
Hayatın esareti ve göremediğimiz sonuç
Gözyaşı yanaklardan süzülür ve damlar ya yere... İnsan da içinde ki zifirden, zehirden, küfürden öyle sıyrılıp düşmek yani akmak ister. Dayanılmaz hal alır nefsin oyunları ve yapılan günahların acısı. Gözyaşın durmaz bir zamandan sonra, ne yapacağını da bilemezsin. Yalvarırsın, yakarsın ve yine ağlarsın. Hasan El Harakani (K.s.) hazretleri hırkası hatırına diyerekten araya aracı sokarsın bazen. Rabbimiz duyar bizi tabi ki. Ama öyle günahkâr dil ve öyle riyakâr kalp barındırırız ki vücudumuz da sesimiz, odamızın duvarlarını aşamaz günah çemberi yüzünden. Yaptıklarımıza nedamet getiririz, tövbe ederiz ve Allah dostu bulur ondan himmet isteriz. Hikmeti bol rabbim himmeti süzer, merhametini saçar. Bizde nasipleniriz çirkin halimizle. Rahman, tertemiz yapar çirkinliğimizi, güzelleştirir kalbimizde ki Yunusça sevgiyi.
Hasret duyarsın gönlünde, ufukları süzer ve yakarsın içini. Büyüklere danışır yolunu anlamlı ve sağlam kılarsın. İmam Rabbani (K.s.) "Büyüklere danışan büyük yol aşar" diye boşuna dememiştir. Yazılması zor bir mana âleminde dolaşmanın keyfine bürünmeli vücut. Cennet bahçelerinden muhabbet duymalı. Bahçede ki çiçeklerin nurundan nefes çekmeli. Huzur bulmalı, isyanı elinin tersiyle itmeli ve seçmeli Canan'ı. Kişi, başkasında kötü bir hal gördü mü ve o kişinin kötü yönüne bakıp kızıyorsa durup düşünmeli ve dönüp kendine bakmalı. Kendinde var ki başkasın da görüyorsun düşüncesini şekillendirmeli içinde. Ve ilk önce kendinden başlamalı yap-bozları düzeltmeye. Çok ince bir nokta ve değişik bir bakış açısı ama kalbin bu şekilde aydınlanmalı...
Bir gün bir adam İbrahim Bin Ethem'e (K.s.) gelir ve "Ben çok günah işliyorum ve bu günah işleme arzusu benden gitmiyor" demiş. İbrahim Ethem'den (K.s.) yol göstermesini istemiş. İbrahim Ethem (K.s.) de ona şunları yaparsan çözüm bulursun der ve saymaya başlamış...
1-Allahın verdiği rızık'ı isteme, reddet
—Adam: Bu nasıl olur, böyle bir şey yapamayız!
2-Allahın olmadığı bir mülkte günah işle
—Adam: Onun sahip olmadığı yer mi var ki!
3-Allahın olmadığı bir yerde günah işle
—Adam: Onun olmadığı yer mi var ki!
4-Azrail’den müsaade iste, ibadet için
—Adam: Kime müsade etmiş ki Azrail!
5-Öldüğünde Münker ve Nekir'in sorularına cevap verme
—Adam: Hayda, olur mu öyle şey!
6-Mahşer günü günahlarını at, sakla
—Adam: ...
Adam artık dayanamamış, pes etmiş. Rabbin olmadığı, sahip olmadığı yer mi var. Onun bizi gördüğünü ve bildiğini bildiğimiz halde nasıl günah işleyebiliriz. Adam, İbrahim Ethem'e (K.s.) fırsat vermeden kendi sorusunun cevabını kendi veriyor ve o kötü duygusundan vazgeçiyor. İnce bir nokta da burada gizli. Rabbin yarattığı kuldan, kulun büründüğü anne, baba, amir, eş, dosttan korkarız ve çekiniriz de bize her şeyi veren ve bizi gözeten ve de bizi herkesten daha fazla seven Yaratıcımıza ne saygı duyarız ne de korkarız. Korkarız diye deriz ama dilimiz ile ikrar edip kalbimizle tasdik etmeyiz. Ne gafletteyiz, ne riyakârlık içindeyiz. Nefsin oyuncağı, şeytanın uşağı olmamak için İbrahim Ethemin (K.s.) sorduğu 6 soruyu kendimize soralım, belki kendi sorumuzun cevabını kendimiz veririz...
Gaflet dedik ya gaflet. Ne melem şeydir o. Günahta senin dostun olduğu gibi sevaba da karışmak ister ve karışır da. Allah'ı anarken bile kalbin başka âlemlere dalar ve sendekileri de alıp götürür farkına varamazsın. Kalpte 79 çeşit gaflet vardır. Bunlar bildiğimiz tarzda kumar, zina, içki v.s. değildir. Daha da tehlikeleri olan kibir, şehvet, riya, gurur, kin, asabiyet, sabırsızlık, asilik, nefret v.s. dir. Bunun çözümü inşirah’tır kısaca. Ve bolca ibadettir. Kalbi gafletten temizlemek için ve kara lekeleri yok etmek için devamlı Rabbi zikretmeli, zikrin şükrünü de bilmeliyiz. Gavsi Sani Hazretlerinin (K.s.) sözü olan "Gaflet, bizle konuşurken bize sırtınızı dönmenizdir " bilincinden uzaklaşmamalı ve gaflete düşmemeli yani sırtımızı dönmemeliyiz. Allah'ı anarken dil ile kalp ile başka yerde olmamız gibi. Kalp zikretmeli Yaradanı. Kalpte tek Allah sevgisi yer almalı ve O ile doldurulmalı kalp. Ama öyle gaflet halinde ve öyle günah halindeyiz ki, Allah’ı anmak için oturduğumuzda bile bin bir türlü âleme dalıyoruz. Bunu aşmak için dua istiyoruz. Araya aracı koyuyoruz. Allah ı istiyoruz. Allah a ulaşmak için Allah dostu arıyor ve ona bağlanıyoruz. Hepsi Allah rızası için, hepsi Rabbimize iyi bir kul olmak için. Hani elektrik gelirken bir trafo ya geliyor ilk, sonra evlere 220 V olarak geliyor ya. İşte Allah dostu da trafo görevi yapıp hem bizim Rabbimize ulaşmada aracı bir kurum oluyor hem de gelecek belaların ve hayırların bize ulaşmasında orantılı bir rol oynuyor. Allah onlardan razı olsun...
Tövbe etmeliyiz isyankâr ve şükürsüz davranışlarımıza. Aslında sadece günahlara tövbe edilmez, edilmemeli de. Yapılan amellerden önce ve sonra da yapılır. Yaptığın amelin ihlâslı olduğunu nerden biliyorsun da güveniyorsun. Görevini layıkıyla yaptığını nerden biliyorsun. Ne böbürleniyorsun yaptığın amellere. O yüzden tövbe şarttır. Tövbenin her hali şarttır. Rabbimiz tövbe edenleri sever, bunu bilmek gerektir. İnsan bilmediği bir şeye yorum getiremez, tanımadığı bir şeyi ifade edemez. Ölümü seçemez, ölümü ölmeden bilemez. Ölüm, sonsuzluğun başlangıcıdır. Ama son raddeye kadar göremeyiz bu sonsuzluğu. Bir yakınımız ya da komşumuz öldü mü en fazla 1 ay hatırlıyoruz. Sonra HAYAT esir alıyor bizi ÖLÜM de salıyor. Beş paralık kumaş görüntüsünde ki hayattan medet umarız. Son nefeste tövbe gelir aklımıza lakin iş işten geçmiştir farkına varamayız.
Sevgisiz gönül meyvesiz bir ağaca benzer.
Allah rızasız yapılan işte nefsin girdabına düşer.
Hayata kapılıp sevgimizi kandırmacalara sunacağımıza, sunalım kalbimizin iyi kısmını ve esaret altına alalım kötü duyguları. Çok kişi olduğumuz bu âlemde bir izden bir yoldan bir yere gidelim. Gittiğimiz yerde de Allah’ı isteyelim ve sevelim ve de analım. Çünkü Rabbimiz “ Siz beni anın bende sizi anayım” demiştir. Ve bizi, bizden daha çok sevmiştir…
Yavuz TANRIVERDİ
04.03.2009
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder