28 Eylül 2008 Pazar

Korkudan Korkmayan Hayat




Hey!..

Nereye bakıyorsun sen sinirli sinirli?..

Korkutmaya mı çalışıyorsun beni ya da korkacağımı mı düşünüyorsun?..

Yanılırsın dostum...


Ben korkusuzum, hiç bişeyden korkmam... Senden, ondan, şundan, bundan, beni döven babamdan, bırakıp giden annemden, yaşlı dedemden, hayvanlardan... Kısacası hiç bişeyden korkmuyorum...

Ben korkumu kaybettim yıllar evvel... Küçücüktüm, ayaklarım ıslaktı... Yırtık bir ayakkabım vardı çünkü su geçiriyordu... Dikilecek bir yanı kalmadığı için ayakkabıcı İhsan amcaya da götüremiyordum... Çamurlu yollarda düşe kalka giderdim, üstüm başım kirlenirdi... Eve geldiğimde annem kızar ve ağlardı... Bizi bırakıp gittiğinde benim yüzümden gittiğini düşündüm hep, çamurlu elbiselerime kızıyordu ya hep, sanırım o yüzden gitti... Her gece yalvardım Allah'a... Nolur annem geri gelsin, ben daha üstümü kirletmeyeceğim diye... Ama ne gelen oldu ne de bir ses veren... O vakit yalnızlık korkumu yendim....

Annem gidince babam daha bir sinirli oldu, her gece beni dövmek için mazeret aradı ve buldu da çoğu zaman... Ağlamak da durduramadı bazen babamı, inlemem de acıyarak bakmam da... O yine dövdü... O vakit acı korkumdan da sıyrılmıştım... Okuldan aldı bir gün beni, sevdiğim kitaplardan ve arkadaşlarımdan ayırdı beni... Çalışmaya başladım... Tertemiz yüzüm kapkara olmuştu, minnacık ellerim nasırlı hale gelmişti... İsmimde değişmişti kimileri velet kimileri lan çocuk kimileri de piç diye çağırıyordu... Artık dayanamamıştım yırtık ayakkabılarıma rağmen delice koşuyor, akşam bunun hesabını vermem gerektiğini bile bile kaçıyordum... O gün dayak korkumu da yenmiştim...

Kaçmıştım evden, yaşlı dedem vardı uzaklarda, onun yanına geldim... Sıkı sıkı da tembih ettim "Aman babam duymasın" diye... Yaşlı dedem sevmezdi beni hani, hemen yetiştireceği aklıma gelmezdi... Telefonda duydum geleceğini babamın... O hışımla gecenin bir yarısı sokaklara düştüm... O gün karanlıktan ve sokaktan korkmamayı öğrendim... Sokaklarda dost edindim köpekleri, kedileri, fareleri... Yaren oldular bana, korkusuzluğuma bir halka daha eklediler...

Hayatım bana korkusuzluğu öğretti sonuçta... Ne ölümü hatırlatan sözden ne ölüme yol açan şeyden korkar oldum... Ne de senin bu bakışlarından korkarım...

Hey! Dostum yoluna git, dedim ya sana ben, korkmak nedir bilmem... Korku, içimde eridi gitti, aynı hayatım gibi...

Yavuz TANRIVERDİ

21.06.2008

Küçük mutluluklar diyarında büyük kazançlar için...





Bahsettiğim nedir?..


Donuk suratlara verilen karabasan süliyeti aklını alır bazen insanın... Arsızlaşmış bedenlerin saptırdığı ruh, daldan düşen çürük meyve edasıyla süzülür cehennemin soğuk imtihanlarına sonra... Sevgisiz gönül kördüğüm olmuş cenk eder kendisiyle... Diri, ölüyü çağrıştırır anlamsız kalır düşünce... Kavgalar bıktırır aşkları duygular fersiz kalır ölü bedenden gidince... İçimden geçenler ilham oldu, kâğıt oldu aktı mürekkebe doymadı... Hurafeler ense yaptı ibliste koyuverdi kötülüklerini yollara... Kahır çeken yollar ve loşa dönmüş sokak lambaları adım adım sona yaklaşan sonsuzluğu selamlarlar... Bahsedilen kötülük değil, bahsedilen ölüm değil, bahsedilen aşk değil, bahsedilen mutluluk değil... Bahsedilen nedir insanın içinde ki... İnsan nedir... Nedir gördüklerimizi günaha çevirenler, nedir duyduklarımızı dedikoduya boğanlar, nedir söylediklerimizi dilsiz şeytana anlatanlar, nedir içimizde ki nefreti saçtıkça saçtıranlar... Neyden bahsediyorum ben, bende bilmiyorum...


Mutlu olmak güzel ama nedene bağlamak gereksiz onu... Nedenlerle mutlu olmayı bırakalı çok oldu... Ya da nedene bağlamayı sevgileri... Deli edasıyla nemdem mutlu oluyorum deli edasıyla küçük zaruretleri değer sayıyorum ve tebessüm ediyorum... Sermayesi tükenmiş körpe umutlar kefil olur denenmiş çabalarıma... Çabalarım şahlanır getirir maddeyi… Takar peşine dilimi doladıklarımı: gurur var, şöhret var, nam var, kudret var... Kendimizi Hz.Zulkarneyn sanarız, Yaradanın bize de ilim, irfan ve ihtişam verdiğini düşünürüz... Biz Hz.Zulkarneyn değiliz kötülüklerin önüne yıkılmaz bent çekelim... Biz Hz. Musa değiliz bir çırpıda ikiye bölelim bölünmesi gerekeni... Biz taş değiliz put gibi kalalım, heyelanla kayalım... Biz deniz değiliz rüzgârla coşup, zelzele ile kusalım... Biz bir nefeslik hayata muhtaç, biz bir gülücük için mutluluğa aç, biz dua etmekten başka çaresi kalmayan bir amacız... Küçük mutluluklar diyarında büyük kazançlar için...


Başarısızlıklar bazen götürse de insanı akıl almaz diplere, çıkarır oradan içten ve huşulu bir Besmele... Tanık bırakır sana Rabbim dizlerinde ki izlerle, güreş tutar nefsin senle seni kafa üstü çakmak için son bir hareketle... Kendini görürsün yerde gökler izler seni bir endamla... Korkma yenilgiden ve menzilde ki av olmaktan... Sakınma kimseden ve barutun kokusundan... Sakın arzularından ve aklına düşen duygularından... Bunları yap... Elbet ışık tutan olacaktır sana, elbet medet sunacak olacaktır sana, elbet başarısızlığın başarısını gösteren olacaktır sana...


Soğuk kaplarken bedeni bu sıcak âlemde korkularımızdan kaçarız en derine en derine... Keder, kaderi çizerken düz bir çizgi halinde düşen bedenler can çekişir yalnızlıkları ile beraber... Der demesi gerekenler bizlere sen yalnız kalamazsın sadece bedenin tadar hissizliği; aslında her an seni düşünen ve her an senin düşünmen gereken bir şey var... Düşün onu, ağrıtma başını... Sonra ağrıyan başı kökten keselim mi yoksa kulak verelim mi ağrının sebeplerine seçeneği ile baş başa kalırsın... Aman haa...

Bahsettiğim nedir?..

Kalbinin derinliklerine dal, süzül nefsinden içeri, bahsettiğim şey’i hissedeceksin İnşa’Allah…


Yavuz TANRIVERDİ

18.03.2008

26 Eylül 2008 Cuma

Sevgiyi Arayan Küçük Çocuk





Boynu bükük dolaşırken rastladım o küçücük çocuğa. Suratında ekşimsi bir ifade, üzgün olduğunu göstermemeye çalışıyordu ancak onu da ifade edemiyordu sanırım. Oturdu bir bankın üstüne, kafasını ellerinin arasına alıp düşünmeye başladı. Bende izliyordum onu sanki bir film izlermiş gibi. Merakımı da peşinden sürükleyerek yavaşça yanına yaklaştım ve sessizce yanına oturdum. Aldırış etmiyormuşum havası içinde sağa sola bakındım ama o hiç istifini bozmuyor, oda aldırış etmiyordu yanına oturan kişiye. Artık dayanamadım yüzümü ona döndüm ve ;

—Evladım neyin var neden böyle kötü bir haldesin?

Çocuk kafasını kaldırdı ve bana baktı, gözleri kızarmış yaşlar yanaklarından aşağı kayıyordu. Konuşmak ister gibi dudaklarını titretti ama bir şey çıkamadı. Susmayı tercih etti ama ben pes etmedim.

—Sıkıntın varsa yardımcı olabilirim, güvenebilirsin bana...

Ceketimin cebinde ki mendili çıkardım ve ona uzattım, sil gözyaşlarını der gibi baktım ona. Ufacık elleri ile aldı mendili ve sildi akan damlaları, düzeltti başını ve minnacık gülümseme ile cevap verdi bana ve ışık oldu gözlerime.

Kalbimi bir mutluluk kapladı o anda, vicdan denen olgunun varlığını hissettim. Sevginin gücünün ne kadar büyük olduğunu anladım. Paylaşmanın ne güzel bir davranış olduğunu kavradım. İnsanlara yardım etmenin ve onları yalnız olmadıklarını göstermenin aslında kendi yalnızlığımıza derman olduğunu öğrendim.

Büyüdük ama küçüklüğümüz unutmadık, çocukların acılarını kanayan yaralarını kendimizden esinlenerek anladık. O acılar değil midir bizle beraber büyüyen? O korkular değil midir korktukça devleşen? Acımasız hayatta çıkış kapısı ararsın bazen, kapıyı bulamazsın yapayalnız kalırsın. Başımızı okşayan biri olmaz çevremizde, sıkıntılarımızı soran bir ağabey, dertlerimize ortak olan bir dost bulamayız. Sadece dua vardır destekçimiz, ona sığınırız sadece.

Ve…

Bankta oturan çocuk gülümsemesi ile yok olmuştu, çünkü o çocuk benden başkası değildi. Benim halimi hatırımı soran olmamıştı o vakitler, başımı okşayan ve beni sıcak gülümseme ile karşılayan. Bunların yokluğunu hayallerimde aradım. Her gün küçüklüğümde ki geldiğim bu banka geliyor aranıyorum çevremde...

Neyi mi arıyorum?

Tabi ki sevgiyi...


Yavuz TANRIVERDİ

06.07.2008

Son Yağmur Damlasına





Son yağmur damlasına…

Bu şehir hayırsız; ne toprağı, ne insanı ne de bakışları hayırlıdır… Nemli gözlerle baktığım son çırpınışları anımsadım, çocukluğumda ki ölene kadar beraberiz dediğim dokunuşları özledim, azat ettiğim ama aslında kukladan ibaret olan oyuncaklarımı bekledim bu hayırsız şehirden… Umut yeşerir mi bilmem ama çıktık yola bir kere peşime bulutları da katarak, hızlı adımlarla… Gökyüzünü en son gördüğümde yolda rahatça dolaşıyordum serserice; elim cepte, gömleğin bir tarafı pantolonun üstüne doğru atılmış, kartal gibi bakışlar ile etrafı süzdüğüm vakitler o zamanlar… Evden karşı bakkala gidene kadar sırılsıklam oluyordum ordan düşünün…

Şimdi mi?..

Üç nokta yan yana en iyi cevap buna!..

Üç’ten açılmışken söz Üç günde biten hayatların anlamı olmalı mı düşündüm içimden… Ya da Rüzgâr’a kapılmalı mı insan, kendini bırakmalı mı hoyratça onun kollarına kendisini… Farz et damlalara kavuşacaksın o sarılmayla, sırılsıklam olmanın hazzını tadacaksın ya da üçüncü günün sonunu göreceksin kim bilir!..

Bu binalar mı sığınak bana yoksa ben mi sığdırmaya çalışıyorum onları bu dünya’ya… Dünya küçük, hayat kısa, pilimiz zayıf yarı yolda bırakıyor bizi… Medet umar olduk yalancılardan ve çabucak geçen zamandan… Kahretsin güneş’e, dedim içimden yine mi açtın sen… Silahları savururken parmaklar kelimelere, ben donakaldım hüznümün içinde… Rehavete kapıldı sonuçlar ve egolar… Bıkan ben, yeniden yaralanan ben ve yine cümleler içinde boğulan ben…

Asileşmeye ramak kala yetişti imdadıma… İlk önce toprak çıkardı aşkın tadını… Sonra hayat nefes aldı bir yudum ondan… Bana da bırakın desem de açlığın verdiği körlük yüzünden doyamadım getirilenlere… Ve en sonunda bana kaldı bir demet… Aşkımı ona sundum, içimdekileri ona döktüm ve onunla hayat buldum…

O kim miydi?..

O Son yağmur damlasıydı…


Yavuz TANRIVERDİ


10.02.2008

22 Eylül 2008 Pazartesi

Adı Zakkum Onun





Adı zakkum onun
Dokunamıyorum lakin
Ne adına ne kendine
Sebebi uzakta olması değil
Yakından yakması
Zehrini içime akıtması
Çiçektir dedim ilk başlarda
Sarmaladım sımsıkı
Sevdim içten ve derinden
Kokladım onu görüntüsüne aldanarak
Mutlu kıldım kendimi yakışını ciddiye almayarak
Beyazdı o, tertemiz ve huzur verici
Pembeydi o, kıskanç ve can alıcı
Yine de terk etmedim
Acılara rağmen
Dedim ya sevdim diye
Boşa çıkmadı sevgim
Mutluyum, sevinçliyim
O
Bana zehrini akıtsa da
Şikâyetçi değilim
Ve huzurluyum
İçime işlese de karanlık
Damarlarımı sarsa da kir
Ruhuma bürünse de kötülük
Ben yine
Seni
Tertemiz halimle seviyorum
Dedim ya
Adı zakkum onun
Kendisi zehirlidir
Ama sevilmeye değerdir

Yavuz TANRIVERDİ

15.09.2008

Biz ülkeyi top oynayarak mı kazandıydık acaba..





Hemen bir soru ile başlıyorum...

Türkiye Mi önemli yani Vatanımız yoksa kendi çıkarlarımız mı ve zenginliğimiz mi?

Çok basit değil mi? Ee tabi ki belli canım cevap. Söylemeye gerek var mı?. Ya cevap orda işte daha ne soruyorsun ki. Söyleyemezsiniz cevabı bilirim...

Ve içses der ki: (Tabi ki para, çıkar, malk, mülk; vatan ne ki sadece toprak, peh...)

Her gün daha çıkarcı ilişkilerin dibine giderken o gün adedince de toprak kaybediyoruz, insan kaybediyoruz. Benliğimizi sattığımız yetmezmiş gibi değerlerimizi de satıyoruz.

Agresif miyim ben? , yok yok değilim. Sadece içsesi mi dışa vuruyorum, tabi maymun iştahlı içsesim değil bu. Nadir insanın yaptığını yapıp haykırmak istiyorum sahtelikleri ve yalancıları.

Milli bilinç git gide köreldi, eski adetler yok oldu. Toplum merkezi hemen damgalıyor seni, koruyuculuğa soyunursan... Milliyetçiliği faşizm hamuruna batırmaya çalışan zihniyetler, bayrağı da geri plana itiyorlar. Milli duygu sadece maçlarda kabarır oldu bu günlerde. Biz ülkeyi top oynayarak mı kazandıydık acaba?..

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Şu sıralar siyasi durgunluk var gibi görünüyor. Ne kapatmayı ağzımıza alıyoruz ne de ekonomiyi. Halk unuttu en azından.

Geçmişimizle yüzleşiyoruz sık sık. Şurdan kazık yemişiz, şundan haberimiz varmışta ses çıkarmamışız, örgüt üyeleri ile bağlantılar, duvarlara ağlamalar ve hayali kıvamda ihracatlar. Çoğu doğru aslında ve ne çirkin durumlara düşmüşüz haberimiz yok. Muhalefetler aciz durumda bana göre. Onlar yiyemediği için paraları bebek gibi ıngalıyorlar kimi zaman. Kimi zaman da o maneviyat namına ülkeyi yıkmaya çabalıyorlar. Kudretli olmak için ezilemeyecek şey yok demek istiyorlar.

Yani, "Mevzubahis para ise Millet teferruattır" sloganını benimsiyorlar.

He Hükümeti söylemiyorum bile, onun durumu ayrı bir kitap olur, satır atladım şimdik o konuya...

Hatıra bırakılan batık bir ülke konumunu görecek kadar yaşlanmayacağım sanırım. Ya erkenden öleceğim sıkıntılara dayanamayarak ya da batığın altında ezilip silineceğim. Nolurdu şu ülkenin başına yemeyen biri otursa, ne olurdu oturanlarda bir şekilde öldürülmese. Nerde hata yapıyoruz neyi çözümleyemiyoruz anlayamadığım, anlayacakmışız gibi de durmuyor...

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Son yıllarda da bir şey moda oldu. Vatan haini ile kahramanlık aynı çatı altına alındı ve savunucuları da gitgide arttı. Özellikle gelişme çağında ki gençler bunu savunuyorlar. Daha bir şey bilmeden ağabeylerinden, ablalarından duyduklarını Tarih olarak topluma sunmaya çalışıyorlar.

Milletin üniformalı askerine, polisine kurşun sıkanlar, bir ekmek peşinde koşan halkı zor durumda bırakıp zarar verenler, milli serveti elimizden kaçırıp, yok edenler, yüzümüze baka baka bize sövenler, cebimizdekini çalıp sırtımızdan bıçaklayanlar...

Yukarda saydıklarım suçlu ya da Vatan haini değil ha, yanlış anlamayın...

Onlar KAHRAMANLAR ve ülkesi için çalıp çırpan halka bir zıkkım koklatmayan sahte Robin Hood'lar.

Bu ülkede böyle seviliyorsun, sayılıyorsun ve anılıyorsun. Birde bu ülke için önemli biri ile kankalık kurdurdun mu bu kişileri gel keyfim gel.

Mustafa Kemal Atatürk, malum şahsı çok severdi ona Yavrum diye seslenirdi. (Yalana bak, sen o tarihte var mıydın ki, yalancılar)

Ah ah ne desek anlamazlar...


Son sözüm;
Bu ülke de vatan hainleri kahramansa bende vatanını seven biri olarak hain olmaya razıyım...

Yavuz TANRIVERDİ


27.06.2008

Mtv'de, Türkiye'yi Temsilen Sagopa Kajmer'i Gönderelim





http://ema.mtv.com.tr/vote/

Adresinden Turkish Act’i daha sonra Sagopa Kajmeri tıklıyorsunuz.

Oy kullanan tüm arakdaşlara ve Sagopa Kajmer sevenlere teşekkür ederim.

21 Eylül 2008 Pazar

Ateş Kıvılcımken Söndürülmeli




Kötülük hissini barındırır içte ki yürekler… Sebepleri vardır duyguların, sonuçları vardır kötülüklerin… Şerrin arkasındadır sevgi, iyilik, barış… Sebepleri beklerler, çıkmak için… Ama geç kalınmazsa…

Kötüyü değil, kötülüğü yok etmeli… İyi insanlar ancak böyle çoğalırlar… Tutuşturan eller değil, kıvılcımla mücadele edilmeli… İyilik istiyorsak eğer dünya da, ateşi kıvılcımken söndürmeli!.. (Lev Nikolayaviç TOLSTOY-Dünya Klasikleri–4)

Dedim ya sebepleri vardır yanlışın, insan da bu nokta da takılır ve yok etmek ister… Onu yok ettiğinde her şey sonuçlanacakmış gibi, mutluluğa erecekmiş gibi, haklılığa çıkacakmış gibi… Kör olur insan, tasarruf edemez durumunu, tevafuklara bırakır yaşantısını… Damarına basıldı mı kükrer, Kin şerbetine bürünür nefsi, nefret salkımına asılır taneleri… Gıybete düşer, dedikodusunu yapar karanlığın ve düşer yanılgılara…

Zarar, zulmete iter insanı… Çirkinleştirir kalbi, hiddetlendirir kasveti… Kalbin gözü maddiyatla kapanır, yapılan eziyetlere karşı silah bürünmüş bir savaşçı gibi kalınır… Cesaret verir cehalet, kendini haklı bulur gurur ve cismani kalır bu fani ömür… Özentin Deccallere olmamalı, beklentin kaderden olmamalı, yanılgın da ölümü anmamalı… Hizbe kıyılarda kalmış pis nefesin çıkmamalı meydana, götürmemeli hiddetin seni makûs geçmişine... Tokat yediğinde diğer yanağını döneceğine, Hz. Yunus gibi yap “Ne tokat ye ne de tokat at”… Ne kötülüğe maruz kal ne de kötülük yap… Baştan çözüm getir kendine…


Dediğim gibi Yunus’a özenmeli insan, suskun kalmamalı haydut Nemrut’a… Ama zulme değil yapılan tepki, dilini tutmalı davranışlar, savaş vermemeli nefis… Hududunu çizmeli akıl, kum’a çakıl’a karışmamalı kötülük, temizlenmeli kirler… Tokat atana selam vermeli yanak, diğer yanağa ulaşmadan temizlenmeli hiddet… Ateş içimizi yakmaya başladığında, yakana değil yanana sarılmalı… Çünkü Ateş Kıvılcımken Söndürülmeli… Sonra söndürmesi zor olur çünkü ve iş işten geçmiş olur…

Yavuz TANRIVERDİ

29.05.2008

Şeyh Şamil





















Şeyh Şamilsin Sen...
Bir Elinde Kur'an Diğerinde Kılıç...
Arkadan Da Milletin Hıncahınç...
Karşında Moskof Sümsük Mü Sümsük...
Alnın Açık Korkusuz Ey Şamil'im...

Karlı Dağlarda Aç Açık...
Sırtında Tek Bir Kürk Apaçık...
Şarapneller İçinde Bir Parçacık...
Vurdu Seni Yıkılmadın Ey Şamil'im...

Toprak Verilmez Bir Karış...
Verdin Oğlunu Karşılık...
Sıkıştın Kalede, Bu Rusların Yaptığı Kancıklık...
Yinede Kurtuldun Yenilmedin Ey Şamil'im...

Başka Ellerde Esir Oldun...
Hacı Murat Sattı Gocunmadın...
Ruslara Set Çektin Boyun Eğmedin...
Ezilmedin, Bükülmedin Ey Şamil'im...

Son Deminde Gözlerin Yaşlı...
Baktın Ufka Mekke El Açtı...
Türk Milleti Sana Kucak Açtı...
Kutsal Topraklar Da Sana Mezar Oldu Ey Şamil'im

Yavuz TANRIVERDİ

31.05.2006

Kötü Karakterler Diyarına Hoş Geldiniz...

Kötü karakterler diyarına hoş geldiniz... Bendeniz kara kalpli kara hisli düşünceye sahip kara kalemim… Hiç iyi şeyler yazmam ben, hep kötü düşünürüm… Benim yapım bu zaten; “Karanlık ve Kötü”… Roman kahramanları çıkarırım bazen, Edebiyat dünyasında üne kavuşurlar kötülükleriyle bazende fimlere senaryo olurlar… Freddy, Jason, Joker, Hannibal da neymiş diyesi geliyor insanın kendi kendine… Edebiyat tarihinin en sinsi ve kötü karakterlerinden biri olarak karşımıza çıkan Raskolnikov var… Ona hayranlık için “Suç ve Ceza”’yı okumak gerekmez… Bunları hissetmek için yaşamak gerekmez, kalemin ucunu takip edin yeter…

Ben bir kötü kalemim insanların hayatını karartırım bir hareketle, duyguların önemi yoktur benim dünyamda, değersiz bir parçadır satır aralarında… Zevk’in tarifi de inanılmaz ölçüdedir, denemeler eşliğinde tadarım bu hissi… Hiçbir insan sevmez beni, zaten sevmesini isteyen kim!.. Sevgi sözcüklerini barındırmam bünyemde, onlara yer yoktur mürekkebimde… Yunus Emre’yi, Mevlana’dan ne kadar nefret ederim bir bilseniz… Dayanamıyorum onların o güzellik ve mutluluk sarf eden kelimelerine… Pavlov’un köpeklerini salasım gelir bazen üstlerine ya da Testere’nin oyunlarına kurban edesim geliyor… Ama yeniliyor hep o kahrolası silgiye ve içten zehirleyen “SEVGİ”’lerine…

Dünya 2 şıkka ayrılmıştı velhasıl… Bir yanda maalesef iyiler diğer yanda sevgili kötüler… İyiler daha iyi düşünürlerken ve rahatça yastıklarına başlarını istiflerken Kötülerde uyanık ve sinsi olarak geçen saatlerden daha fazla zevk alıyorlardı… Bazı şeylere kendilerinin yakıştırılmasından nefret eder hale geldi kötüler, Kötü Kedi Şerafettin de neydi ya da “Tom ve Jerry” de ki Tom’a kötü denmesi… Onlar asla kötü olamazlar…

Çok gezdim çok araştırdım bir sonuç elde edemedim… Kötü mü arıyordum yoksa ben mi kötülük yapmak istiyordum… Karakter oluşturmalıyım, dünyanın sonuna kadar var olmalıyım yapımla, yaptılarımla… Önce çocukları korkuttum, kâbusları oldum… Elini uzattı, ağladı… Elini ittim bende ağlattım… Kötü karakter bulamamıştım ya hani… Ve o anda buldum ben onu… Kim mi?.. Bendim işte o Kötü karakter… Artık kara kalem bendim… Sevgi’nin, iyinin, güzelliğin, hoşgörünün, mutluluğun ve adaletin tek düşmanı… İşte benim…

Kötü karakterler diyarına hoş geldiniz...

Yavuz TANRIVERDİ

08.02.2008









Hayat,Ölüm,Umut....

Bir hayatın çizilmesi bu
Kırık uçlu kalem ile başlar
Yanlışın üstünü çizmesiyle biter
Tıpkı silginin gerçeği yok etmesi gibi.

Hayatın zor kısmı siler sırlarımızı
Devam edilir sırsız yaşam'a
Yaşamanın zulmü, zalimliği beraberinde
Kahramanlıklarımız da kayıpta.

Kayıptakiler dönecek elbet bir gün
Ve yıkılacak haramzadelerin hükümdarlığı
Hesap verecekler ekmek kırıntılarına
Yakacak harap boşluklar içlerini.

İsyan edecek heba hayatlar
Dönüşe başlayacak o anda
Karanlık-aydınlığa
Kaybediş-kazanca
Kış-yaz'a...

Duyuracak seslerini mevsimler
Ağlayacak tane tane bulutlar
Ve silkinecek mutluluk
Başka bahara kalacak ölümler

Saracak çevreni iyilikler
İz bırakacak çehrende tebessümler
Düşünmene fırsat kalmayacak
Hissizliğin varlığındaydı kötülükler

Kuyu açıldı ve içine düştü dertler
Ruhsuz insana korkuyla gelir darbeler
Kan bürünür gözler, beş kuruşa satılır etler
Şiddet seçer güçsüzü, desteksiz yıkılır bentler

Bu sıradanlığınla aynaya baksan da yoksun
Çirkinliğin önemsiz ama güzelliğinle mayhoşsun
İçi dolu ressamsın, resimsiz sen boşsun
Üzüntülere inat, tüm hayat coşsun

Yavuz TANRIVERDİ

20.09.2008