbimiz, senden geldik yine sana döneceğiz. Kamil İnsan sıfatıyla yanında olmayı bize nasip eyle…


Yavuz TANRIVERDİ

17.10.2008

17 Ekim 2008 Cuma




Kimsesiz Sokakta Yalnız Bir Adam...
Çatık Kaşları Ve Sert Tavırları...
Ölüme Yakın Hayata Sancılı...
Belinde Silahı İle Kurşuna Yağıyordu...
Bir Karanlık Geceydi Gülümseyişin Ölüme...
Kaza Mı, Eza Mı Yoksa Ceza'mıydı Yapılanlar...
Acımadılar Sana Hor Gördüler Seni...
Yaptıklarını, Yıktıklarını Unuturcasına...
Tanımadım Seni, Görmedim Aslında...
Görmeden Hayran Oldum, Reis Dedim Sana...
Kavgalarını Duydum, Söylediklerini Dinledim...
Ölümle Savaşını, Hapishaneden Kaçışını...
Allah'a Yol Alışını İzledim...
Bir Duruşun Vardı Ben Buradayım Dercesine...
Bir Bakışın Vardı Karşındakini Ezercesine...
Mazlumlara Değildi Bu Bakış Ve Duruş...
Zalimlere İdi Bu Yakış Ve Haykırış...
Ölümle Savaştın, Ölüme Yol Aldın...
Ölümü Göze Aldın, Ölüm Saçtın...
İdeallerin Vardı, Ondan Önce Vatan'ın...
Ocağın Vardı, Ondan Önce Mezar'ın...
Bırakmadılar Peşini, Komadılar Seni Yalnız...
Katil İlan Ettiler Seni Katillere Rağmen...
Yıldızını Kaydırdılar Gökyüzünden...
O Gece Bir Ses İle İrkildi Tüm Kardeşlerin...
Son Nefesini Verirken "Allah" Deyişin...
Yol Alırken Semaya Gülüşün...
Ve Ölürken Vatana Selamın İle İrkildi...
Tüm Sevenlerin...


Ve Reis Öldü...
Derinlere Karıştı, Derin Kişiler Yüzünden...
Yiğit Arkadaşların Bekler Seni...
Seni Özlerler, Seni Anarlar...
Ama Sen Yoksun...
Nerdesin Be Reis...


Yavuz TANRIVERDİ

23.03.2007

Rahmetlik Başbuğ'a Laf Söyleyenler




Gül, gidiyormuş sözde soykırım ile doğan topraklara. Fırtına koptu Türkiye'de, ihanete büründü görüşmeler. Benim umrumda da değil aslında. Ama gözüm karardı bu sıralar, hemde çok...

"Sayın Rametlik Başbuğumuz Alparslan Türkeş'i böyle gereksiz konulara bulaştırmaz isek sevinirim" dedim ama dinletemedim.. Bu şekilde değersiz biri değildir o.Alparslan Türkeş'i işinize geldiği gibi ölçü alıyorsunuz. İstediğiniz zaman Faşist istediğiniz zaman birileri ile kıyaslanılan bir şahıs yapıyorsunuz.

Akp'li yetkililer kendilerine olan tepkileri azaltmak ve başka noktaya çekmek için Rahmetlik Başbuğu öne atmışlar. Sayın Başbuğ hiç bir zaman çizgisini bozmamıştır, Milli benliği ve Milli bütünlüğü bozacak herhangi bir davranışta bulunmamıştır.Sayın Başbuğ'un fikirlerine ve düşüncesine düşman olanlar bir taşla iki kuş vurmuş olmayı düşünmüşlerdir.

Sayın Başbuğ istediği kadar görüşme yapsın Ermenilerle, asla ve kat'a Türk milletini zan altında bırakmaz ve başımızı hep dik tutar(dı).O zaman da gizli olarak yürütülen görüşmelerin ve Devlet'in bilgisi dahilinde olan görüşmelerin bugün Sayın Gül ile aynı çapta oluşan davranışlar olduğunu düşünmüyorum.

Ben sadece Rahmetlik Başbuğumuzun bu konuya dahil edilmesine sinirlendim,destursuz sözler dilime geldi ama sarfetmedim.Saplantılı olmayanlar gerçeği ve olmuşu görürler. Çıkarcı zihniyet ve yandaşları ve de adi medya ise insanın düşünceleri ile oyuncak gibi oynamaya çalışıyorlar ve istediklerini dikta etmeye çalışıyorlar. İhanet, Ermenistan ile görüşme ile sağlanıyorsa yurtiçinde yapılanlar için kılıçların çoktan çekilmesini gerekir. "Ermeni soykırımı vardır,Kürtler katledildi" diyen şahısları bağırlarına basanlar sakın ağızlarına güzelim insanın ismini almasınlar. Yaşasın apo diyen Meclis Teröristlerinin sesini kesemeyenler sakın fazla konuşmasınlar.

İhanet yok belki bu görüşme de ,ama ihanet çemberinin içindeyiz zaten. Ne yazık ki...

Yavuz TANRIVERDİ

05.09.2008

12 Ekim 2008 Pazar

Hayat Ve Memat





Cinayet, Gözyaşlarıma İlaç, Ufkuma Belirsiz Bir İz Ve Kavgalarıma Son Viraj… Yarını Bekleme Ümidi, Yarın’a Varma Telaşı… Sınavsız Günlerin Getirdiği Boşluk Mu Yoksa Boşluğun Getirdiği Huzursuzluk Mu Bu Sıkıntıyı Veren Kalbe… Bazen Nefes Alırken Derinden Bir Yudum, Kimbilir Hangi Unutamadıklarıma Kapıldım… Saçlarımı Beyazlatan Darbeler, Omuzlarımı Yıkan Sevmeler, Kalbi Boğan Terk Edilmeler… Denizden Hırçınca Gelen Rüzgârlar Söndüremezken Yangını, Kuru Dal Gibi Güçsüz Kalsamda Ömürde, Yeni Doğan Bebek Gibi Gözlerimi Açamasamda Hemen Dünyaya, Kaybetmenin Hazzını Kazanarak Yaşasamda, Ne Varsa Aşk’a Dair Yaptım… Hain Kurşunlara Gelmiş Bir Yıldız Gibi, Kaydım Arşıâlâ’dan Cihan’a Doğru… Gülüşün Getirdiği Hasretlik Burnumun Direğini Sızlatsada Yalnızlığın Verdiği Geceyle Hasret İle Öpüp Sevişmişim… Tehlikeli Yollar Var Senin Uğruna, Ne Önemi Var Derim Sorsalar Bana… Elinden Tutmanın Verdiği Heyecan İle Yaşarken, El’in Tersiyle İtilmenin Ezikliğini Unutmadım…

Giderken Arkama Bakmadım, Ayakların İnadı Vardı Yollara… İsyanı Vardı Yaşamın Yalnızlığına… Haykırışı Vardı Mutluluğun Hazzına… Prangalara Vurulmuş Ruhum, Sıkışmış Mezarında Ki Bedenim, Çıldırmak Üzere Olan Aklım Daha Üzüntünün İdrakini Kavrayamadan Üzülmenin Koynuna Kucak Açmışlardı Bile… Son Damla Güneş Tepemde Ve Son Kez Açan Tek Bir Gül, Solmaya Yüz Tutmuştu Güneş’te, Gül De İnadına Sanki… Sesim Yankılanır, Haykırır, Harap Olur Ve Sonra Uzaklaşır… Kaybetmenin Verdiği Acı Ve Çaresizlik, Işıksız Kalmanın Verdiği Korku, Anlamsız Olmanın Doğurduğu Mutsuzluk, Kaybolmuş Doğmanın Verdiği Yitilmişlik…

İki Seçenek Var Önümde Gidilmeye Dair, İki Yön Var Hislerimde Çıkışı Bulmaya Dair… Bedenimin İsyanı Benim İsyanımı Bastırdı, Kollarımda Ki Çizikler Alnımdakileri Solladı, Gözlerimde Ki Şişlikler Her Şey’i Anlatır Oldu… Ben Eski Ben Değilim Kaderimin Çizgisi Yok Oldu… İki Yol, İki Seçenek, İki Çıkış Var Umut Yolumda Sonsuzluğa El Açan… Hayat Mı Memat Mı?.. Seçenekler Az Sonuçlar Zor… Memat’a Yaklaşan Ruh, Hayat’ta Kalan İse Beden…

Yavuz Tanrıverdi

27.07.2007



Çal Kemancı Zamanı





Çal kemancı yorgunluğun hissini tekrar tekrar.
Tekrarlarla ahenk gelsin,
Teller yine tekerrüre bürünsün.
Bir beden bulacaksın ağaçların arkasında
Elinde son'dan bir önceki zaman
Süliyetini benzetir yakınım da ki bana
O,bana benzeyen ama benden uzak biri,ne yazık ki.
Arama boşuna gölgeni ve beni,bulamazsın
Bulunca da zaten,
Yıkılacak beden yerlere minareler uzunluğunda
Rüyaya dalacak hikmet.
Çığlıktan esinlenecek ışık,
Haykırmaya başlayacak hüzmelerini
Gülümseyecek en sonunda renkler,
Yansıyacak yüze.
Yolcu belirecek hayatın üstüne,
Ölümün içine
Yerde yatan bedenin benliğine
Tek hamle de silecek sahtelikleri, fikirleriyle
İnecek doğrunun derinine,
Girecek yalanın inine.
O, bir dilek ağacına bağlanan benzersiz son çaput olacak
Papatya'ya sarılacak,
Seviyorun anlamıyla kavrulacak
Kavrulmayla muhtaç olduğu tarifsiz hayat gelecek akla.
Elinde keman ile, kaybettiği benlik ile
Göz yaşları kalacak ölü bedeninde
Korktuğun mucizeler belirecek karanlığına
Dokunamayacak,koşamayacak,ulaşamayacaksın
Oyun bitti,aç gözünü buraya kadarmış
Çünkü ebedi sürmez rüyalar
Kalk,bitti rüyan...

Yavuz TANRIVERDİ


12.10.2008

9 Ekim 2008 Perşembe

Hayal Kırıklığı




Hayal kırıklığı...

Heyecanın hüzne dönüştüğü an, tebessümün "neyse"'ye büründüğü an ve ışıltının karanlığa düştüğü an.


Yenilme, dayan, sabret, yıkılma, bükme boynunu... Güneş doğacak elbet üstümüze ve nefes almaya devam edeceğiz bu hayatta. Üstüne çöken ağırlık gözyaşı döktürse de bazen, çekilmez yaralar acıtsa da seni, yıkılmayacağım deyip yılsan da ömründen ve vazgeçsen de kendinden, boş verme, sa’kın hayallerini işgüzarlardan. Bir sınav uzağında olabilir gerçeklerin, zaman enseni sokabilir gelip geçiyor akreplerin, bitmez tükenmez görünebilir ucu bucağı olmayan dertlerin. Şikâyet etme! Bombalar patlamadan saklan kör mabedine, zayıflığınla kalma meydanlarda, çıkma düşmana karşı kurtarıcı olarak. Sen zayıfsın çünkü...

Sorularıma düğüm, dertlerimle zulüm getirdi ipin ucunu tutamayıp kaçırdıklarım. Zamanı dinlemeyip arka sıra ettiğim sonuçlar karşıma bir bir çıktı, sebep olarak. Geri dönüşüm yok ve "keşke" deme haklarımı doldurdum. Melodram bir çizgi içinde ne iyilere büründü kalbim ne de kötülere büründü nefsim. Şah damarıma silah sıktım, sırtımdan ter boşaldı içimden de kan... Sırat a varamadan yolda düştüm, rüzgârla süpürüldüm toprakla gömüldüm. Doğu-batı çizgisinde, yön bulamadım aklıma. Kararmış düşüncelerimi sonsuzluğa taşımak zor olsa gerekti ama zor olan tebessümdü aslında şeytanın ele geçirdiği bedenlerde. Katliam yapılıyor, her yer kan, her yer boşluk ve herkes ölü...

Toz, duman oldu önüm. Yürüyemiyorum ne ileri ne geri, gittiğim yer içimdeki masumluğun karşısında ki canavarın evi. Geceleri gölgemi takip ederken döndüm geriye baktım göz ucuyla. Ne var orada karanlığın içinde. Hiç mi? Yoksa kırıklar mı? Bilemiyorum, zamana savdım seçimi mi. Zaman'ı öldürürken kendi boşluğum da yanlışa da düştüm. Aslında zamanın beni öldürmesini izliyordum aptalca. Aptalı oynamayı seçiyordum, enaniyeti yüceltiyordum evimde ki dört duvarda. Bende ki bu enaniyeti kırmak için yüzlerce kez kafamı duvarlara vurmam gerek. Pis kan ı akıtmam gerek içimden, aptalı akıllandırmam gerek yanlış seçimden. Vaktin uzunluğuna aldanma, ömrün kısalığıyla korkma; vakit su gibidir akıp geçer, ömür ayna gibidir sen iyi oldukça cenneti seçer.


Döküntüler içinde kalbimde ki kırıkları aradım. Aramadım canımı yakan parçaları, sormadım önüme çıkan vedaları, tutamadım elimden kaçan umutları. Hayallerime de hiç bakmadım. O küflensin nemli mahzenlerde, yok olsun derin kuyularda, aramasın kimse onu sessiz sahillerde. Heyecanım da sönsün artık. Zora sokmasın artık beni, kirletmesin tebessümlerimi...


Geçmişe iz bıraktım tarihi hesaba katmadan, kendime bir çizik attım içinde rüyalarım olmadan, tüm güçlerimi seferber ettim savaşıma, ayakta kalacak kadar derman bırakmadan... Bir hayal kırıklığı yaşıyorum bu sıralar. Kör oldum, vahşice döndüm, müsbetteye büründüm, firar ettim acınası halimden artık acımasız göründüm... Sessiz, hissiz ve yalnız bu ayaz da üşüdüm. Bana yine hüzün, gözüm yollarda...


Yavuz TANRIVERDİ


09.10.2008

3 Ekim 2008 Cuma

Bir Bardak Çay Gibi Ömür…




Bir Bardak Çay Gibi Ömür… Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum… Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…


Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda… Göz, Dil Ve Gönül… Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül’e Hâkimiyet Daha Güç… Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan… Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek… Küstahlığa Düşmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın İçinde Davaya, Hayata Ve İlme Karşı… Övünmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın Küfre, Cisme Ve An’a Karşı… Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor, İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok…

Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan, Ayrılmak Zor Ama Sonu Bilmek Daha Zor… Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi, Tek Atımlık Kurşunu Kalmış Kovboy Gibi, Ölümün Soğukluğunu Hisseden Gladyatör Gibi, Hızlı Adımlarla Çıkan Ve Yine Hızlı Adımlarla Düşen Başarısızlıktan Korkan, Başarınca Başarısızlığı Unutan, Başarısız Bir Başarılı Gibi…

Ben Mutluluk Sınırlarını Aşıyorum… Asım’ın Nesliyiz Acıların İçinde… Acılarımı Anıyorum Devamlı Günbegün… Dost Görünen Düşmanlar, Düşman Olan Dostlar İle… Aklımın Duru Olması Zihnimi Karmakarışık Yapıyor, Her Bölgesi Neden Ve Niçinler İle Dolu… Toprakta Çürüyen Beden Ve Saç, Yoldaş Olan Kefenle Nefis, Peşime Düşen Sessiz Gölgeler… Karanlık Sokaklarda Sessiz Ve Çaresiz Şikâyetname Hazırlamaktalar Hakkımda… Öldü Dersiniz… Ölümü Hak Edecek Yeterlilikte De Değilim Ama Medet Bekleyecek Tek Bir Kabı, Felaha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki…

Rengârenk Hayatın Renksiz Yaşamı... Sonsuz Zamanın Ruhsuz Ecdadı... Yaşanmış An'ın Yaşanmamış Saati... Susuz Bahçenin Solmuş Gülü… Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta… Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana… Bunu Düşün Sükût Et… Et Ki En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında…

Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir... Değerini Bilmek Gerekir... Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin, Üzüntünü Dile Getirebileceğin, Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması İnsana Hem Güven Hem De Mutluluk Verir... Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın Ama Her Şeyi Başkasından Beklememelisin… Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin Ama Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek… Yok, Öyle Yağma… Kalbini Açık Tutacaksın Hayata… Kalbin Kör Olursa Gözler Görür Mü Ki Hiç… Gözü Kör, Kalbi Kör, Yaramaz Bir Beden…

Palyaçolara Özendim… Yüzüm Sırıtırken İçime Kan Akıtıyorum… Metafizik Âlemde Takılıyor, Patlamaya Hazır Bombaya Dönüşüyorum… Saniyeler Var Patlamaya… İyiler Arasında Kötülük Yüklü Bir Bombayım… Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına… İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar… Kötülük Olmasaydı İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı... Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük…

Bir Bardak Çay Gibi Ömür… Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum… Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…

Yavuz TANRIVERDİ

04.01.2007

2 Ekim 2008 Perşembe

Bir gün ölürsem sokak ortasında, kalsın cesedim tam orada evet tam orada...




Bir gün ölürsem sokak ortasında, kalsın cesedim tam orada evet tam orada...

Dokunmayın bana,

Ağlamasın kimse ve ağıt yakmasın anam.

Köşe başında dizilsin gençler, her tesbih adedince estagfirullahta ansınlar beni. Yıldızlar gibi ışıl ışıl olsun sokak lambaları, gölgemi aydınlatsın sadece.
Bırakın gelsin duvarlar üstüme, ezilecek bir şey kalmadı ki bende neden korkayım. Yalnız bırakmayın beni sadece onu isterim sizden ve onu dilerim sevdiklerimden.

Müsaadenizle gidiyorum ben...

Gardiyanım çağırıyor, uykuya dalmam gerekmiş. Cesaretim yok gerçi gitmeye, ne gelir elden prangalar vurulmuş zindanlara yol almışız. Yangınlar hasretlik çeker olmuş kirli amellere, Dervişler 40 yılı barındırırlar nefislerinde ama 1 dakikaya iç ederler girerler derinlere. Ben neyim ki seçme şansım olsun Dervişler varken.

Çürümüş bir akıl izindeyiz, peşinden aval aval sürükleniyoruz...

Hıncımızı alamadık ki kaldırım taşlarından, sökemedik lazım olduğu zaman, fırlatamadık mahlûka. Körün evinde ebecilik oynadık, güvendik kendimize sırtımızı yasladık rahatlığa. Akıl aldık çürümüş zihniyetlerden, yanlışa sürüklendik kana büründük. Sona yaklaştığımızda geç kaldık, ama farkına geç kalınca vardık.

Yolunu kaybetmiş hayat, dallarımızı kırmış...

Bir hayal peşinde gençlik gider, durduramazsın zamanı. Yolunu kaybedersin hayatta, nefesin yetmez o vakit kurutursun yapraklarını. Savrulursun sağa sola, rüzgârdan değil vedalardan. Tersine döner hikâyeler, kana bürünür dalgalar. Şarkılar susar, asilik biter, yıldızlar kayar ve yangın başlar. Hayatı bulduk velâkin yetişemedik.


Dedim ya bir gün ölürsem sokak ortasında, kalsın cesedim tam orada evet evet tam orada...

Dokunmayın bana,

Ağlamasın kimse ve ağıt yakmasın anam.

Cesedimi yıkayın hızlıca ve götürün beni toprağa. Gözyaşlarımı saklayın, üzerime dökersiniz. Ve beni unutun, varlığımı kimse bilmesin.


Yavuz TANRIVERDİ


11.07.2008