21 Nisan 2009 Salı

Ey Gönül ! Huzur Ver...




Ben hastayım...

Ama fiziki değil bende ki bu zifir

Düzeltmeye yetmez bende ki bu ecir

Maneviyatımda bozukluklar var

Çırpınıp duruyorum düzeltmek için

3 öğün dua verdi doktor

Aç karnına tok kalp ile

Alacaksın, unutmayacaksın dedi.

Birde;

Seni seven dostlarında dua etsin, dedi.

Sevenin muhabbeti çok olur

Gönlüne vakıf olur, dedi.

Her nefes alış-veriş acı oluyor

Yaşadığım her saniye günaha dönüyor

Bu ben;

Ellerini açmış dua bekliyor

Karnem kötü, notlarım ağlamaklı

Hislerim metanetli ama yetersiz

Aklım yerinde ama yaptıklarım yersiz

Aldım elime karnemi

Baktım hepsine sırayla:

Hal ve gidiş: vasat

Düzen: orta

Savrukluk: iyi

Nefis: pekiyi

Günah: yıldızlı pekiyi...

Ey gönül,

Düşme boşluğa, zapt edemem seni ben

İlgilenen de yok benimle, bari vurma sen

Soldurma gül'ü,

Acıtma, azdırma hüznü

Boynum bükük kaldı yine ey gönül

Aşk ver, neden hissiz geçiyor bu ömür

Huzur ver, İnşirahtır tebessümüm

Ölüm, aslında benim doğum günüm...


Yavuz TANRIVERDİ

20.04.2009

7 Nisan 2009 Salı

Ay parçam gül padişahım




Ay parçam gül padişahım...

Sevda, en güzel renk. Sevmek, esrarengiz bir ahenk.

Yaşanmıyor sensiz,

Gülünmüyor sensiz,

Sensiz kalıyoruz nefessiz. Senli olan her yola neferiz.

Yakma demem, yak sultanım beni, bizi, içimizi

Aşk olmadan yanılır mı?

Dert olmadan derman bulunur mu?

Yola baş koymadan kapına varılır mı?

Allah'ı sevmeden sana mihman olunur mu?

Yol zor olur, sana varılır, bu gönül yanar, bu dost sana kurban olur.

Rengim soldu, ferim söndü, kalbim kül oldu.

Ne dayanacak takatim kaldı,

Ne ağlayacak damlam kaldı.

Meskenine, Menziline varmaya can atarken,

Yolda kaldım, gidemedim.

Kokunu süremedim,

Markatına gidemedim.

Heybetini göremedim,

Çorbanı içemedim,

“Ya Rabbi” deyişini dinleyemedim.

Seni özledim, sana varamadım.

Gözyaşımı dindiremedim, Hz. Eyüp gibi sabredemedim.

Öğütlerini tutamadım, Züleyha gibi Rabbimi sevemedim.

Bülbül gibi âşık olamadım gül'e,

Dağlar önüme engel oldu varamadım Menzil'e.

Kül oldu bu yürek

Raydan çıkardı bu ifrit

İstediğini yaptırdı bu nefis

Adam olamadı bu çocuk.

Himmet...

Ağlamaktan derman kalmadı.

Düş-kalk, düş-kalk

Size bakacak yüz kalmadı.

Himmet...

Yağ ey yağmur, yağ ey rahmet,

Nil'in başındayım, Dicle'nin ucundayım.

Himmet ette aşk'a doyayım...


07.04.2008

Yavuz TANRIVERDİ

2 Nisan 2009 Perşembe

Sert ve Asi




Huzur, bitmez çilenin bekçisi,
Çıkmaz sokaklarda gizli.
Aşmış bedeni namus,
Namussuzluk çıplak bedenler gibi dizili.

Düşüncelerin dibi delik,
Ne anlatsak dolmaz yırtık heybesi.
Ne çile çekebiliriz ne de huzuru isteriz,
Olmuşuz garip bir serseri.

Gayret et, kusuru sakla beriye,
Tepeden bak seni deviren geçmişe.
Sükût et, adım adım çok git,
Benze biraz yolları kat eden dervişe.

İsyanın tikenleri ile çevrilmiş,
Telaş ile çizdiğin hudutların.
Toz-duman ufukların,
Sular altında kalmış içinde ki çocukların.

Yaşlı insan, söyle sözünü duvara,
İşitsin aferinleri nankör kulakların.
Sözünü kessin, dinlemesin seni, sen
Boşa çıksın ifadesiz haykırışların.

Şarjörü doldur, sık beynini mermiye,
Kaçırt fikirleri, boşa çıksın umutların.
Acele et, hava hareketlenmeden güneşe sahip ol,
Yoksa esiri olursun bulutların.

Sabır taşına selam söyle,
Arasa da bulamaz içeride ki dili geçmiş zamanı.
Karanlık içinde rüzgâr savurur suskunluğu,
İdrak edemeyiz ummanı.

Fırsat geçer eline, sansür perdesini aralarsın,
Fitne karşılar seni çığlık çığlığa.
Dök içini ihanet çemberine,
Sessizlik dinlesin insafını umursamaz tavrıyla.

Günah tatminsizlik ile azar,
Tahammülsüzdür duramaz testosteron vurgunları.
Uzak dur gülücük gamzelerden,
Ağlamasan da sağanak sağanak akar yağmurları.

İkiyüzlü yüzsüz nefis uykuda değil,
Köpek gibi ulur günah işletmek için.
Ruhunda onunla savaş halindedir,
Seni selamete erdirmek için olur biçim biçim.

Öldür bencilliğini mahçup düşme,
Seni topraktan oluşturan bedeninin sahibine.
Dik dur, seni pisliğe bürümek isteyen ifritine,
Senin ahlakının katiline

Düşman mahkûm etmesin seni,
Son durağın çıkmaz sokağına.
Savaş, fimlerde ki gibi figüranlarla,
Düşme maaleseflerin sanırımlı tuzağına.

Hırs, yıkılan bend gibidir,
Biranda çıkar ve patlar önünde duramazsın.
Kör olur gözlerin kana bürünür,
Önüne çıkan sevdiğin de olsa tanıyamazsın.

Cenaze omuzlarda son radde son kıta,
Dört kişi tek adımda götürür seni dipsiz bir kuyuya.
Sert çocuk büzüşür bir anda asiliğinden vazgeçer,
Çünkü kapılır o beyaz önlüğün verdiği soğuk duyguya.

02.04.2008

Yavuz TANRIVERDİ