1 Kasım 2008 Cumartesi

Çaba göstermek ya da susmak





Deniz ne güzel kokuyor bugün...

Bir senfoni gibi yönetiyor rüzgâr, sağa sola çarpan dalgaları. Bir ritim tutturmuşlar, sanki bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Kenarda oturan gençler olanları izlerken demir atmışlardı banklara. Halatlarını çözecekler biraz sonra ve açılacaklar açık denizlere. Tayfa arıyorlarmış gibi bakınıyorlardı çevreye, çözülecek halat var, gidilecek yol var, gezilecek dünya var edasıyla. Yerle bir olan hayat çizgisinde 5 kuruşa satılan gurur, küfürler içinde dibe batan onur, 27 arifesinde yaşam mücadelesi veren bu bedende ki umut. Teneffüs eder gizemi irade, içer şarabı için de korku barındıran şiddet, kıymeti kaçırır isyanın arkasına gizlenen komedyenler. Hepsi bu, gerisi hikâye...

Kaldırım taşları canımı sıkar oldu...

Özgürlüğün içinde hapis ayaklar yolu aşındırır, mecburiyetinin gidişidir bu. Mutlu gözükmeye çalışıp çevresinde ki parazitlerden tiksinir hale gelir bakışlar. Dayanamayacak, yığılacaktı kaldırımların sabitliği üstüne. Astım krizi tuttu sanar kararan gözler, bir nefese ihtiyacın tozlarla engellendiğini göremezsin de. Devekuşu gibi kafasını gömen insanlar üstümden basıp geçiyorlar, uzattığım elin tersini yüzüme çarpıyorlar. Neydi bu kaçış ve yıkılış, nedendir bu mahvoluş ve terk ediş. Yapışmıştı vücut kaldırımlara. Tek sarılan oydu bedene. Ama sahiplenenden hoşlanmadım, sıkmıştı beni, yormuştu canımı. Direnemedim teslim ettim kendimi ve beddua ettim vesveselerime. Düzeltemedim insanları ve kendimi. Yüzümü yasladım yere kabullendim her şey'i...

Huzur bekçisi miydi bana uğramayan...

Başkaldırdım boş beyinlere, 32 ayar değil değerim ya da kuponla verilip promosyonla dağıtılmıyorum. Süs eşyası sanıldı sanırım duruşum, tavuk misali gıdaklamadık ama korkaklığı küfrüme bulaştırdı bu susuşum. Hayalet'im bu koca şehirde, güneş açmıyor üstümüze, daldım fedai gibi derinlere. Şaka sandı düşlerimi, yalan sandı kelimelerimi ve yok sandı haysiyetimi. Sadık bulamadı sarfiyatlarıma ve beni gitti giyotine buladı bu huzur bekçileri. Ben bu film'i izledim, alkışlar yabancı kaldı lakin. Başrolde ki oyuncuyu da tanımıyorum. Çok yabancı geldi bana.


Suskun kalmak, çare ummaktan daha iyi midir?..

Bazen kendini anlatamazsın, haklı da olsan. Çaresiz kalırsın, ezilirsin cevapsız düşüncelerin altında. İhtimalerle yargılanmak, sorgulanmak ve daha sonra cezalandırılmak koyar kişiye. Kılıç darbelerine cevap verememek ve her darbe de yara almak öldürmez ama çok can yakar ve sıkar. Sonra bu çocuk neden karamsar... diye sorarlar. Ölüm ile yaşam arasına sıkışırım ve tercihimi sunarken kendime, altta ki şu sözlere takılırım...

"Ölüm ve yaşam... İkisinin de bir nedeni yoktur. İnsanlar doğar çünkü anneler bebek ister ya da Tanrı safında savaşacak savaşçıya ihtiyaçlar vardır. Ölürüz çünkü çok fazla kırmızı et yeriz ya da sigara içeriz. Kimse sonsuza dek yaşayacak kadar dikkatli olamaz ama bir çaba gösterebiliriz değil mi? "


Çaba göstermeye sebebim çok var, kendime engel olmak için çokta düşüm var. Biter mi bu yalnızlık hikâyesi bilemiyorum ama ben hikâye’yi daha fazla acıtmadan bitiriyorum. Ve susarken de çabalıyorum…


Yavuz TANRIVERDİ

01.11.2008

2 yorum:

Unknown dedi ki...

Buram buram emek kokuyor,yüreğine sağlık hocam...

Yavuz TANRIVERDİ dedi ki...

Teşekkür ederim efendim,emeğimizi boş bırakmadığın için...:)