18 Ekim 2008 Cumartesi

İnsanı Kamil Olmak-3 (Mağrip ve Maşrip’in Rabbi)




Yine sızlandık diken üstünde, acizi oynadık kandırdık gül’ü. Sevgiyi anlattık coşturduk gönülleri, Müflis’i anlattık korkuttuk nefisleri… Akıl idrak edemedi gerçeği, sapmak üzereydi yanlışa, varmak üzereydi ahmağa…


İnsanlar ; "Ben Allah'ı Seviyorum, Ben Peygamberimizi Seviyorum" der dururlar çevrelerine. Sevgilerini sadece dil ile ihsan buyururlar, lakin kalbe buğz ettirmezler aşklarını ve şevklerini. Allah’ı sevmek, sadece seviyorum demekle olmaz. Sevgini O'na kendini sunarak gösterebilirsin. Yani; ibadet ederek, namaz kılarak, oruç tutarak, zekât vererek, O’nu anarak, O’nu düşünerek. Velhasıl O'na ait olduğunu bilerek O'na sarılmak gerek ve sevmek gerek...

İnsanlar korkaktır. Mana’yı çözemedikleri vakit huşularını kaybederler, yarına çıkamayacaklarını, yürüdükleri yolun biteceğini ve yedikleri şeylerin tükeneceğini düşünürler. Sansürlenir resmen idrakleri, yerle bir olur kimlikleri. Şanslılar bu insanlar aslında ama bilemez ve göremez, şükretmezler. Rabbimiz anlatılamayacak kadar muhteşemdir ve bünyesinde taşıdığı sıfatların hepsine kadirdir. İnsanların şansları insan olmaları ve Allah’ı bulmalarıdır. O, insanlar düşünceye daldıkça, insanlar korkuya kapıldıkça ve insanlar yenilgiye yaklaştıkça rızıklandırır dünyayı, seni ve nefsini. Açlıktan öleceğiz derken sana kurak arazilerde buğday verir, sene de sadece bir ay da yetişen sebzeyi sana 12 ay içinde birden verdirir. Korkuyla doğan rızkını kaybeder, rızkını bilen O’na döner.

Bir Mürşidi Kamil arar gözler yalnızlığa düşünce, gerçekleri göremeyince, geçmişini lekeleyince. Uhuvvet duygusu yitirilince dağılır aşklar, sendeler hitaplar, kaybolur bakışlar ve sonlanır dostluklar. İşte o anda çıksın istersin bir aracı Rabbinle aranda. Aslında aracısız yönelmek lazım Hakk’a ama biz aciziz ne dua etmesini ne de sevmesini biliyoruz. Lakin o dedirtmemiş midir Mevlana’ya “Gel, ne olursan ol yine gel” diye, O’da çağırmamış mıdır bizleri günahlar ile affediciyim diye. Yine O, yollamamış mıdır bizi düzeltsin diye Efendimizi dünya’ya? Efendimizden sonra da Mürşidi Kamiller ile çerçevelememiş midir bizleri gelelim diye yol’a. O, herkesin yolu, ışığı ve hamd’ıdır. O, Mağrip Ve Maşrip in Rabbidir


Aciziz demiştim ya demin. Acizlik geçicidir, çabalarsın sonuca erersin. Acizlik öğrenme ile doğruları görme ile giderilebilir. Acizlikten öte kötü olan nankörlüktür. Nankörlük, vücutta ki dövme gibidir, derini kazırsın anca öyle kurutulursun ama izi kurtaramazsın bedenden. Her insan aciz kalabilir ama her aciz kalan nankör değildir. Nankörlük kötüdür, ne kadar iyi olmaya çalışsan da bir iz vardır ve o kişi hakkında ki duyguyu değiştiremezsin beyinlerde. Ancak burada ince bir nokta var. Nankörlüğü dostların yapınca tepkini büyük verirsin. Dostun yaparsa çılgına dönersin, unutursun geçmişi ve her şeyi. Rabbimiz de dostumuz diyerek gireriz araya. Ama O affedicidir, bağışlayıcıdır. O bunları da affeder. O merhametlilerin en merhametlisidir evet ama buna rağmen “Kime yaparsın sen caka’yı”… diyesim gelir. “Tepetaklak olacaksın kardeşim, kime nankörlük yapıyorsun”… diyesim gelir. Ama biz insanız, anlatamıyorsun bu affediciliği kendine. Bizde ki gurur, nefis, şehvet v.s. bizden daha ön planda. Kendimizi affedemiyoruz ki başkasını affedelim…

Dedim ya O mağrip ve maşrip’in Rabbidir. Kim dikilebilir karşısında kim baş edebilir O’nunla. Her an hissetmemiz için kalbimizde yer edinmen için çabalıyoruz. Bize sırtını dönmenden korkuyoruz. İtilip o kötü son’a kapılmaktan korkuyoruz. Rabbimiz, senden geldik yine sana döneceğiz. Kamil İnsan sıfatıyla yanında olmayı bize nasip eyle…


Yavuz TANRIVERDİ

17.10.2008

Hiç yorum yok: