27 Mart 2009 Cuma

Karanlık ortasında savaşan silahsız savaşçıyız.





Karanlık ortasında savaşan silahsız savaşçıyız.

Şeytan mübalağa etmiş, insanlara bürümüş cismaniyetini. Ve satın almış seni, nefsini, sende çırpınan hikmeti. Destur, nağme edecek neyin kaldı ve satacak muradın mı vardı. Gördüklerin sende saklı kalsın, duydukların uçsuz bucaksız çöllerde yankılansın. Bitir hayallerini, işgale uğramadan ve alevlere saçılmadan gir yönünü bulacağın yolun başına.

Çölde bir bardak suya bütün servetini verirsin, bir bardak su ölçüsünde ki servetinle kendini bir şey zannedersin. Arş-ı azam sallanır senin hıyanetinle ve silkeler senin gibi bir mahlûkatı. Gözyaşları dalgalanır, yağmur oluşur, akar tövbe niyetine. Kaş yaparken göz çıkardığını ve senden ve senden ve de senden önce bir sözün vardı onu hatırlarsın. Beynini kilitli kapılarını açarsın gönlüne.

Hammurabi kanunları önünde diz çökmek, bir dilim ekmeği pasta niyetine yemek. Failatün mefulün ile sanatını icra etmek, bu yorucu ve zor savaşı keyfin için elinin tersiyle itmek. Yaşlandı ve yaslandı bu çocuk, gözler buğulandı, saçlar dökülmeye yüz tuttu. Ben yüzümü çeviriyorum bedenime, bedenim ufalanır parça parça toprağa dönüşüyor, mezar çağırıyor bedeninde ki ufalanmış toprağı. Ve üstad şöyle dizeliyor mutlağı:


Derya da sonsuzluğu fikretmeye ne zahmet
Al sana derya gibi sonsuz Karacaahmet

Mezar, mezar, zıtların kefenlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığı yol veren geçit, yokta(1)



Kendim'in dışında beni sıkan gözle görülür bir emare yok.
Huşu neye büründü unuttum onu beni boğan derde sor.
Durgunluğum, içimde ki zehirin sızıntısındandır.
Fazla harekete gelmiyor, akıp gitmesi zayıflığımdandır
Çok derin benim derdim savaşım kendimle
Çözüm kalbimde, çalışmak bende, sonuç Baki Rabbimde.
Korkum, üzüntüm, kederim beni zayıf düşüren raddelerdir.
Beni yapmam gereken şeyden alıkoyan kara lekelerdir.
Nefis en kötü düşmandır, doysanda olmazsın tamahkâr.
Kötüdür o kibirli, gururlu, asi, sinsi ve günahkâr.
Nedir kalbini karartan, kara isle güzelliği silen
Vesvesedir o sol omzundan sinsice kalbine giren


Şeytan siparişi günahlar eşliğinde ve nefsin pinokyosu olmuş 3 perde oyun oynuyoruz. Silahsız savaşçı dedik ya başta; bu savaş, bu kılıçtan daha keskin bir darbe ve bir ordudan daha büyük bir kütle. Peygamber Efendimiz müşrikleri yendiği vakit ümmeti dönüp demiş :" Küçük cihad bitti, büyük cihad başladı artık". Sahabeler: "Nasıl olur Efendimiz. Biz o kadar can, mal kaybettik ve büyük savaş verdik. Bundan daha büyük savaşı kimle yapacağız" diye Efendimize söylemişler. Efendimizde : "En büyük düşmanımız nefsimizdir, en büyük savaşımız artık onla" demiş. Haydi, gazamız mübarek olsun. Lakin biz bu savaştı hep kaybediyoruz ve 3 perdelik oyunu layıkıyla oynayamıyoruz. Sıkıntılardan kaçarken belirsiz girdaplara düşüyoruz ve sonra da "Umut" içinde boynumuzu büküyoruz. Kördüğüm olan dizlerimiz ileriye adım atamıyor, söylediklerimiz bizi çevreleyen şu dört duvarın ötesine geçemiyor. Tevekkül etmiyor, tevekkülün getirdiği sabrı bünyemizde ve gönlümüzde barındıramıyoruz.

Yaşam bir plan ve amaç dairesinde vardır. Amacı olmayan hiç bir şey var olmuyor, sebebi olmadan da hiçbir şey yok olmuyor. En ufak zerrenin dahi bir amacı ve etkilediği bir sonuç var.


Hepimizin için plan ve amaç var
Doğaya bir bak
Kuş bir yere uçar
Tohum yer
Tohumu bırakır
Bitkiler büyür
Kuşun dışkısının da işi var
Tohumunda işi var
Senin de bir işin var(2)

Sende bu amacın bir oyuncususun. Oyununu iyi oyna, görevlerini yerine getir…



Yapmadıklarımızı yapar görünüp, yapmadıklarımızı yapmış gibi başkalarına "Yap" diye anlatırız. Aslında yanlışta yapmayız ama tezatlıkta oluştururuz. Hem doğru hem tezat nasıl olur derseniz açıklayalım: Doğru çünkü insan yapması gereken şeyi yapmaz ise hesaba çekilir. İnsan, öğrenmez ise "Neden öğrenmedin?" diye bir hesaba çekilir, birde "Öğrendin de neden anlatmadın?" diye de ayrı bir hesaba çekilir. Kişi eğer öğrendiğini anlatırsa sadece yapmadığı için hesaba çekilir ve diğerinden kurtulur. Tezatlık ise, anlattığı kişide ve kendi içinde oluşabilir. Hem yapmıyor hem de bize yap diye anlatıyor deyip eleştirilebilir. İmamın dediğini yap, yaptığını yapma hesabı bir yerde.

Bu konuyu şu kıssa çok güzel açıklar:

İmam-ı Azam zamanında bir adamın oğlu bal hastalığını tutulmuş. Suyu, yemeği, uyuması hep bal olmuş, her öğün bal yemezse duramıyormuş. Adam varlıklı iken sorun çıkarmazken, halden düşünce bu işi çözmek istemiş. Bunu çözse çözse İmam-ı Azam çözer deyip kapısına varmış. Kapıyı tıklatmış ve İmam-ı Azam;

—Buyur, demiş. Adam;

—Efendim oğlum bal yeme hastalığını tutuldu, bana yardım et, demiş. İmam-ı Azam hazretleri düşünmüş ve;

—40 gün sonra gel, demiş.

Adam gitmiş ve 40 gün sonra tekrar geri gelmiş ve durumu tekrar arz etmiş. İmam-ı Azam hazretleri çocuğa dönerek;

—Artık bal yeme oğlum, demiş ve çocuk kafa sallayarak "Evet" demiş. Adam şaşırmış ve eve gitmişler. Gerçekten de çocuk yemiyormuş bal. Adam kızmış, neden 40 gün bekletti bu kadar kolay çözümü var diyerekten. Ve tekrar İmam-ı Azam hazretlerini kapısına varmış ve kapıyı çalmış. Sıkıntısını ve şikâyetini anlattıktan sonra İmam-ı Azam hazretleri adama dönerek;

—Siz geldiğinizde bende sofrada bal yiyordum. Ballı ağzımla o çocuğa "Bal yeme" desem samimiyetsiz ve likayatsız bir söylem olacaktı. Bende 40 gün sonra gelin dedim.40 gün boyunca bal yemedim ve nefsimi terbiye ettim. Ben tamam olunca o çocuğa bal yeme dedim...

Eğer bir insana bir konu hakkında “Yap” veya “Yapma” deme cüretini kendimizde görüyorsak bizde o şeyi yapıp veya yapmayacağız. Karşınız da ki insan da ki “Acaba” yok edeceğiz. Buradan da anlatmayın demiyorum ama bu dediklerimi de göz ardı etmeyin diyorum…


Kişi dünyanın fani olduğunu idrak etse çalışmasının hızını ve yönünü ahiretine çevirir. Ve dünya sevgisini Allah sevgisine dönüştürür. Şimdi diyebilirsiniz “Nasıl yaşayacağız, eşimiz var, çocuğumuz var, nasıl bakacağız?” diye. Bu nokta da Fahri Kâinat Efendimize yönlendiriyorum sizler. Efendimiz (S.a.v.) diyor ki:

—Tüm düşüncesi ahiret olan kimsenin kalbini Allah zengin kılar, onu deler toplar ve dünya ona gelip boyun eğer. Kiminin de bütün kaygısı dünya olursa, Allah onun gözlerinin arasına fakirlik yerleştirir, işlerini darmadağın eder. Dünyadan da ona, sadece kendisi için takdir edilen şey gelir. (3)

Dünyaya kapılan hem ahiretini hem de dünyasını kaybeder. Diyebilirsiniz çok örnek görüyoruz, mal içinde yüzen ve inançsız veya inancı zayıf insanları, diye. Madden rahatlar ama manen huzursuz ve tatminsizlik içindedir o insanlar. Zevkin sadece yemek, içmek, cinsel ilişkiden ibaret olduğunu sanıp ona göre davranırlar. Gerçek güzellikleri göremezler. Mübarek bir zatın sözü ile konuya son noktayı koyalım…

—İçinde bulunduğumuz şartlar bizi ne kadar zorlasa da gönlümüzü dünyadan çekip Rabbimize döndürmeliyiz. Bizden daha zor şartlar altında bunu yapabilen kullar vardır. Ayrıca sabır, şükür ve tevekkül asıl bu dünyayı güzelleştiren kutlu ziynetlerdir. (4)

Karanlık ortasında savaşan silahsız savaşçıyız. Elimizde ki tek silahımız gelecek belalara sabretmek ve şükretmek, gelen hayırlara da şükretmektir. Allah(c.c.) dışında bize ışık olacak başka bir şey yoktur…




1) Necip Fazıl Kısakürek
2) Bir şarkının başlangıcından alıntı
3) Tirmizi
4) Seyyid Mübarek Erol


25.03.2009

Yavuz TANRIVERDİ

Hiç yorum yok: