29 Ocak 2009 Perşembe

Hayata atıldık sanırız, lakin atılamayız




Okul biteli koca 16 ay oldu. Ya da 16 aydır işsizler ordusuna kıdemli üye oldum, yakında yönetici yapacaklar bu sektörde Korkum, bu şekilde emekli olmamdır.

Çok şükür bir üniversite bitirdik. Çok çalışkan olmamakla beraber tembelde değildik. Anne ve babam ortak yapımı olan ben, bazen de konsorsiyum şartlarına uyarak üretildiğim ve yetiştirildiğim konusunda sıkıntı yaşıyorum, okulda ki dersleri gördükçe. Neyse... Üniversite yaşamı hem zor hem güzel, hem kötü hem iyi, hem yorucu hem eğlendirici... Hepsi nasıl oluyor demeyin, oluyor. Bunu bir yaşayan bilir birde yaşatan. Yaşayan biziz haliyle, yaşatanda o bölgenin esnafı, ahalisi ve özellikle ev sahipleri. Ah ne çektik bilemezsiniz, biz biliriz o bizi kurbanlık koyun gibi sanıp yolan, insancıkları. Hadi buna da neyse...

Hayata atıldık sanırız, lakin atılamayız.

İş-aş-eş biçiminde sıralanmış 3'lü sistemde en önemli olan iş kısmını bir türlü aşamayız çünkü. Yaşınızın 30 a dayanması önemli değildir bu sistemde, ilk önce iş efendim. Bir sürü belgeleri bir dosya halinde toparlarız, oradan oraya hatta şehirden şehire koşturur derdimizi anlatırız. Ve "Biz sizi ararız" cevabı ile karşılaşırız geneli itibariyle. Bir kış bir de bahar geçer ama arayan olmaz. Geliriz memleketimize oradan kıvırmaya çalışırız bir şeyler. Lakin ensesi kalın bir DAYImız olmadan bir işe sahip olamıyor muşuz, buna vakıf oluruz. Üniversite bitirdik ya, yüksek mevkili ve yüksek ücretli işler peşinde koştuk ilk. Tabi bu zamanla düşe düşe en alt seviyeye geldi."Ne iş olsa çalışırım" boyutunda tıkandık kaldık.

Bazen sinir edici akraba ve komşular çıkar karşınıza. "Siz hamallık yapmak istemiyorsunuz, alışmışsınız tembelliğe, iş yok deyip yatıyorsunuz" Hay ben size deyip söze başlamak istediğim çok oldu ama sustuk mecburen. 300–400 TL maaş, sabah 8 akşam 10 arası çalış, ssk yok, izin yok. Sonra çalış sen. İş-aş-eş kısmının iş bölümüne geldik ama bu parayla ne karnımızı doyurabiliriz ne de hoş bir hatun ile desti izdivaç yapabiliriz Hamal olmaya da razıyız ama bize hayvan olun deniliyor, biz bunu kaldıramayız. Ama bunu ailemize, akrabalarımıza ve komşularımıza anlatamayız. ”Neden okuttunuz bizi” diye soramayız...

İyi- kötü bir bölüm bitirdik, adına da İşletme diyorlar. En ifrit durumda, ne okuyorsun dedikleri zaman "İşletme" dedim mi hemen peşine " 2 yıllık mı" diye sormalarıdır. Ya biz insan evladı değil miyiz, lisans okuyamaz mıyız ya da neden bu İşletme'nin üzerine önlisans damgası vuruyorsunuz. Bunu atlattık derken yeni bir soru olarak "Burayı bitirince ne olacan peki" diye 3 bilinmeyenli bir denklem sorusu ile karşı karşıya kalıyoruz. Anlat sabaha kadar, tatmin edebilirsen et. Tabi ki beğenilmez, yüz buruşturulur, ben yine ifrit olurum. Estagfirullah deyip yerime otururum. Ne yapalım

İş'e girmek için ya da kariyer için bir sürü sınavla uğraşırız. Okulu bitirsekte sınavlardan kurtulamayız. Kpss, kpds, üds, ales anamızı ağlatır. Bunlar haricinde ki ufak sınavlar da cabası. 1 yıllık çalışma ve stres üstüne kaymak olur. Sınavları ilkokul düzeyinde sanan bazı büyüklerimiz "Siz tembelsiniz, ben girsem o kpss den 80 alırım bu halimle deyip senin yüksek tansiyonunu ölçüyor, iniyor mu çıkıyor mu diye. Parmakları yumruk yapıp sıkıyorsun da sıkıyorsun ve o bölgeyi terk-i vacip yapıyorsun. Doğruca eve Counter Strike oynamaya, stres atmaya


Dışarı çıkma evde ders çalış desen bir yere kadar. Aile ortamına hele hiç girmeye gör. Annemler de sağ olsun kadın programı, evlilik programı, yemek programı, gerçek kesit tarzı programlar, sabah şekerleri, öğlen tatlıları, ikindi muhabbetleri, akşam geyikleri derken beyinde hücreler MAL konumuna dönüşüyor. Gelde ders çalış. Gelde iş bul...

Bazı abilerimiz ve arkadaşlarımız çalışıyorlar, işlerine sahipler Elhamdülillah ve "Sabah uyumayı özledim" diyorlar. Bende "Sabah 6'da kalkmayı özledim" diyerek cevap veriyorum.


Uzatmadan, filmin kayışı kopmadan bir sap olmak lazım. Değerimizin anlaşılması için illa bir DAYImız mı olması lazım yoksa eşşek kadar olduğumuz halde hala sınavlara devam mı etmek gerek. Sınavlardan da şikâyetçi değilim de, iyi puan alsan da yetmiyor ki maalesef...

Yavuz TANRIVERDİ

29.01.2009

26 Ocak 2009 Pazartesi

Vird,Zikir ve Allah





Yolunu Hakk'a adayan kişinin, kalbini gaflet uykusundan uyandırması gerekir. Temizlemesi lazım gerekir dünya ile dolmuş kalbini ve zikretmesi gerekir devamlı ve devamlı o yüce Rabbini... Vird bir zikir çeşididir. Kalbin tezkiyesidir. Nefsin ilacı hizmet etmekse, kalbin ilacı da zikirdir.

Zikir, Rabbine yaklaşmanın en kutsi ve en kolay yoludur.
Zikir, meyvenin tadıdır. Her ısırdığında tadını aldığın şeydir.
Zikir, fikirdir. Fikrini günaha bürünmeden sunmaktır.
Zikir, cennet bahçelerinde namaz kılıp, Ravza'yı Mutahhara'ya yüz sürmektir.
Zikir, "Siz beni zikredin bende sizi zikredeyim" ayetine inanmaktır.
Zikir, iradedir. Zor olsa da görevini yerine getirmektir.
Zikir, gözyaşıdır. Dünyayı kenara itip, sadece O'na dökülmektedir.
Zikir, sokak lambasıdır. Karanlıkta kaldığında üzerine ışık saçandır.

Zikir bir nurdur. Sen zikretmeye ittikçe kalbini, o nur kalbine vakıf olur. Bir ışık gibi aydınlatır o nur kalbini ve temizler olmaması gerekenleri. Her şey gider, temizlenir kirden, olursun ferah. Geriye tek şey kalır. O da baki Allah...

Zikir, Rabbini sevmektir, O'na âşık olmaktır. O'ndan başkasına yer ayırmamaktır.

Yusuf için kavrulan ama onu bir türlü elde edemeyen Züleyha vardı. Hz. Yusuf hükümran olunca Rabbinin verdiği hükümdarlığa, Züleyha'yı da affetmiş ve ona Yusufunu vermişti. Lakin Züleyha artık Yusuf'a bakmamaktadır. Bunun sebebi sorulunca "Bende bir sevgi var içten, kalbimde her yer dolu, sana da yer kalmadı. Orda Allah aşkı var başkasını oraya alamam" demişti.

Zikir, sevdiğini anmak, andığı içinde her türlü güçlüğe karşı durabilmektir. Gelecek olan belalara, fitnelere bile. Hayrın ve Şer’in O'ndan geldiğini bilerek...

Şu şekilde bir kutsi hadis nakledilir:

"Nitekim beni sevenleri belaya uğratmak suretiyle imtihan ederim" . Burada ki anlam açıktır. Allah Teala'yı seven kimsenin şeref ve derecesi ne kadar yüksek ise karşılaşacağı bela, tefrika imtihanlar da o kadar çok demektir. Rasulullah Efendimize (S.a.v.) bir kişi gelip "Ben sizi seviyorum" deyince. Sevgili Peygamberimiz bu kişiye "O halde fakirliğe hazırlan" buyurdu. Aynı kişi "Ben Allah Teala'yı çok seviyorum" demesi üzerine bu kez Efendimiz (S.a.v.), "O zaman belalara hazırlan" buyurmuştur.


Zikir; göz, kulak, el, ayak, dil ile başka işlerle meşgul olmana rağmen kalp ile devamlı sevdiğini anmaktır.

Zikir, Allah'ı BİRlemek ve yüceltmektir. Teferruatlara takılmayıp kalbi zikirde toplamaktır.

Zikir, sessiz, sedasız hatta şeytana bile duyurmadan seni Yaratanı tesbih etmektir...

Bir hadis-i şerifte:

"Kan damarları içinde kanın dolaşması gibi, şeytan da insanın içinde dolaşır." Buyruluyor. Nakşî yolunun büyüklerinden Abdulhâlık Gücdevanî (k.s) " İnsanlara ve şeytana fark ettirmeden Yüce Allah gizlice nasıl zikredilir?" sorusunun cevabını, H.z Hızır (K.s.)’ın öğretisi olan gizli yolla nefy u isbat (La ilahe illallah) a bürünerek ulaştı.

Zikir, her dönüşte bir "ilahî ente maksudî ve ridake matlubî" dir.

Zikir, ilimdir. Rabbinin hikmeti ile ilmine vakıf olmaktır.

Zikir, şükürdür.

Zikir, virddir.

Zikir, Allah'ın(c.c.) ta kendisidir...

Yavuz TANRIVERDİ

26.01.2009

22 Ocak 2009 Perşembe

Bugün benim doğum günüm




Yine ömrümden 365 günü 6 saati heba edip verdim bu dibi delik, sonu olan dünyaya. Çeyrek asırdan 2 adım daha ileri itekledim nazarımı, bedenimi ve içimde barındırdığım sahibi belli ruhumu.

Bugün benim doğum günüm, 26 bitti bugün. Neşe dolu değilim, yüzüm kara ve hediyelerim avucumda. Avucuma sığdırdım 26 yıllık yaşantımı. Deli dolu ve bir o kadar da munzurca bir yaşantı. Huzursuzluk ilk başlarda az-idi ama son dönemde epeyce azdı. Tamam, senin ömrün şu anda burada tükendi...

Bugün benim doğum günüm, 27'ye koştum istemsiz. Yaşlılığa bir adım daha attım, ölümün kulağına "Ben geliyorum, az kaldı" diye fısıldadım. Zamanı tutamıyorsun ki geride yaşadıklarını bir adım ileri de bekleyesin. Huzuru çözemiyorsun ki iyi gününde seni üzerler ve boynunu bükerler, bilesin.

Bugün benim doğum günüm, 30'a az kalmış. Daha göremeden hayatı saçları beyazlattık. Daha seçemeden dünyayı dertlere gark olduk. 30’a yaklaştık ama daha hayatı bulamadık. Sap oldukta, balta olamadık odunun ortasına. Hovarda misali tur atıyoruz 12 ayın 52 haftasında sokaklarda. Baba parası yiyoruz hala, onu da artırmak için binmiyoruz dolmuşa, sırtımızda ki ter ile yine yollanıyoruz yokuşlara.

Bugün benim doğum günüm, Teoman gibi bar taburesi üstünde zıkkımlanmıyorum ve 33 yaşında değilim ve de babamda daha yaşıyor şükür. Şükrün kıymetini biliyorum, ona göre yaşıyorum ve talan ediyorum hislerimi. Bir başıma kalsam da bu dünya da bu kalabalığın içinde, isyan etmedim çevreme beni çerçeveleyen zulmete. Hakk'a isyanı zaten lügatımıza sokamayız, onu es geçtik bir kere. Geride kalanlara haykırsan ne fayda, karşılık gelmez ki maddeden ruh'a.

Bugün benim doğum günüm, Şair'in "35 yaş yolun yarısı"'na az kalmış. Tıpkı o şair gibi yolun yarısında terk edecek miyiz bizde bu dünyayı? Yahut kazık mı çaktık mezarların üstüne, büyüklerin böğrüne. Aman boş ver kime kaldı ki bu dünya, dert edeyim üstüme gelen boş hayalleri. Hz. Süleyman'a kalmadı da sana mı verecekler Sultanlığı. Ateşler içinde bir gönül, yakan yakmış kimse bilmez halimi, söndürmez ciğerimi. Ne yapsam ne etsem de görsem adam olmuş halimi.

Bugün benim doğum günüm, Kılı 40 yarmadan düştük zehirli cismanilerin membağına. Hiçbir emare yoktu yüzlerinde çirkinliğe dair. Hiçbir lügat yoktu onları çözecek istersen ol kâhin. İsyankâr sesleri acizlik belirmeden sustur, susmayacaksan eğer; ey nefes sen orda dur…


Doğum günüm kutlu olsun bugün. Bugün 23 Ocak’a saatler kala ve hediyelerim avucumda. Çokta umurumdaydı ya…


Yavuz TANRIVERDİ

22.01.2009

19 Ocak 2009 Pazartesi

Bir masum tebessümle O'nun rızasını kazanmak





Ah nefsim vah nefsim, 2 eli yakamda boğuyor beni. Nefesimi kesiyor “Bırak ulan beni” dercesine “Senin hâkimin benim” dedirtircesine çalım atıyor ve zorluyor beni. Ben itiyorum onu çukura karış karış. Zor zapt ediyorum, savaş içersindeyim. Usul adımlarla yürüyorum çıngar çıkarmasın diye. Sonra biri geliyor, okşuyor nefsimi, galeyana getiriyor açlığımı. Çukurda esir ettiğim canavar böğrümü delip çıkıyor. Gelsin lanet, yaksın yangınlar, uyansın günahlar.

Tedirginim ben, bir’im, kendim’im, bir biri ardına yürüyen gölge'm ve nefsim bende içlerindeyim. Dikenle dolanmış ularla çekiyorlar beni, kan’a büründüm, kansız kaldım ama yine içimden çekildim. Neyim ben, ne haldeyim, ne biçimdeyim. Benim ben, sen değilsin beni seven. Sen değilsin halimi vaktimi şükür ile abad eden. Gece uyudun, sabah şuursuz uyandın. Gece kalkmadın, aşkını sunmadın, teheccüde varamadın. Aşk yok sende, var olan bende ama izin vermezsin sen, bende ki sevgiye.

Yol buldum kendime, ilerledim adım adım son'a ve beni bekleyen huşuya. Yol’a çıktığımda çirkin yüzlüydüm ve hüzünlüydüm geçmişime. Arkamdan çeken bir ben vardı yine, gitme kal burada zifirin içinde diye. Aynadır bana güzellikleri sunan ama arkasında ki çirkinlikleri sunmadan. Kandırılmaya hazır olan korkak cismaniyetim evet dedi ve kaldı geride. Nefsim dünden razı gülerek belirmiş beride. Gölgem, garibim zaten en geride yetişememiş öteye. Ben kaldım, karşı çıktım hepsine. Saldırdılar hepsi bir bütün halinde, damarlarım çekildi, nefesim gitti sandım birden bire. Estagfirullah çektim içten içe, belirdi önüme ışık bir huzme ile. Yetmedi, bırakmadı beni karanlık. Sonra içleri yırtarcasına, gerçeği sunarcasına "Allahhhh" dedim sabır ile. O vakit karanlıklar aydınlığa kavuştu Rab ile.

Hırrr... Korkmadım ki musallat olduğun sonuçlardan. Bıçağının keskin yüzünü sürmedim üstüme, fesatlığın ateşini çekmedim içime. Tedirgin değilim bitmese de dertlerim. Başım ağrıyor derinden, kulak veren yok, yine bir başımayım kendim. Ne edersem edeyim, Allah’ım bırakmıyor peşimi kederim. Sanki üzmemişte vuruyor hala tokat, tokat üstüne nasırlı ellerim.


Müstehap sana kıt akıllı benlik. Muktedir mi sandın sen kendini gelmişe, geçmişe ve önünde ki geleceğe. 1 nefis ile baş edemeyen 1 akıllı mahlûk. Hayâ’n dizüstü geliyor mahşer-i kübra’ya.

Rızayı aramak için semalar da dolaşmana gerek yok. Yahut hurra saldırmana gerek yok sağa sola. O’nun rızası her yerde, bazen bir hizmetin bir damla terinde bazen de bir masum tebessüm de. Var sen biç onun hesabını. Rabbin rızası, muhabbeti, kudreti, ilmi ve barındırdığı bütün sıfatları aranmakla bulunmaz. Ama O rızayı, muhabbeti bulanlarda arayanlar arasındadır…

Muhabbeti bol Rabbime Cennette, 70 perdenin açılması ardından Ümmeti Muhammed ile kavuşmak dileğiyle. İnşa’Allah…

Yavuz TANRIVERDİ

19.01.2009

13 Ocak 2009 Salı

Gazze için dua edin





Gazze için dua edin...

Haberler de kan, ölüm, yakarışlar hiç bitmiyor bu sıralar. Sahnelerde savaş; bir tarafta dünya hâkimiyetine and içmiş bir devlet, diğer tarafta dünya da yaşamaya çalışan mazlum bir devlet...

Biz, mazlum'a zarar verenin karşısında oluruz ve onu koruruz. Ya da benim öyle hatırımda kalmış, eski bir adettir belki. Ben genelde koyun olup bacağımdan asılmayı öğrenmişim ve öğretilmişim. "Aman banane " demeyi ya da sokak ağzıyla "Çokta Fifi" demeyi benimsemişim. Vah ben vah...

İnsanlar arasında bir şey daha dikkatimi çekti. Zulüm yapanı görünce diğer bir zulüm yapanı arar olmuşlar. Adolf Hitler olsa keşke diyen insanlar gördüm. Kötülük, kötülük ile kapanmaz öğrenememişiz. Yine başkasına atıyoruz topu, biz sessiz sedasız kalalım. Aman bana dokunmayan İsrail pardon yılan bin yaşasın...

Uyumaya devam mı edeceğiz acaba?

"Ya dedeleri topraklarını satmış onların, satmasalarmış. Şimdi cezalarını çekiyorlar".

Dedelerinin yaptıklarını o küçücük çocuklar, masum insanlar niye çekiyorlar. Bu mazeret mi onların ölmeleri için. Hırsız'ın hiç mi suçu yok diyen Nasreddin Hoca da pes etti.

O zaman sizde hazırlanın ölüme, vahşete. Size diyorum Sayın Türkler ve Anadolu halkı. Toprak satmam, sattırmam diye artislik yapmayın. İskenderun’un en iyi yerleri Yahudilere satıldı ve hala satılıyor. Harran Ovasının 3/2'si satılmış ve hala satılıyor. Ege ve Akdeniz de en güzel yerler satılmış. En çok Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde yatırım yapılıyor. İsrail Tevrat’taki “Sana miras olarak Kuzey’deki akar ırmağını ve çevresini bıraktım” ayetinin gereğini yapıyor olmalı. Bu toprakları ele geçirerek bölgedeki yeraltı ve yer üstü kaynaklarına sahip olacak. Bir 50 yıl sonra torunlarınızı Filistin’de ölen çocukların yerine koyun.

Neyse bunu sokmayalım araya, Filistin de suçlu tamam. İsrail’de hakkını savunuyor. Filistinliler toprak satmasaymış canım...

İsrail o kadar suçsuz ve öyle haklı ki istediği devlete saldırma hakkın sahip. Ürdün, Lübnan, Mısır ve Suriye de suçlu kardeşim. Onlara da saldırabilir ve bu zaman kadar çok saldırdı da.

Lübnan’ın ne suçu var, toprak mı sattı onlarda. Ürdün’ün ne suçu var, kardeşlerine yardım götürdü diye mi suçlu. Örgüt dersiniz hemencik şimdi. Onlar terörist. Terörist başkasının ülkesinde eylem yapıp can kıyana denir. Kendi topraklarını savunanlara terörist denmez. Amerika da, İsrail de yapılan eylemler ve ölen insanlar var evet. Sırf kendilerini haklı göstermek için kendi halkını öldüren bir topluluk var karşımızda. Amerikanın 11 Eylül bilerek kendi yaptığı biliniyor. Çakma örgütler ürettiği biliniyor. Saddamı, Usame yi kendileri yetiştirdikleri biliniyor. Terörü kendileri oluşturdukları biliniyor. Hiç mi bilginiz yok savaşın diğer adının para olduğunu. Rusyanın neden ezilenin yanında olmak istedikleri bilmiyor musunuz? Zamanında kaç keleş satıldı. Gözünüzü açın. Bu oyun değil, savaş. Ve binlerce ölü...

Sessiz kalmayın diyorum size...

Cihad edin...

Durun durun, cihad deyince köpürmeyin. Cihad dedimse kılıç kuşanıp İsrail sınırına gidin demiyorum. Ben şahsım adına öyle denilse de giderim o benim meselem. Peygamber efendimiz bir haksızlık gördüğünüz zaman el ile müdahale edin, onu yapamıyorsanız dil ile oda olmuyorsa kalp ile buğz edin demiş.

Biz el ile müdahale edemiyoruz. Dil ile müdahale edelim. Dua edelim, bağıralım, haykıralım, insanları uyaralım, tepkimizi duyuralım. Bir dostunuzu görünce ona dua edin deyin. Almayın Yahudi mallarını deyin. Almayın da, diyeceksiniz hangi birini almayalım, her tarafımızı sarmışlar. Zararın ne tarafından dönerseniz kardır. Bir işe adım atmadan o iş bitmez. Bir yerden başlayın, sonu gelir elbet...

Bunları da yapamıyorsanız kalp ile buğz edin. Rabbinize sığının her zaman odluğu gibi. Bu sefer o masum insanlar için sığının. Gazze için sığının...


Gazze için dua edin. Ne kaybedeceksiniz ki...

Yavuz TANRIVERDİ

13.01.2009

10 Ocak 2009 Cumartesi

Dikkat!!! Bu bir otobiyografidir, ona göre.





Keyifli anıma denk geldi bu yazı,hadi yine iyisiniz...

Yolda yürüyorum; sağa çarpa sola çarpa, selam vere selam ala, seke seke. Sekmem biraz zor oluyor ama idare ediyoruz. :) Kedilere hal hatır soruyor onlar bana bakıyorlar sadece "Deli her hal" diyerekten, köpeklerden kaçıyorum hızlıca içimden geçiriyorum “Sizde baksanız bön bönde koşmasanız peşime” diye. Görünüş itibariyle kaba saba bir insan fikriyatı bıraksam da, karşımdakilere en fazla kaba üslubum "Ulanınız" olur. Oda arada hee.. Bana ters bakana ters bakarım, çalım atana tek kol atarım, omuz atanında vay haline :) Ağız burun girişmem asla. Asabiyiz ama durgun adamız vesselam, haysiyetimizi kalbimizin üstüne kancalayıp sözlerle un ufak ederiz ama yine de ağırlık göstermeyiz…

İnsanın kafası atmaya görsün yeter ki. Gözler karardı mı vay haline cinslik yapan zibidiye. "Bende aciz bir kul'um birader, bende nefsiyim üstüme gelmeyin" desem de kaşınılır özellikle. Hani derler ya "Amele sümüğü gibi yapıştı yere". Yapmak isterim ama yapamam. Murovari içimizde ki barındırdığımız “İnsan Sevgisi” kaplar bünyemizi. Hay ülen senin derin ve çekip gideriz beladan, dayaktan, sıfattan.

Delikanlıyız çok şükür. Yamukta yapmadık kimseye ya da ben bilmiyorum. Yaptıksa da Rabbim affetsin. Delikanlıyız ama hiç ayakkabının arkasını kırıp üstüne basmadım. Neyim eksikti benim desem de her zaman fazla'm olmuştur, taraklı ayaklarımı hesaba katmamışım. O yüzden hep terlik giydim, kışında bot. Onlarında kıracak bir tabanı yoktu maalesef :) Delikanlılığın ikinci sayfası da tesbih. Elimde hiç tesbih olmadı. O zamanlar Estagfirullah çekmeyi bilmiyoruz, sadece Samsun çıtır simidi çevirir gibi çeviriyoruz boyuna. Ellerim yaba gibi, zor oluyor çevirmesi sonunda da kopartıyoruz ipleri. Hay ipine de hay tesbihine de hay delikanlılığına daaa diyecek oluyoruz, susuyoruz. İyi huylu adamım çok şükür: D En son safha da kolları yana açarak yürümek. Onda sıkıntı yok. Az ağırlık çalışmadık zamanında kanatlar ejderha kanadı gibi :) Çalımlarla yürürüm sokakta, bakan bir daha bakar. Biri kasıntı der, biri mal'a bak der.(Mal derken sıfat anlamında olan değil cisim anlamında olandır :) ) Sonra kime havan dedim kendi kendime. Tabi Hakk'ı tanıyınca... :)


Etrafta düşman arayacağıma bir gün kendime baktım. En büyük düşmanım kendimdim aslında. Yani nefsim. Onla baş edemiyorum da mahalle de ki "Anadın mı" diye diye dolaşan zihniyetle nasıl baş edeyim. Dünyevi işler yolunda yürürken bir tebessüm yudumuyla cirit atarız dar sokaklarda. Kalp kirliye yakın... Yok, kirli kirli. Kalp yüze yansırmış, bizde ki surat siması satanistlerde var anca. Tebessümde sinsi kıvamında sanki Erol Taş, Tecavüzcü Coşkun ortası bir şey. Suratım keçe suratına benzese de iyi adamım be, vallahi bak :)


Çok enteresan bir adamım ben. Benim otokontrolüm süperdir ki, anlatamam. Benim otokontrolüm sadece delirmediğim,sinirlenmediğim,agresifleşmediğim ve sıyırmadığım zamanlarda mevcuttur.Normalde kontrollü bir insanım yani :D Altı üstü bir insan müsvettesi olmam dışında herhangi bir özelliğe sahip olmasam da çevremdekiler yüzünden hep bir şeye benzetildim ya da bir şekle sokuldum."Abi varya sana araba çarpsa, araba haşat olurda sana bir şey olmaz" mı demezsin ya da "Sende ki vücut bende olsun bir kamyon adam döverim" diyenden mi. Genelde hep bir araç ile, bu genelde kamyon oluyor, haşır neşir ve sapıkça bir ilişkiye sokuluyorum. Akıllı olun kardeşim, asabiyiz dedik :) Ben ölürsem ya kamyon altında kalacağım ya da o bir kamyon adamın hepsinden dayak yeyip rahmetli olacağım, hadi hayırlısı...


Arada daralıyorum kabul ediyorum. İradesizlik içinde olduğumuz zamanlarda oldu. Yanlışa düşmem kolayına.


Yanlışı görürsem dururum...
Doğru yolda isem yolumu bulurum..


Şükür yolumuz doğru, korkumuz yok yanlışa sürüklenmediğimizi biliyoruz. Kendimde olmasam yolumu bulmasam şimdi ne halde olurdum, kim bilir. Neyse otobiyografimi ciddileştirmeye gerek yok;

Gez dolaş,
Eğlen, keyflen,
Kendine gel.
Hadi selametle git,
Güler yüzle gel.
Kendin ol gel Lenn...

Daralıyorum dedim ya hani, aralarda, tenhalarda. Yok olurum kimse bulamaz beni. eMSeNe de gelmem, boşuna çevrimdışı ileti bırakmayın ya da Fasybuktan mesaj atmayın. Sonra haberlerde şu başlık görülmeden "eMSeNe açamayan insanın acı hayatı, az sonraa..." :P normale dönerim. İyi insanız dedik ya, üzmeyelim çevremizi...


Aman yeterrrrrr.

İçim dışıma çıkmadan sözlerimi bitireyim. Lakin içimdekileri yani ben'i size sununca bende bir şey kalmıyor. O zaman takır tukur ediyorum, boş bir adam oluyorum velhasıl. Azıcık cimrilik yapayım bu sefer, idare edin.

Yapımda emeği geçen arkadaşlara teşekkür ederim. Onların kim olduklarını, kim olanlar yazıyı okuyunca anlayacaklardır.  Karışık bir cümle oldu, idare ediverin…

Dikkat!!! Bu bir otobiyografidir, ona göre. Akıllı olun yaniii :)

Yavuz TANRIVERDİ

09.01.2009

6 Ocak 2009 Salı

Zaman doldu, dönüş yok geri






Üzülme ya!

Ne gerek var!

Zaman doldu, dönüş yok geri
Artık sende olanlarla hesabın belli

Kendini içten içe yemenin ne faydası var?
Yanlışı seçip gitmenin ne karı var?

Biten mesafenin sonunda ne görüyorsun
Ne kazanıyorsun batan güneşin ufkunda?

Bilmiyor musun?

Sayayım da dinle...

Kalbin kararıyor
Yüzün buruşuyor
Aklın karışıyor
Hatta havalarda uçuşuyor
Saçların beyazlıyor
İmanın zayıflıyor
İsyanın artıyor
Sonun yaklaşıyor
Ölümün seni anıyor
Kabrin seni sıkıyor
Sen istemiyorsun ama
İstemediğin şeyler önüne seriliyor
Elinde değil
Velhasıl Kısaca...
Hayatın içinde ki boşluğun seni sarıyor
O boşluk büyüdükçe büyüyor
Ve içine seni alıyor.


Fazla kurcalama ileriyi
Takılma, anma devamlı geriyi
Sabret ve Şükret
Düşün sana nefes veren Rabbini

İsyanın artmadan tevbe et günahlara
İmanın zayıflamadan daha da yaklaş Namaz'a
Kalbin kararmadan itele nefsini Nur'a
Ölümün yaklaşmadan sun kendini Hakk'a

Tahammülsüz kalma, nefretine kanma
Zehir olan enaniyetle kalbini yakma
Güzele çalan gözlerinle günaha bakma
Kim kurtuldu azaptan, sen kurtulacağım sanma.

Güneş batıdan doğunca
Tevbe kapıları kapanınca
Saflar yerini bulunca
Kılıçlar savaş için sıyrılınca

Üzülme ya!

Ne gerek var!

Zaman doldu, dönüş yok geri
Artık sende olanlarla hesabın belli

Yavuz TANRIVERDİ

06.01.2009

2 Ocak 2009 Cuma

İnsanı Kamil Olmak-4 (İnsan-ı Kamil yolunda Mürşid-i Kamil'e ulaşmak)




Ne zor iş-imiş bu kâmillik ve akabinde de insanlık. Biz insan olamadık ki kâmil olalım, hep esiri değil miyiz bir şey'lerin? Hep eğilmemesi gerekenlere eğilmiyor muyuz? Asilerin en tehlikelisi hatta Şeytan'dan bile tehlikeli olan nefsimize uşaklık etmiyor muyuz her zaman? Evet nefis... Şeytan sadece kulağınıza fısır fısır konuşur kötülüğü, büyük olsa da kendisi küçük bir zındıktır bize sundukları. Şeytan sadece vesvese verir. O kadarla kalır ve gerisi seni ilgilendirir. Ama nefis daha tehlikelidir ve sadece senin iradenin sonucudur. Rabbimiz bizi yaratmadan nefsimizi yaratmış ve onunla iman konusunda şu olay geçmiş.

Allah(c.c.) ona "Ben " kimim diye sorduğunda,

Nefis; Sen sensin bende benim demiş. Yani büyüklük taslamış hâşâ, ben senle aynı konumdayım demeye getirmiş. Rabbimiz nefse azap etmiş, işkence çektirmiş. Rivayetlerde bu 1000 yıl olarak söylenir. Tekrar karşısına çıkarmış ve soruyu tekrarlamış, nefis yine şu cevabı vermiş;

"Sen sensin bende benim" demiş. Rabbimiz tekrar azap etmiş nefse, bu 3 defa tekrarlanmış. En son azabından onu aç bırakmış. En sonunda nefis "Sen İlahsın, teksin, her şey'i Yaratansın" demiş. Böyle asi ve güçlü bir düşmanımız var karşımızda. Ama bir o kadarda aciz. Onu eğitmeli, yola sokmalıyız. Derinlere dalmalıyız, dalanları yakalamayız, sevmeliyiz, sonuca ermeliyiz. Bizi çeken ilahiyi görmeli tasavvufu benimsemeliyiz.

Tasavvuf’un içine girmek âlemlere dalmaktır. Masiva’yı (1) anlamaktır. Masiva’nın içinde âlemlerden birini seçmek, seçtiği 5 âlemden birini de İnsan-ı Kamil olarak adlandırmaktır. Görünen âlemde yani zahiri âlemde yürümek, görünmeyen âlemde yani batini âlemde de hissetmektir. Sonra gerçeği bulmak, 18.000 bin âlemin Efendisini gözyaşı ile karşılamaktır., Tohum saçmak, çiçek açmak, dala konmak, gül vermek ve bütünü barındırmak kusursuz cemalinde. O’dur O, sevgililer sevgilisi, Mahmud-u, Ahmed-i, Muhammed-i, herkesin Efendisi (S.a.v.). Hissettin mi içindekileri, o heyecanı ve kararmış kalpte ki hezeyanı, o dik başlı nefiste ki eğilmeyi. Bir bakışı ile içini eritirsin, böyle bir güzele can kurban…

Gördük bazı şeyleri kapı aralığından. Ama daha dur giremedik cezbeye. Sakin ol ve takip et yaşanılanları ve sözcükleri…

Kurtuluş kapısını gözümüz görmez keyifli haldeyken. O her zaman açıktır bize ama biz kör oluruz o bizi çağırırken. Sığınacağımız en güzel liman en güzel kale Zikrullah’tır ama biz sarılırız kendimize. Dağları ben yarattım edası vardır içinde, kim karışabilir sende ki efendiye. Düşman bellememek elde değil kendimizi. Biz Ebrehenin filleri yine biz Ebabil kuşları. Galip belli savaşa ne lüzum var ama anlamaz kör nefis sürer bıçağı dimağına. Yürü seyri süluk’ta(2) yürümüş Mürşid’in peşinden, himmetine sığın, duasına gir. Esareti yırt parça parça, ezeli-ebedi ise aşığın ile tut.


Bu yorgun gönül yanmayla varacaktır sana. Edep, sevdan ile hasretleşecektir. Fikir, âleme rahmet ile şahlanacaktır. İnsana faydalı fikir ve ilim, şifalı bir ot’a benzer. Aşkın suyunu sıktıkça dengesizlikler ve cehaletler yok olur. Lakin faydasız ve şifasız bilim ve de böbürlenmek için yapılan ilim zehirlerin hasıdır. Şifası yoktur, sonucu kötüdür. En büyük hastalık budur. (3)

İfrat, tefrit’e kızacak o vakit; kabahati azlıkta bulacak çokluğu sonlandıracak. Umursamayacak nizamı içinde ki şehvet, hareketsiz dağlara haykıracak isyanını. Lakin bilmezdir dağlarında bulutlar gibi hareket halinde olduğunu ve her daim “Ya Hay” dediğini. (4)

İradeli olmanın ve nefsine hükmetmenin çabası vallahi zordur. Ve vallahi ki bunu başarmanın güzelliği çoktur.

Rabbine tam teslimiyetten geçer bunun yolu ve sevmektir bunun özü. Şah-ı Nakşibendî Hazretleri (K.s.) çölde bir bukalemun görür ve o sıcakta hiç hareket etmediğini fark eder. Bukalemun tam bir teslimiyet içersindedir ona hayat verene, onun hikmeti adedince nefes alır ve hayatını sürdürür. Şah-ı Nakşibendî Hazretleri (K.s.) işte böyle teslim olmak için düşer yollara. 7 nefs teskiyesi (5) kademesi içinde nefsi emmareden (6) başlar nefsi teskiyeye uzanan kâmillik yolunda Mürşid-i Kamilliğe ulaşma çabasına girer. Çok zor bir yoldur. Nefsini ezmek için yıllarca yollar temizlenir, kapı kapı dolaşılır hizmet için. 1 elma için 1 yıl hizmet edilir elma sahibine. Sırf helallik için sırf nefsini yola getirmek için. Yine o büyük zat, ondan keramet isteyenler öyle büyük tevazu ile cevap vermiştir ki; “Bizim kerametimiz açıktır. Bu kadar günah ile yeryüzünde yürümemizden büyük keramet mi olur. Kendini seyrün ila'llah ‘a (7) adayan ve bu yolda insan-ı kâmilliği aşıp Mürşid’i Kamilliğe eren Şah-ı Nakşibendî’ye selamlar olsun…

Selamlar olsun İnsan-ı kâmil olma yolunda ilerleyenlere. Bu yolda ilerlerken bir Mürşid-i Kamil’i sevenlere. Ve ona bağlanıp ona ulaşanlara…







1) Masiva: Dünya, kâinat, tasavvufta âlem. Allah'tan başka her şey demektir
2) Seyr-i Süluk: İnsanın tasavvuf disiplini altında yürüyüşünü ifade eden bir terimdir.
3) İnsanları küçümsemek için ilim öğrenme. İşte en şifasız, en büyük hastalık budur (Bisr-i Hafi k.s.)
4) Sen dağları hareketsizmiş gibi görürsün, oysa onlar bulutlar gibi hareket halindedir. Allah(c.c.)
5) Nefis Teskiyesi: Temizlenmiş olan nefise verilen isim.
6) Nefs-i Emmare: Varlığın insan-ı kâmil mertebesine ulaşabilmesi için aşması gereken basamaktır
7) Seyrün ila’llah: Mevla’yı bulma yolu



Yavuz TANRIVERDİ

02.01.2009