Aldanmak değil yaşananlar, pişmanlık değil bu yazılanlar. Anlamanı beklerim beni içimde ki hain, sen terk edeceksin beni ama ben buradayım daim. Güçlü değilim, farkındayım. Ama zayıfta değilim zamana, canıma kan damlatan kerbelaya, bununda farkındasın. Dayanmakta zor biliyorum, ağır gelmesin kelimeler. Çocuk değiliz, büyüdük, sevdanın hüznünü gördük, duyguları cahiliye bölümüne bir adım daha sürdük. Huzursuzuz, mutsuzuz, fütursuzuz. Ama hiçbir şey gereksiz değildir, bunu da gördük.
Senin bildiğin güzellik cismaniyet ekseninde sıralanmış bir düzen değildir. Güzellik, sırtında hissettiğin el'dir. Özlemin getirdiği hıçkırıkla sarılmaktır. Gülün kokusunu içine çekip onu Yaratana kurban olmaktır. Dost aramaktır güzellik. Ne o sırtında ki eli ne o sana sarılanı ne de o gül'ü unutmamaktır. Eşgalimi çiziyorum sonunda; kurban olmuş kalp ile yoğruldum aşk’a. Rahmet ile savruldum bu bedende ki can'a.
Bilmiyorum ben ben’i, seçiyorum seçeneklerimi hatta seçeneklerimden de seçiyorum en derindekini. Bildiklerim zerre kadar, zerreler içinde tanecikler seçiyorum ve saçıyorum duymak isteyene, anlamayı dileyene. Mahrem ücra yerlerde, suretin süliyeti de görmek istediğin şekilde işte karşıda. Durma, kaçma geriye. Ne kaldı ki elinde, ne umdun ki eskide. Gözüm kapalı, kalem-kâğıt önümde, satırlar boş ve kalem isyana hazır. Eşgalimi çiziyorum ruhumun tekrar, ama ne yazık ki başlangıcı sonlandırır bu bahtsız durumum. Hiddetin acıya dönüşmeden, kanatlanıp uçmalı kâbuslara. Siz kazandınız demeli bu mahlûklara...
Kirlenmeden kalmak için çamurda çırpınmamak gerek. Yara için heveslenmemek gerek, acı güzellikle gelmiyor elbet, bu hengâme de aptallık etmemek gerek. Sağanakta susar yağmurlar, başlar telkin'e bulutlar. Kaçışır iki ayaklı varlıklar, ortada yapayalnız kalır cansız sandığımız canlılar. Bir sağa bir sola sürüklenir ağaçlar, rüzgâra kafa tutamaz yapraklar. Yere serpilirler çaresizce. Ayağa kalkmaya ne çare. Ezilirler, yok olurlar sessizce...
İnsan hep bir arayış içerisindedir. Eksik taşları zamanla yerine koymak derdindedir. Ama karşılaştığımız bilgiler hep sınırlıdır ya da biz öyle sanırız. Sonsuzluk eksenine girmeden çözmek isteriz derya'yı. Dalmaktan korkarız, dalıpta çıkamamaktan korkarız. Kötülükten sıyrılmayı deneriz ama kötülerle beraber gezeriz. Onların dumanı ensemizdeyken nasıl kurtarırız ruhumuzu yanlıştan. Hani sigara içilen ortamda bulunduğumuzda, içmesekte üstümüze siner ya sigara kokusu. İşte kötülük ve çirkinlikle böyle şekilde siner üstümüze. Leş gibi oluruz, yıka ki çıkarasın pisliği…
Boşlukta gezinipte sarılamadık mı uzatılan ip'e, cevapları sunamazsın seni bekleyen kan emicilere. Yaşarsın, yaşadığını anlatamazsın. Anlatamamanın nedenini bulamazsın. Uyku ve uyanıklık arasında sendelersin ve kaybedersin. İlerlemek istersin, önünde ki engelleri geçemezsin. Geriye dönmek istersin, bir süngüyle yere serilirsin.
—Yeter! Dersin.
Yetmez! Derler.
—Medet! Dersin.
Bizde Yok! Derler.
—Tövbe! Dersin.
Geç Kaldın! Derler.
—Ölüm! Dersin.
Hak! Derler.
—Çare! Dersin.
Çare Bizde Yok! Derler.
Tutamadın ya sana uzatılan o ip'i, sorarsın bu soruları ve alırsın bu cevapları. Sana uzatılan "Aşk" yolunu yakala, kaçırma. Düşme boşluğa, aldanma hoşluğa, sarıl dostluğa…
28.07.2009
Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli

Derviş gibi aktardım hayatı zamana. Akıttım gözyaşlarımı bu bedenden cihana. Allah deyip her dem yanan yürek oluşturmak için daldım ben bu ummana. Velhasıl aradım doktor, derdime derman için. Dedim bende ki bu kötülük ne için? Derya'ya dalmak ve derya da boğulmak yapılan bir seçim. Daldım derya’ya, az gittim uz gittim, dağları aştım, kilometreler kat ettim. Allah razısı için gittim, rızaya kavuşmak için sevdim. Ve gördüm nur'un kaynağını...
Ahenkler içinde süzüldüm toprağa. Her adımım can alıcı, her nefes can yakıcı. Gönül dostu hissettirir aşkını kalbine. Duygu yoğunluğu lal ettirir diline. Gözyaşları duramaz artık, akar gider geçmişe ve batini de ki varamadığın Menzil'e. Zaman, duygularını dinlemeden ilerler, aldırış etmez derdine, fikrine ve sevgine. Ve dön der zikrine...
Biraz üzgünüm bu sefer. Her zaman ki gibi gerçi bu üzgünlük. Binlerce sevdalının hissettiği bir şey bu diyorum kısaca...
Bu sefer çok çabuk geçti an
Pek anlamadım zamanı
Su içersinde, doyamazsın ya bazen
Bende doyamadım
Anladım
Öyle olması gerekti demek ki dedim
Bu sefer çok yakından gördüm
Gözlerine baktım kaçamak kaçamak
O baktı ben kafamı eğdim
O kafasını eğdi ben baktım
Kendimi kaybettim
Şerbeti ağzıma tattırdım
Şimdi kendimi alamıyorum şerbetin tadından
Aşkın ızdırabından
Şükretmek lazım olmuşa, olana ve olacak olana da. Düşmemek lazım gaflete, isyana, nisyana. Sarılmak lazım hikmete, hürmete, sükûnete. Evet, şükretmek lazım, yanında ki dost'a. Hele ki seni seven, her daim yanında olan dost'a. Sıkıldığında, bunaldığında anlarsın değerini, çekerler kolundan giderirler derdini. Gülerse, sen de gülersin edebini bozmadan. Ağlamasınlar sakın, çünkü sen ağlamalarına dayanamazsın...
Bu duygularla atarsın üzüntünü ve uzaklaşırsın karamsarlığın kucağından sevginin membağına. Seversin, sevdiğinle yaşlanırsın, ruhunu eskitirsin onsuz, saçlarını aklaştırırsın ruhsuz. Yar, senden fütursuz iş umulmaz, senden gönülsüz iş beklenmez. Gül, tebessüm et, güller saç, bizleri mahmurluktan uzak et.
Bazen bizler küçük görürüz mutluluğu ve ahlakı. Yakıştıramayız kendimize affedilmeyi. Ben kimim diye, benim gibi biri hak etmez der deriz yanlışça. Sorarım o zaman sinirle şu soruları nefse, kişiye ve benliğe...
Senin gibi biri derken, sen kimsin?
Nesin?
Hz. Vahşi misin?
Ömrü boyunca içen Bişr-i Hafi misin?
Her türlü pisliğe bulaşan şunun oğlu musun şunun torunu musun?
Yanlışlarla cebelleşen şunun kızı mısın şunun yeğeni misin?
Vahşi, müslümanların ve en kıymetlimiz, Efendimizin canını yakmasına rağmen affedildi, dua etti duası kabul oldu. Bişr-i Hafi son deme kadar keşti, Hakkı gördü ve döneminin en büyük evliyası, Allah dostu oldu. Bazılarının oğlunun, torununun kanında esrarından, eroinine her şey vardı şimdi en düzgün insan oldu. Bazılarının kızının, yeğeninin düşüncesinde ve fikrinde bin türlü yanlış vardı şimdi Hakk'ı buldu. Sen onların yanında zerresin hataların ile. Şeytanın oyunudur senin dediğin. Hiçbir şey için geç değildir. Sevilenler, sevenler ile beraber olan hata da değildir. Rabbin yolunda olanlar doğruluğun bahçesindedir. O Rab ki, kullarını çok sever, samimi dualarını geri çevirmez. Soruların kalbine gem vurmasın, kör etmesin gözlerini. Ve söyle de o benliğine de bu yaramaz ve günahkâr büyük çocuğa dua ediversin...
09.07.2009
Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli
İste...
Rabbinden iste. Dilencinin yalvarması gibi yalvarın ve isteyin. Dilenci çanağı gibi açın ellerinizi ve isteyin. Ama isterken riyakâr olmayın, ihlâslı olun ve güzeli isteyin. Aşk’ı isteyin, gerçeği isteyin, samimiyeti isteyin, rızasını isteyin... İstemeyen, söylemeyen derman bulamaz, isteyin, istediğinize kavuşun...
İsterken riyakâr olmayın dedik ya demin. İnsan anlaşılmaz bir varlıktır. O dua eder Rabbine. Elini açar ve ister. Dili ile ikrar ederken kalbi ile akşam ki maçı, yarın ki geziyi tasdik eder, hayallerden hayallere seyahat eder. Dil Allah derken kalp dünya der. Kalbini yola sok, Rabbini iste. Rabbinden uzak kalma, ne olursa olsun. Allahın rahmetinden ümit kesilmediği gibi Allahın gazabından emin olunmaz. Sen istikametini bil, işine bak...
Zikret Mabud'u. Gafil kalma ondan. Her hareketin her tavrın Allah'tır. Şeklini şemalini Allah lafzına büründür. Nefesini içine çek ve sal. Ne görüyorsun iyice bak! Zikir nefes almaktır. Hu deriz nefes verirken ve alırken istem dışı. Bunu fark edemeyiz, idrak edemeyiz. Değerli bir madendir nefesimiz, bunu çözemeyiz. "Nefeslerin bir mücevherdir. Hiç mücevherlerini çöpe atan kimse gördün mü?" (1) Ben gördüm. O biri şuanda nefes alıyor ve farkına varamıyor Mabud'un. Huuu...
Rabbinle aranda ne olursa o senin için kar'dır. Gizli tuttuğun her amel derecesi 1'e 10 farklıdır. Allah ile aranda olan salih amelleri yerine getir. Ailenin dahi bunlardan haberi olmasın. Allah katında onları o kadar saklı tut ki, kıyamet günü onları yanında bulasın. İnsan iyi amellerini çokça hatırladığı zaman nefsi güçlenir. Zahidin biri 40 sene oruç tutmuşta, ailesinin bundan haberi olmamış. Sayılı nefeslerini Allah'a kulluk dışında harcama. Alıp verdiğin nefesin de küçüklüğüne bakma, Allahın vereceğine bak. İbadet esnasında alıp verilen her nefesin karşılığında Allah'ın vereceği sevabı düşün...
Demiştim ya: "Rabbin rahmetinden ümit kesilmez, Rabbin gazabından da emin olunmaz" diye. Gazabından uzak kalmak duasıyla deyip rahmetine sığınalım. O, rahmetlilerin en merhametlisidir. O, kulunu cennetine sokmak için her türlü avantajı sunar. Ama kul nefsine uymamalı, kendine güvenmemeli. Hele ki yaptıkları ile hiç şaşalanmamalı. Bir menkıbe anlatılır. Bir kişi bir adada yalnız başına 500 yıl yaşamış. Rabbine devamlı dua etmiş. Ondan hiç ayrılmamış. Rabbi de onu yalnız bırakmamış ve her gün bir nar ve içeceği kadar suyu vermiş. O ölene kadar ibadetini, amelini sürdürmüş. Ölünce Rabbimiz "Seni merhametimle Cennetime sokuyorum" demiş. Kul "Hayır, beni adaletinizle cennetinize sokun" demiş. Rabbimiz "Seni rahmetimle cennetime sokuyorum " demiş tekrar. Kul yine "Hayır, beni adaletinizle cennetinize sokun" demiş. Bu 3 defa tekrarlanmış. Tamam demiş ve 500 yıllık ibadetinin karşılığı olarak gözünün yaptığı ve gösterdiklerini eşitliyorum demiş. Sana verdiğim nimetler nar ve suyun karşılığı ve diğer azalarının hikmeti karığında verecek bir şeyin olmadığı için adaletim ile seni cehenneme yolluyorum demiş. Kul cehenneme sürüklenirken "Ya Rabbi beni rahmetinle cennete koy" demiş. Rabbimiz onu rahmeti ile cennetine koymuş... Biz 500 yıl değil 5 dakika Rabbimize yönelmiyor hep O'ndan gafiliz. O'nun Merhameti dışında sığınacağımız hiç bir şey yokken kime güveniyoruz da dünyayı sırtlamışız amellerimizin üstüne…
Rabbimiz bize kaldıramayacağımız yük yüklemez. Bize düşen sabretmek, inanmak ve gerisini Rabbimize bırakmaktır. İnşirah Suresinde şöyle der: "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır" (2) Bizi yaratan bize kaldıramayacağımız yük vermeyeceği gibi çözemeyeceğimiz sıkıntı da vermez. Çünkü O çok merhametlidir
Yaşamın girdaplı yollarında kaybolmamalı insan. Yaşamak, 24 saatin 2 saati kadar kısadır. Pek ehemmiyet vermek yersiz ve gereksizdir. İçinde olan durumlara, hayatlara da takılmamak gerekir. Hepsi geçicidir ve hepsi sonludur. Sonlu hayatta yaşamak önemsiz. Yeter ki sonsuz hayatta yaşamayı hak edelim..."Sadece görünür olana kıymet veren, maneviyattan yeterince yararlanamaz. Maneviyata tam olarak inanan ise görünür olana tamamen itibar etmez" (3) demiştir bir Allah dostu. Yaşama dalan maneviyi terk eder. Maneviyi terk eden gerçeği terk eder...
Kişi, boş konuşmamalı, lal olmalı, Mevlana gibi hamus (4) olmalı başlangıcın ucunda. Suskun olmalı, bişrev'e (5) sarılmalı. Şems-i gibi sivri dilli olup, olanı anlatmalı. Mevlana'yı anmalı, anlamalı. Şems-i bilmeli, öğrenmeli. Hatem-ül Esam (6) gibi sağır olmalı bir insanı incitmemek adına. Adı Sağır Esam kalacağını bile bile. İnsanları sevmeli Efendimiz gibi, kin gütmemeli canınızı yakan kişilere karşı bile. Efendimiz gibi bedduamız bile sevimli, eğilimli, eğitimli olmalı. O ne demiştir kızdığı zaman "Ne oldu? Alnı toprağa değesice"... Bedduası bile güzel, güzel Efendimizin
Allah korkusu ile sürünen bu benlik, mutluluğa adım atmalı. Yalnızzz!!! Günahlardan korkun, Allah'tan değil. Korku başka korkaklık başka. Siz korkak olmayın. Hata yapacağınız için Rabbinizden ayrı düşeceğinizden korkun. Efendimiz ile aynı mekânda olamamaktan korkun. Korkun ama korkak olmayın.
Rab her yerde. Görebilmek ve idrak edebilmek lazım. Onun seni sevmesini istiyorsan, sen de O’nu içten sevmeli ve hep O'nu anmalısın. Bunun için ilk kalbini temizlemelisin, işe bu yoldan başlamalısın...
Sen yeter ki iste. Seni yaratan nasibini elbet verir…
----------------------------------------------------------------------
1) Ataullah İskenderi (K.S.)
2) İnşirah Süresi 5-6
3) Şah-ı Ahmed Haznevi K.S.
4) Hamus; suskun demektir.
5) Bişrev; dinle, dinlemek demektir.
6) Hatem-ül Esam (Sağır Esam); o, 10 yıl sağır yaşamış bir kadını üzmemek için. Kadın gayri ihtiyari yellenmiş. Kadını mahcup etmemek için duymuyor numarası yapmış.Kadın ölünceye dek bu davranışına devam etmiş. Adı da Sağır Esam kalmış bu derin insanın.
28.06.2009
Yavuz TANRIVERDİ/Osmanli