6 Kasım 2009 Cuma

Şiirsel Cellad





Yoğun olan duygular nasıl ifade edilir?
Patlamaya hazırken bir tek kelime sunamamak nasıldır?
İçinden, "Sevgiymiş, pehh!" dememize ne sebep olabilir?
Aynanın karşısında "Senden nefret ediyorum" nasıl denilebilir?
Sorularla boğuşulurken nasıl nefes alınabilir?
.......

Sistemin fatihi sorunlarla boğuşurken, fikirlerini satırlara döken sessiz dertlerimin katili olma yolunda ilerliyor çırpınışlarım. Dişlerimi sıkmak çaresiz kalır, yumruklarımı kusan kollarım karşısında. Masum değiliz hiçbirimiz, savaşın ortasında kalmış tertemiz bir bedeniz. Kurşunlar sıkan basiretsiz bir aletiz, samimiyetini baruta satan mermiyiz, hastalıklara antibiyotik olmuş yılan zehiriyiz. İrtifa kaybeden fırtına, edebi rafa kaldıran kulaktan kulağa fısıltıyız…

Pencereyi açınca uzattık elimizi sıska hayata. Keskin hava tafra yaptı savurdu kasabın kucağına. Parçalanmamak için mundar ettik doğrularımızı, yanılgılarımızı saçtık, seçtik mikroplarımızı. Kaçınca batan geminin şiirsel cellâdından, süzüldük semaya. Rüzgârın hiddeti, güneşin şiddeti ve kâinatın sonlu emaneti karşıladı aciz neferi. Nefesi kesilmiş aciz nefer terini silmeden anlamayacaktı yorulduğunu. İşini gücünü ömrün girdabına sardı, huzurunu buram buram kokan şair ruhuna sattı ve inzivaya çekildi görkemli bakışlar altında.

Usulca ilerledi, sanki özür diler gibiydi bastığı toprağın tohumundan. Uzundu yolu, bilekleri zincirli, sırtında kamburu vardı. Kördüğüm olmuştu kalbi, sakindi belirsizliği, uçsuz bucaksız çöllerde yürüyordu sanki... Bir yudum suya muhtaç, muhtaçlığı ondan daha aç. Saklanıyordu hedeflerinden, terk ediyordu bilgilerini, anlamsızlaştırmak istiyordu kendini. Fersiz gözlerini buruşturuyordu tahammülsüz kolları ile, tevafuk eseri ile bile karşılaşmak istemiyordu gölgesiyle. Bileklerini birleştirmiş ilerliyordu acılı yollarda, bedenini kurtarmak için, beklide satmak için...

Yanılmış kılavuz seçeriz kimi zamanların en zor anlarında. Yoğurur bizi, fıtratımızı bencilleştirir, duygularımızı hissizleştir bu her iki ucu zindana çıkan kılavuz. Boğuşuruz onunla, dört yol ortasında düello için randevu veririz, insan sürüsü eşliğinde 3'e kadar sayarız ve çekeriz açlığımızı saliseler içinde. Ve mutluluğu öldürürüz sinsice, 2 de çekeriz tetiği çünkü. Kazarız kuyuyu, gömeriz tahriklerimizi ve kelimelerimizi. Örteriz üstüne mazilerimizi ve kahırlarımızı. Ve dikeriz en başa çiçek niyetine kasvetimizi...

Mücahit gence sorular başlar o vakit. Sorulardan sıkılır, kaçar umutsuzca kölelerin sultan olduğu köyün birine. Gün dönümünde tüm sevgilerini kapıda bırakır bu genç. Özlü sözleri silgi ile toz duman eder, Sadığın sıddıkı olmak için bayat ekmekleri çorbasına katık yapar. Son bir nefes alır ve yatar yarı ölümün kucağına...

Aynaya bakınca bende olan asıl ben'i görünce irkildim ben. Nefretimi esir etti, saçmadı budalaca bu beden. İçinde ki zifiri nurlandırmak için çok çabaladı bu şuurum. Yılların getirdiği ve kalemin hoyratça çizdiği ben'i anlattı bu ruhum...

Soruların cevabı anlamsızdı ve doğruyu göstermeyecekti biliyordum...

-Neden sordun peki?.. Dedi unutkanlığım ve anılarım. Dedim cevaben;

Karanlık odada görebilmek ve bozuk yolda süratle gidebilmek içindi bu sözlerim... Sıradan bir şairim ve fazlayım bu garip cümlenin öznesinde. Kapatın gözlerinizi artık, kaybolmam gerek artık bu şiirsellikten…


11.10.2009

Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli

Susan Kalem





Zerre kadar hayat,
Anlamını görmeyene…
Zamanı bilmeyene…
Gölgenin perdesini çözemeyene…

Eskiden çiçek açardın
Şimdi dalların devrilmiş…
Leyla’ya benzerdi mizacın
Mecnun’u karlı dağlarda eritmiş…
İlham olduğun şarkılar susmuş,
Kafiyeler ahengini yitirmiş…
Hak yolunda nefsin galip gelmiş,
Biricik namazın incinmiş…
Ama dostun varmış senin,
Bilmiş,
Duymuş,
Görmüş,
Ve de sevmiş…

Susan kalemdi,
Mızrak oldu saplandı…
Oldu katil,
Cisminde 1 neşterdi o
Kesti, biçti,
Geride kaldı 2 yabancı…
Rastladığın insanlara ne söylersin,
Nedir sende ki bu sancı…
Ayrılık mı desem,
Yoksa yalnızlık mı ?
Bitmez çektiğin bu acı…
Nesline kurban,
Üzülme…
Acına da ortak var
Yalnızlığına da yoldaş var
İşte ben gardaş hancı…

Zerre miktarı hayat,
Anlamını bilmeden gidene…
Ruh’un sözünü dinlemeyene…
Dost’un tebessümüne gelmeyene…

22.10.2009

Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli

Bir "Hain Kurt" Hikayesi






Hain Kurt

Kurttan korkan üç küçük domuz yavrusu, kendilerine ev yapmaya karar vermişler.
Nif-Nif, evini sazdan, Nuf-Nuf ise tahtadan yapmış. Naf-Naf onlara karşı çıkmış.
''Siz aklınızı mı kaçırdınız? Evinizi tuğladan yapacaktınız. Kurt gelip de onları yıkınca görürsünüz. '' demiş.
Kurt ormandan çıkmış, Nif –Nif’in evine gelmiş…

Ve Kürt dağdan inmiş, Türk topraklarına girmiş…


Acayip ağır konuşma havasındayım aslında. Az daha edepsizleşeyim, kusacağım zifirimi bu kırmızı noktalı çocuklara. Lakin edepsiz değiliz edebi bilmeyenlere karşı da olsa…

Tilkinin dönüp durduğu kürkçü dükkânı önünde, kendini Kürt diye nitelendiren ama milleti olmayan dağ sıçanı görünümünde ki göbekli, çirkin, göğüsleri sarkmış, meymenetleri onlardan kaçmış, nurları yüzlerinden akmış bir çapulcu sürüsünü gördüm. Gördüm ve edebimin önüne sürgü çektim. Nefretimi ilettim ağızlarıyla "Demokrasi, özgürlük, barış, kardeşlik" gibi dışı sulu boyalı içi linyit kömürüne dönmüş laçka sözleri söyleyen dürzülere...

Açıla açıla üstlerinde donla kalan düşüncelerin bezirgânlığını yapan kişilere seslensekte, kıvırıp kıvırıp kaytarıyorlar omuzlarında ki yüklerden. Türk sözüne ve Bayrağına tahammül edemeyen Türk'lerin cirit attığı bir toplumda yaşıyoruz artık. Tahammülsüzlükleri ellerinde ki maddiyatın kaçma korkusu veyahut sırtlarını yasladıkları çıkarların uçma korkusudur. Korkularıyla baş edemeyenlerin yaptıkları şey ya kaçmaktır ya satmaktır. Bir kaç gemi, bir kaç yat ve bir kaçta ithal kadınla satışa geçilmiş ve 2.yolun başına adım atılmıştır. Hadi hayırlı olsun...

Gündüz karşında esnaf gece olunca keleşi almış eline diyor savaş. Amaçları yok, göbekleri çok, zihinleri cehalete tok. Saman gibi çok yer kaplayıp bir kıvılcımda harlanıp saniyelerde yok olan bir güruh. Savaş mı Barış mı? Yoksa Hainlik mi ebediniz…


......................




Pis ayaklı, riyakâr düşünceli, hain bakışlı, yavşak hissiyatlı yaratıklar olarak girdiniz toprağımıza. Size insan diyen ya kör ya saf ya da düzenbazdır. Sizi güdenler illa ki uyuklayacak. O zaman çıkacak Kurt başlı tuğlar ve dişler...

Bu ülkede bir yere gelebilmek için terörist olmak lazımmış. Çık dağa,3 ay yaşa, gel teslim ol, hiçbir suça karışmadım de, sonra devlet sana iş versin. Aş versin, birde koynuna kadın versin. Hayır, akıllı uslu dursalar ne ala. Ekmek yediği kaba pisliyorlar her şeye rağmen.

Terörist diye bizim önümüze atılan o paçavralar, kıçlarında ki sivilceyi patlatmak için eğilemeyecek çürüklükteler. Bu oyuna kanan ya mal’dır ya da bu işten çıkarı olan bir yavşaktır.(Pardon edebi aşmamak gerekti değil mi?)


Barış, taviz vererek, peşkeş çekilerek kazanılıyorsa susmak, hesap sormamak daha iyidir. Akabinde şunu da belirteyim; hesap sorulmadı diye tepki verenler oldu, hala da oluyor. Hesap soruldu, sorulmaya çalışıldı zamanında. Lakin şuanda ki hükümet ve onun zihniyetinde ki şahsiyetler, hesap soranlara Faşist olarak ifade etti. Kimileri Hitlere benzetti, kimileri ırkçı dedi. Bu hesap sorulurken, hesap soranlar arasında Lazda vardı, Çerkezde vardı, Kürtte vardı, Gürcüde vardı, vardı da vardı... Irkçı diyenler bunu görmezden geldi. Şimdi birileri susmakla, hesap sormamakla suçluyor. Barış dediğiniz böyle bir şeyse, şehit katillerini Devlet töreni ile karşılamaksa, techirde olan aponun her dediğini yapmaksa ben Susmam birader. Sustururum yeri gelirse. Faşist de diyebilirler hiçç gocunmam artık...

Hain Kurt hain Kürt hikâyesine dönüştü. Aman haa! Kürt derken asla kardeşlerimizi ifade etmiyorum. Kürt vasfıyla hainlik yapanlardan bahsediyorum. Benimde çok Kürt dostum var ama hiçbiri hain değildir. Mesele hainlikse Türkler şuanda en alasını yapıyor kendi milletlerine karşı. Zaten bu ülkede “Hain Türk” hikayesi anlatılmaya başlanırsa bu ülke de yaşanmaz olmuş demektir…

Bu devleti yönetenler! Layık olduğunuz çukuru elbet bir gün alacaksınız. Burada rahat yaşayın, ölümünüz ve ebediniz nasıl olur bilemem. Bu ihanetin hesabını nasıl vereceksiniz bilemem. Bu dünyada rahat yaşayın da ahirette o kadar şehidin hakkını nasıl vereceksiniz, onu da bilemem. Bildiğim tek şey yanlış yaptığınızdır…

24.10.2009

Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli