
Cümlelerin sırtına yükledim hayatın anlamını...
Yaslı çocuk iş başında, tenhalarda duyguları, çok istiyordu sıradan biri olmayı. Sığınağım olsa saklansam ya da hiç çıkarmasam kumdan kafamı. Mesafe koydum rüzgâr ile arama, o esmiyor deli ben sözlerimle üstüme çekmiyorum yeli, o sağ ben selamet kısaca...
Mazilerden kalan tozlu kâğıtlar, içleri taraf olmuş bir sürü yazılar. Tarafsız olmak olmaz. "Kimse tarafsız değildir. Taraf tutmayan insan, şahsiyeti felce uğramış insandır" demiştir Cemil Meriç. Sen tarafsızım desende yazdıkların ya da yazdıklarını okuyanlar seni bir kalıba koyar, şekillendirir ve o şekilde ifade eder. Kıvranma boşuna. Sen, senin düşündüğün ya da olmak istediğini kişi değilsin. Sen, seni görenlerin, okuyanların, seçenlerin beynin de oluşturduğu kişisin. Mayhoş elma yemiş gibi yüzünü ekşitme şimdi. Gerçekleri kabul et, doğru bildiklerinden şaşmadan hareket et. Ya da doğruyu söyleyenleri takip et...
Zerrenin içinde minnacık bir mikrobum. Sizin gibi canlıları zehirliyorum hayatımla, nefes alışımla. Kahretsin deyip çıkıp gitmek istediğim çok oldu. Ya gözüm döndü ya da yolun sonuydu. Gidemedim, istedim ama beceremedim. Ringe havlu attım, gözüm kapalı beni izleyen ecelin rabıtasına daldım. Ölümden kaçmadım, yalanları dinledikçe paralanmadım, kör karanlıktan korkmadım ve bu sert kafiyeleri oluştururken hiç zorlanmadım. Polyanna gibi iyimser de değilim; kurumuş güllerden koku alamıyorum, sırtımızı sıvazlayanlardan hiç haz duymuyorum, kaderin cilvesini gösterseler de ben göremiyorum. Arthur Schopenhauer gibi de karamsar da değilim; Espritüel yönümü iyice açığa çıkardım. Esprili yönüm hayatımın her yönünde olmuştur ve bununla yaşamak zorundayım. Bu benim vazgeçilmez yönüm oldu karamsarlığı terk ettiğim günden beri, artık karanlığı da görüyorum.
Yara açıldı iyice. Kimsesiz yollarda; acı uzadı, zuhur eden moral azaldı. Nefretin dik alası, gururun arşınlanmış noktası ve ucuzluğun riyakârlıkla desteklenmiş fırkası. Birikti bir sürü şey içimde. Nedense hepsi kötü kıvamında, kara boyasında, ölüm sessizliğinde. Çatlak verdi bendimiz iyice, açıldı, kapanmaz yara olmaya yüz tuttu. Su sızdırıyorum açıklıktan, yaptığım derme çatma yamalar yetersiz kalıyor artık. Yardım eden de yok, karınca gibi safım belli olsun diyen de yok. Birde nefsim zorladıkça zorluyor, ayar ediyor beni, yeniyor da ara ara. Dilim sertleşti yol gezer Dervişler gibi bu zaman zarfında. Sözlerimi sakınmam. Haksızlık karşısında susmam ama her doğruyu da her yerde söylemem. Şems-i Tebrizi değiliz sivri dilli olalım. Mevlana değiliz âlim olup semah yapalım. Ufacık kalbimizde ki hissiyatlarımızı dökmeye çalışıyoruz. İsyan edecek kadar da gaflete düşmedik gerçi ama yanlıştan da vazgeçemedik ne yazık! Ah, vah dedik. "Susss!" dedi içses."Sus, kudur" dedi acımasızca. Çünkü konuşmak boşsa hata getirir. Sükût ehildir, gevezelik rezildir. Bilmek güzeldir, bilmediğini bilmiş gibi göstermek çirkindir. Tövbe et, gir çıktığın yola. Rabbimin izniyle ve Sadatların himmetiyle...
Ego'nu öldür, içinde ki ben'i söndür ve bir hiç ol bu dünya da. Acıma hislerine, ağla! Yıkıl, fenalığa bürün. Ruhunu satma damarlarının içinde gezen benliğe. Fenafillâh’a bürün, masivadan vazgeç. Salah kapısına gel, kapıyı çal. Damla gibi düş okyanuslara, kaptır kendini dalgalara. Kapı açılırsa ne ala...
İfadeler iyice somu(r)tlaştı. Bunu gören Şeytanda güzel sözler fısıldadı. Kalbinin perdesini ifrite açmak ya da açmamak senin elinde, bu karar seni bağlamakta. Muhabbeti nefse yaptırtmak, ahlakı götürür koca bir yanlışa. Hayallere kapılan göremez önünü aydınlıkta. İlişkilerini ticarete dökenler, gözyaşlarını satar iki kuruşa. Kabul etmesen de kendini satmışsın cehennem biletçisi mahlûka…
Uzak dur benden gaflet. İki dakika sal yakamı nefis. İbliste değilsin ki Euzu Besmele ile kovayım seni. Ne melem şeysin, ne yapışkan zehirsin. Hayat, canımı acıtan nefessin. Gözyaşı, yanaklarımdan yol yapmış süzülüyorsun. Dertler, harlandıkça hırlarsın, zoru görünce kaçarsın. Sen nasıl bir adamsın…
Bu kulaç attığın deniz kimin? Bu hava, aldığın nefes kimin? Bu dağlar, bu ağaçlar, bu varlık kimin? Güneşi doğdurup, seni ısıtan kim? Kozadan çıkan kelebeğe hayat veren kim? Uyuduğunda, ruhunu bedeninden sıyıran kim?
Kim, kim, kim…
Sabır, O’na kavuşmaya az kaldı…
Şükür et, O’nu sevmeden de gitmek vardı…
Tevekkül et, O’nu düşünmekte bir kardı…
İsyankâr değilim asla. Kelimeler beni asla alt edemez, düşünceler gerçekleri gölgeleyemez, ilahi aşk yaşanmadan da bilinemez…
06.05.2009
Yavuz TANRIVERDİ
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder