
Yeteneklerimi kaybetmiş gibiyim, yaşlandım mı yaşamayı çizdim mi bilmiyorum. Tek kanadı kopmuş kuş misali hep tek yöne uçup yere çakılıyorum, ne yaptığım bende bilmiyorum. Güneş açmadı bugünde doğudan, batıdan da doğmasına razıyım kıyamete çıkacağını bile bile. Susma, içimde ki yeni doğan duygular. Vur kendini,3 senedir aklında olanları çıkar içinden. Şarjörü tekrar doldur, tekrar çek tetiği soldur benzini.
Çok değiştim çok. Yarım kalan duyguları da serbest bıraktım, gittim. Karar verdim artık, bendekileri tamamen bitirdim. Sızlasa da yüreğim, sancılansa da yokuş çıkarken, yıllara rağmen değişse de ve bir elveda ile sığdırsa da içini geriye dönüp son sayfaya bakmadım. Beyaz kâğıtları doldurmuyorum artık, tek ayağı kırık sandalyeme oturamıyorum bile. Nasırlı ellerim toprağa dokunamıyor ve koklayamıyorum kırmızı gülleri. Boşalttım heybemi uzun yoldan sonra. Dolduramadım içini arkadaşlıkla, dostlukla... Kalakaldım bir başıma, bir kalem birde boş kâğıtla...
Bakamadım hicrana ay ışığında, göremedim derin muhabbeti aşığın kalp atışında. Destana bürünür hazinelerim, etrafa sarılır çatlaklardan sızan ziyanlarım. Kolay yoldan elde edilmeye çalışılan saadet, fakirin ekmeği zenginin ulaşamadığı bir derttir. Elini verip kolunu kaptırdığın çakallar, bir gün ekmeğine de sulanır. Bırak sulansın deme! Kalır bir başına, düşersin kara zindanlara. Aman haa...
Sinirli nefsin senin, sakin ol ey ben. Sıkma ellerini, çatma gözlerini, hızlı hızlı yürüme boşluğa. Süpürge al eline, süpür seni esir eden nefreti. Kulak verme hayatına giren yalnızlığa, sırtını yükleme hayatından çıkıp giden yanlışlarla. Celallenme, sükûta sırt çevirme, yan yana yürümesin zulmetin ve aşkın. Sabırım ve celalim yan yana yürüse de, sabrımı öne çıkarmayı tercih ederim, inşa’Allah ta beceririm…
İçini kaplayan kötülüğü açığa çıkarmadan mutluluğa ermek lazım, ne lazım bunun için. Kanatmak mı lazım acılarını. Göz kapaklarını kapatman mı lazım kendi dünyana. Mideni doldurmak mı lazım olmazla. Karanlıkta göremedin mi ışığı, sana yönelen yolcuyu. Aydınlığa küçücük bir delikten bakarken, ulaşamama hissi vardı içimde. Lakin yırtılan perdeler gerçeği görmemi sağladı. Çok şükür…
Neden? Diye sormadım hiçbir zaman kendime, halimi hatırımı görünce. Nedeni benim çünkü hataların. Ufkumu karartan bulutum, kabarır sel olurum. Yolda tekmelenen taşım, sağa sola sürüklenirken ufalanır toz olurum. Dağda ki yalnız kurt’um, çok doğar kardeşle büyür yalnız ölürüm. Ben sepette ki elmayım, tepetin dibi göçse de ben sana tutunurum.
Sonra bir sakinlik sarar çevreni, içini, kendini... "Yetiş" diye bir ses ile irkilirsin, kalbinde çıkan çıbanı patlatır akıtırsın pislikleri. Ayaklarının bağı çözülür, imdadına koşarsın seslenen serkeşin. O asiliği içinde barındıran serkeş açar çiçekleri bölük bölük, helalinden bir yudumla seni bulur, hiçbiri haramzade ürünü değildir hepsi güldür. Gül kokusuna bürünür akıttığın kanlar, akar gider dertler, solar gider kederler. Sus! Seslenme artık mahsun mahsun ey biçare vedalarım. Dönüyor başım, gülmüyor yüzüm ve sabaha çıkmıyor acılarım. Yağmur suskunluğu çözsün, hasret seher yeli ile yok olsun gitsin. Hiçbir zaman bir hikâye de yer alamasak ta ucundan tuttuğumuz bu öykü burada bitsin…
Yavuz TANRIVERDİ
15.12.2008
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder