
Kabil ile başladı ölüm… Kabil, Ölümle öğrendi acıyı, korkuyu ve yalnızlığı… Öğrendi kuşlardan mezarı, cesedi ve toprağı…
Genelde biz ölümü anmayız, hatırlamayız ya da hatırlatılmasında hoşlanmayız… Hiç ölmeyecekmişiz gibi dünya’ya dalarız… Bazen bazı sorular ve sorgular kafamızda soru işareti bıraksa da çabucak unutur ve normal hayatımıza geri döneriz… Ya da yakınınızdan birisi yaşamalı bu duyguyu ki bizde idrak edelim ölümün yakınlığını… Ailemizden, çevremizden birileri vefat etti mi yakınlığına göre değişir duygular, belirginleşir yüz hatları ve uzatılır geçici yaslar…
Evet, bugünde benim bir komşum ebedi yolculuğa uğurlandı… Her şey mezarlığa gidene kadar normaldi… Bende kalıplaşmış rolümü oynuyordum tıpkı çevremde ki diğer insanlar gibi… Yüzüm asık, başım eğik, sesin tonu az ve “Başın Sağ Olsun” edalarını… Her yeri kaplıyordu bu davranışlarımız ve soğuktan mıdır nedir bilmem üşüyordum… Musalla da yatan mı şansız yoksa biz mi talihsiziz bunu bilemem ama insanlar hala hiç ölmeyecekmişler gibi davranmaya devam ediyorlardı…
Tabi üzülüyor insan tanıdığı birini kaybedince, onunla anıları olunca, yaşadıkları gözleri önüne gelince… Bahçesine kaçırdığımız topları kesmesini, 73 model Renault’una dokunmamıza kızmasını ve sert tavırları şimdi bize tebessüm ettiriyor ve gözümüzden yaşların akmasına sebep oluyor…
Buraya kadar bir şey yok aslında her zaman karşılaştığımız şeyler ve herkesin yaşadığı durumlar… Mezarlıktı beni değiştiren ve korkutan… Ölümden korkmayız ve öyle yansıtırız çevremize bizi böyle bilirler… Mezardan mı korkuyoruz acaba! İçimiz de ki çelişkilere kanıyoruz sanırım… Dar bir oda dersin içinden “Benim Klostrofobim Var, Giremem Buraya”… Beyaz önlüğünü de giydirirler sana anlamazsın, sıktı dersin, olmadı dersin dinlemezler ve giydirirler çabucak… Bereket’te yağıyor hani ıslanmış toprak çamur olmuş… Kazması da zor, kaldırıp atması da… Sonra seni yine dinlemezler atarlar çukura… Tahtalar dizerler üstüne ve sabitleştirmek için vururlar kazmayla Tak, Tak diye… Her tak edişte kalbim daha hızlı atmaya başlar, sanki yatan benim orda… İçim ürperir, soğuktan değil ama hele ölüm’den hiç değil… Nedenini sanırım oraya yattığımda anlayacağım… Toprak atılır üst üste… Yasin-i Şerif sesleri yükselir bir anda… Çevremi ve beynimi sarar… Huşu ile dinlerken çevreme bakarım, insanlara bakarım, sonra mezara bakarım… Ve son kez bakarım mezara sonra da sırtımı döner giderim… Bu kadar görev bitti, işlem tamam… Bir daha ki cenazede görüşmek üzere…
Evet, Kabil ile başladı ölüm ve bitmeyecekte Kıyamet’e kadar… Her ölüm bize yaşamı anlatırken nedense yaşama dalıp ölümü unutuyoruz… Dedim ya; bazen kuşkuya düş sekte kafamızdakiler yüzünden, çabuk dağıtıyoruz kafamızı ve unutuyoruz gerçekleri…
Ben bugün ölüm’ü tekrar yaşadım, umarım kısa zamanda aklımdan çıkarmam…
Yavuz TANRIVERDİ
23.11.2007

.jpg)





.jpg)