-
30 Ağustos 2009 Pazar
Rahmet Kapısı

Kalemi ele almak zor oldu, uzun bilmezliklerin sonrasında ve güzel bir ayın arefesinde…
Yıkık binaların sessizliği ve yalnızlığı gibi kasvetli ruhum. Çıkmaza girer gönlüm, açmaz artık, dikenlere bulanmış bu tekçe gülüm…
Gül Tanem!
İhsan ile yönelinen kalpte kasvet ne arar. Nefes boldur, aşk yoludur, yol bereket saçar. Halvetim, çirkinlikten ve ayrılıktan uhuvvete kaçar. Bir damla gözyaşı sel olup aşka akar. Evliyaullahın bir duası, himmeti de yar olup, kucak açar.
Bir Tanem!
Bakmak ne çare, izlemek şahane. Gönülde fermana lüzum yok, ulaştırmaya çalıştırmıyor mu ki o güzel Rabb’e.
Boşluk geçici, huzur kalıcı. Hayat fani, ölüm yakın. Ölmek var, gitmek var. Varlığını bitirmek, yokluğu bilmek var. Yoklukla dirilip, varlığa varmak var. Varlığa şükredip, varlığı vereni görmek var. BİR’i sevip, O’nunla “Bir” olmak var…
Can Tanem!
Hissiyat derin, anlamı zor, anlamsız yaşamak loş. Hidayet engin, ilim derin, ibadete koş. Aşk gerekli, ömür kısa, Rab yakın, durma koş. Yetiş zamanın sahibine, nefsin efendisine, nefesin esintisine, zambağın tikenine, rüzgârın titreyişine, âlemin Mevlasına… Durma koş, durmak bilmesin bacakların, yorulmak bilmesin kalbin, hazır kıta olsun sabrın, şükretsin nefsin, hayr etsin benliğin. Her sonucu hayr bilsin, her bildiğini Rabbinden bilsin bu kendin. Çünkü her zerre de Rab vardır, bunu idrak etsin aklın…
Nur Tanem!
Kadim dost, başlangıcı olmayan Mabud ve sonu olmayan hudud. Can parem; eşsiz nimet, doyulmaz şerbet, varılması istenilen hedef. “Ya Rabbi” deyişimize “Ey Kulum” diye cevap veren rahmetli Er-Rauf (c.c.). Her düşüşümüzde bizi ayağa kaldıran ve affeden, tövbeleri kabul eden Et-Tevvab (c.c.). Tek, kusursuz, güzel ve noksandan münezzeh El-Kuddüs (c.c.). Doyulmaz sana, kelimeler yetmez Nurunu anlatmaya. Toprağı tohumla buluşturup, tohumu çiçeğe büründürüp, çiçeği arı’ya katıştırıp, arı’dan bal veren, nimet veren Er-Rahman (c.c.)’a şükürler olsun…
Muhabbetten Muhammed (S.a.v.)’e yol alan rahmet kapısında durduk sırayla. Yalan ve kovuculuğu çevirdik doğruluk ve vefaya. İftira ve itham etmeyi de çevirdik sevgiye, hoşgörüye. Çevirirken ne maddi ne manevi bir pay biçmedik nefsimize. Çünkü İlahi Rahmetulah çevirdi bizi gerçeğe.
Gül Tanem! Bir Tanem! Can Tanem! Nur Tanem!!!
Güneş’i ay’a dönüştüren ve karanlığı ışığa çeviren Rabbim. Tane olduk saçıldık aşkından. Gülüne tiken olduk, canına kan aldık, birliğine ikilik kattık, nuruna leke saçtık. Rahmeti bol olan Sen. Bizleri affet, lekelerimizi temizle ve bizi bırakma…
24.08.2009
Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli
7 Ağustos 2009 Cuma
Korkunun zemherisi

Korku!
Aşılması zor bir duygudur, korkunun kaynağını çözüme kavuşturmadığın sürece. Belirsizliğin tanımlanamadığı her an kalp, atış şiddetini biraz daha artırır. Streste o an'a ızdırap üstüne ızdırap getirir. Sükûnet e varılmaya çalışılsa da, ulaşılamaz. Telaşa mahal verilerek, kaybedişler kazanılamaz. Aklını kendine sakla, sözün ehline yaklaş. Karabasanından uzaklaş, seni yenmek isteyen duygularla da inatlaş...
İsyan etmek haddimize değil hatta hakkımız değil. Hakk'ı ara. Hakk'ı bil. Hakk'ı bilen hakkını her zaman alır. Ada ömrünü seni sevene, seni bilene, seni görene. Bitirme benliğini, ağartma saçlarını, yakma canını, akıtma gözyaşlarını. Sev! Sadece sev. Yükleme hafızana hatıraları ve geçmiş yılları. Olmadığına değil, var olduğuna inan. Kabullen bitiremediğin ve devamlı tekrarladığın keşke'leri. Uhdeleri pişmanlıklara büründürmeden pas ver geleceğe ve seni ilerletecek ve nefes aldıracak olan Rabbine...
Kısa zamandan hüznü çıkardı geceler. Kuru yapraklarla sessizce döküldü gitmeler. Kâbuslar birbiri ardına dizilmişler, patlamak için sıra bekliyor fitneler. Yansımalarda ki çirkin ben değilim. Beklediklerim acı ise ben onları istemiyorum. Sessiz olmasın odam. Sessizlik, sensizlikle daha da öfkeye bürünür. Siyah renkler kalbimin olmazına dönüşür. Karalıklar içinde hatalara dönüşmeden kurtarılmayı bekliyorum...
Lütfen!
Gözlerim açık, damlatmayın suskunluğu.
Yasaklayın konuşmamı,
Cesaretlendirmeyin durgunluğu.
Kötü adam ilan edin beni,
Kabullenmeyin huzursuzluğu.
Nefsimi esir edin açlığa
Başaramasanız da, deneyin kusursuzluğu.
Durdum, bekliyorum beni ürküten yalnızlığı. Hissiyatım tedirgin, kalbim sancılı, gözler tehditkâr, anlamsızlık belirgin. Hızla ilerlemek sadece nefes alış verişimi sekteye uğratıyor. Durmak vaktimi bozuk para gibi harcıyor. Bedenim kış'a girmeden yaz'a kulaç atıyor. Ruhum savaş halinde, kötülükten, pislikten kaçıyor.
Ve bu ben! Korkuyor!
Pandoranın kutusu boş vermişlikle açıldı. Korkular yanlışın arkasına sığındı. Boş vermişlik halinin bir sebebi var elbet. O duyguyu ortaya çıkaran bir neden. Boş vermişliği bırakıp sevmeyi denemek gerek, korkuları atıp, kurtulmak gerek. Hem ruhun rahatlar hem bedenin. İnsanı sev, hayvanı sev, bitkiyi sev. Benim gibi sivrisineği sev. Sivrisineği severken, onun arkasında ki Yaratıcıyı sevmektir maksat. Olanın arkasındakini görmektir amaç. Maşuk olmaktır amaç, aşığın yanında. Bize de bir ara maşuk geldi geçti. İzini, tozunu bırakıp gitti. Ondan kaldı bu duygu ve ifade ediş şekli. Korkunun zemherisi…
Korkuyorum!
Ben, beklemekten, saklanmaktan, yalnızlıktan, karanlıktan, yalandan, susmaktan, iftiradan, beklentiden, şüpheden, yoldan çıkmaktan, korkaklıktan korkuyorum...
Ben, rızaya kavuşamamaktan, geri çevrilmekten, kabul edilmemekten, görememekten, sevilmemekten, son radde de kaybetmekten daha çok korkuyorum...
Ben, O'ndan korkuyorum. Ama bu korku haşyet şeklinde. Yani saygıdan doğan, ümide yönelik, yüceltmeyle birlikte bulunan bir korku duyma durumu bu. Ben O'nu sevdiğimden korkuyorum. Ve bu duygudan çok çok korkuyorum…
“Herkes korktuğunda kaçar. Yalnız Allahtan korkan yaklaşır”
Bir adam boyu uzağıma kadar gelen Rabbime selamlar olsun.
Ben seni seviyorum…
06.08.2009
Yavuz TANRIVERDİ
Etiketler:
Allah,
kaçmak,
korku,
korkuyorum,
Rab,
sevmek,
tanrıverdi,
yavuz,
zemheri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)