16 Temmuz 2009 Perşembe

Derya'ya dalmak ve Allah rızasını aramak






Derviş gibi aktardım hayatı zamana. Akıttım gözyaşlarımı bu bedenden cihana. Allah deyip her dem yanan yürek oluşturmak için daldım ben bu ummana. Velhasıl aradım doktor, derdime derman için. Dedim bende ki bu kötülük ne için? Derya'ya dalmak ve derya da boğulmak yapılan bir seçim. Daldım derya’ya, az gittim uz gittim, dağları aştım, kilometreler kat ettim. Allah razısı için gittim, rızaya kavuşmak için sevdim. Ve gördüm nur'un kaynağını...

Ahenkler içinde süzüldüm toprağa. Her adımım can alıcı, her nefes can yakıcı. Gönül dostu hissettirir aşkını kalbine. Duygu yoğunluğu lal ettirir diline. Gözyaşları duramaz artık, akar gider geçmişe ve batini de ki varamadığın Menzil'e. Zaman, duygularını dinlemeden ilerler, aldırış etmez derdine, fikrine ve sevgine. Ve dön der zikrine...


Biraz üzgünüm bu sefer. Her zaman ki gibi gerçi bu üzgünlük. Binlerce sevdalının hissettiği bir şey bu diyorum kısaca...


Bu sefer çok çabuk geçti an
Pek anlamadım zamanı
Su içersinde, doyamazsın ya bazen
Bende doyamadım
Anladım
Öyle olması gerekti demek ki dedim
Bu sefer çok yakından gördüm
Gözlerine baktım kaçamak kaçamak
O baktı ben kafamı eğdim
O kafasını eğdi ben baktım
Kendimi kaybettim
Şerbeti ağzıma tattırdım
Şimdi kendimi alamıyorum şerbetin tadından
Aşkın ızdırabından


Şükretmek lazım olmuşa, olana ve olacak olana da. Düşmemek lazım gaflete, isyana, nisyana. Sarılmak lazım hikmete, hürmete, sükûnete. Evet, şükretmek lazım, yanında ki dost'a. Hele ki seni seven, her daim yanında olan dost'a. Sıkıldığında, bunaldığında anlarsın değerini, çekerler kolundan giderirler derdini. Gülerse, sen de gülersin edebini bozmadan. Ağlamasınlar sakın, çünkü sen ağlamalarına dayanamazsın...

Bu duygularla atarsın üzüntünü ve uzaklaşırsın karamsarlığın kucağından sevginin membağına. Seversin, sevdiğinle yaşlanırsın, ruhunu eskitirsin onsuz, saçlarını aklaştırırsın ruhsuz. Yar, senden fütursuz iş umulmaz, senden gönülsüz iş beklenmez. Gül, tebessüm et, güller saç, bizleri mahmurluktan uzak et.

Bazen bizler küçük görürüz mutluluğu ve ahlakı. Yakıştıramayız kendimize affedilmeyi. Ben kimim diye, benim gibi biri hak etmez der deriz yanlışça. Sorarım o zaman sinirle şu soruları nefse, kişiye ve benliğe...





Senin gibi biri derken, sen kimsin?
Nesin?
Hz. Vahşi misin?
Ömrü boyunca içen Bişr-i Hafi misin?
Her türlü pisliğe bulaşan şunun oğlu musun şunun torunu musun?
Yanlışlarla cebelleşen şunun kızı mısın şunun yeğeni misin?

Vahşi, müslümanların ve en kıymetlimiz, Efendimizin canını yakmasına rağmen affedildi, dua etti duası kabul oldu. Bişr-i Hafi son deme kadar keşti, Hakkı gördü ve döneminin en büyük evliyası, Allah dostu oldu. Bazılarının oğlunun, torununun kanında esrarından, eroinine her şey vardı şimdi en düzgün insan oldu. Bazılarının kızının, yeğeninin düşüncesinde ve fikrinde bin türlü yanlış vardı şimdi Hakk'ı buldu. Sen onların yanında zerresin hataların ile. Şeytanın oyunudur senin dediğin. Hiçbir şey için geç değildir. Sevilenler, sevenler ile beraber olan hata da değildir. Rabbin yolunda olanlar doğruluğun bahçesindedir. O Rab ki, kullarını çok sever, samimi dualarını geri çevirmez. Soruların kalbine gem vurmasın, kör etmesin gözlerini. Ve söyle de o benliğine de bu yaramaz ve günahkâr büyük çocuğa dua ediversin...


09.07.2009

Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli

Hiç yorum yok: