
Yoğun olan duygular nasıl ifade edilir?
Patlamaya hazırken bir tek kelime sunamamak nasıldır?
İçinden, "Sevgiymiş, pehh!" dememize ne sebep olabilir?
Aynanın karşısında "Senden nefret ediyorum" nasıl denilebilir?
Sorularla boğuşulurken nasıl nefes alınabilir?
.......
Sistemin fatihi sorunlarla boğuşurken, fikirlerini satırlara döken sessiz dertlerimin katili olma yolunda ilerliyor çırpınışlarım. Dişlerimi sıkmak çaresiz kalır, yumruklarımı kusan kollarım karşısında. Masum değiliz hiçbirimiz, savaşın ortasında kalmış tertemiz bir bedeniz. Kurşunlar sıkan basiretsiz bir aletiz, samimiyetini baruta satan mermiyiz, hastalıklara antibiyotik olmuş yılan zehiriyiz. İrtifa kaybeden fırtına, edebi rafa kaldıran kulaktan kulağa fısıltıyız…
Pencereyi açınca uzattık elimizi sıska hayata. Keskin hava tafra yaptı savurdu kasabın kucağına. Parçalanmamak için mundar ettik doğrularımızı, yanılgılarımızı saçtık, seçtik mikroplarımızı. Kaçınca batan geminin şiirsel cellâdından, süzüldük semaya. Rüzgârın hiddeti, güneşin şiddeti ve kâinatın sonlu emaneti karşıladı aciz neferi. Nefesi kesilmiş aciz nefer terini silmeden anlamayacaktı yorulduğunu. İşini gücünü ömrün girdabına sardı, huzurunu buram buram kokan şair ruhuna sattı ve inzivaya çekildi görkemli bakışlar altında.
Usulca ilerledi, sanki özür diler gibiydi bastığı toprağın tohumundan. Uzundu yolu, bilekleri zincirli, sırtında kamburu vardı. Kördüğüm olmuştu kalbi, sakindi belirsizliği, uçsuz bucaksız çöllerde yürüyordu sanki... Bir yudum suya muhtaç, muhtaçlığı ondan daha aç. Saklanıyordu hedeflerinden, terk ediyordu bilgilerini, anlamsızlaştırmak istiyordu kendini. Fersiz gözlerini buruşturuyordu tahammülsüz kolları ile, tevafuk eseri ile bile karşılaşmak istemiyordu gölgesiyle. Bileklerini birleştirmiş ilerliyordu acılı yollarda, bedenini kurtarmak için, beklide satmak için...
Yanılmış kılavuz seçeriz kimi zamanların en zor anlarında. Yoğurur bizi, fıtratımızı bencilleştirir, duygularımızı hissizleştir bu her iki ucu zindana çıkan kılavuz. Boğuşuruz onunla, dört yol ortasında düello için randevu veririz, insan sürüsü eşliğinde 3'e kadar sayarız ve çekeriz açlığımızı saliseler içinde. Ve mutluluğu öldürürüz sinsice, 2 de çekeriz tetiği çünkü. Kazarız kuyuyu, gömeriz tahriklerimizi ve kelimelerimizi. Örteriz üstüne mazilerimizi ve kahırlarımızı. Ve dikeriz en başa çiçek niyetine kasvetimizi...
Mücahit gence sorular başlar o vakit. Sorulardan sıkılır, kaçar umutsuzca kölelerin sultan olduğu köyün birine. Gün dönümünde tüm sevgilerini kapıda bırakır bu genç. Özlü sözleri silgi ile toz duman eder, Sadığın sıddıkı olmak için bayat ekmekleri çorbasına katık yapar. Son bir nefes alır ve yatar yarı ölümün kucağına...
Aynaya bakınca bende olan asıl ben'i görünce irkildim ben. Nefretimi esir etti, saçmadı budalaca bu beden. İçinde ki zifiri nurlandırmak için çok çabaladı bu şuurum. Yılların getirdiği ve kalemin hoyratça çizdiği ben'i anlattı bu ruhum...
Soruların cevabı anlamsızdı ve doğruyu göstermeyecekti biliyordum...
-Neden sordun peki?.. Dedi unutkanlığım ve anılarım. Dedim cevaben;
Karanlık odada görebilmek ve bozuk yolda süratle gidebilmek içindi bu sözlerim... Sıradan bir şairim ve fazlayım bu garip cümlenin öznesinde. Kapatın gözlerinizi artık, kaybolmam gerek artık bu şiirsellikten…
11.10.2009
Yavuz TANRIVERDİ-Osmanli
.jpg)
0 yorum:
Yorum Gönder